Kendinizden geçercesine selfie çekiyorsanız bir düşünün: Selfitis olabilir misiniz?

Çağımızın hastalığının ne olduğuna dair tahminler sürüp gidiyor. Şimdilik pandemi gündeme damga vurmuş gibi. Ama selfie düşkünlüğünden muzdarip olanları da unutmayalım. Selfitis ciddi bir tehlike olarak gözümüzün önünde yükseliyor.

Teknoloji sağ olsun kucağımıza düşen onlarca yeni bağımlılık ve fobiyle yaşamaya tam gaz devam ediyoruz. Hatta kendisiyle artık o kadar haşır neşiriz ki sergilediğimiz bazı davranışların alışkanlık değil de bağımlılık olduğunu ne yazık ki kavrayacak durumda değiliz. Listenin başında kuşkusuz akıllı telefonlara olan bağımlılık var; yani nomophobia, telefonsuz kalma korkusu. Onlarsız kalırsak vay halimize! Bu sıralar özellikle pandemiden dolayı tavan yapan bir diğer bağımlılık: cyberchondria yani hastalık belirtilerini internet aleminde kontrolsüzce gezerek hastalığı teşhis etme durumu. Peki ya telefonların ön kamerasıyla yapışık ikiz gibi yaşadığımız ilişki de bir bağımlılık sayılır mı? Günde kaç tane selfie çekiyorsunuz ve kaçını sosyal medya alemlerine paslıyorsunuz, hiç saydınız mı? Sayı biraz fazlaysa üzgünüz ama kötü bir haberimiz var: Selfitis’ten muzdaripsiniz. Biz değil, araştırmacılar söylüyor.

Şu an dönüp hem galerinizdeki hem de sosyal medyada paylaştığınız selfie’lerinizi saymaya başlamış olabilirsiniz. Peki günde kaç tane selfie çekmek durumda bir gariplik olduğuna işaret ediyor? Günde üç adet, yirmi yoksa yüz seksen iki adet mi? Sağ olsun araştırmacıların son zamanlarda selfie çekme üzerine yaptığı araştırmalar bu sorulara ışık tutar nitelikte. Yeni nesil bağımlılıkları tespit ederek araştırmacılar belki de dünyanın sonu gelmeden küçük ve tatlı bir uyarı yapıyorlar.

Dersimiz selfie: Duck face, fish gape ya da headache pozları

Selfie, bir insanın telefon, web kamerası ya da fotoğraf makinasıyla kendi yüzünü çektiği ve sosyal medyada paylaştığı fotoğrafa verilen İngilizce isim. Yirmi birinci yüzyıla ait bu kelimenin bir bozukluğa sebep olacak noktaya geleceği hiç tahmin edilmiş miydi, bilinmez. Türkçe karşılığı için birçok öneri getirilmişti hatırlarsanız. TDK’nın ‘özçekim’ ile başlayan serüveni ‘görçek’ ile devam etti. 200 bine yakın öneri getiren vatandaşlardan gelen dahiyane buluşlar arasından seçilmişti selfie’nin Türkçe karşılığı. Öneriler arasında ‘kendiş, fotokendi, kendiçekim, fotoben, özçeki, yüzçek, sençek, bençekim, kendimce, otofoto, özpoz’ ve daha niceleri yer alıyordu. Cem Yılmaz’ın bulduğu karşılık da aslında fena sayılmazdı: kendikem.

Trump vs. Kardashian

Özçekim yani selfie yıllar içinde kendi trendleriyle dalgalanarak bugünlere geldi. Selfie çekmenin de elbette bir sanatı vardı. Top modellerin, ünlü isimlerin, dünya starlarının belirlediği bir selfie trendi mevcut. En popüler selfie pozu duck face yani ördek suratla başladı. Alt ve üst dudağın öpücük yapar gibi şişirilerek alık bir ifadeyle oluşturulan surattan ibaretti bu selfie modası. Aslında kişi kendisini hoş ve güzel göstermek için giriyordu bu hallere ancak sonra internet aleminde her şeyde olduğu gibi duck face’in alay konusu olduğu paylaşımlar yapıldı. Donald Trump’ın mı yoksa Kim Kardashian’ın duck face’i mi daha iyi yarışmaları yapıldı. İşin yine psikolojik tarafına değinirsek 2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre böyle bir surat ifadesiyle poz verenler nevrotik yani duygusal dengesizlikle ilişkilendirildiği öne sürülmüştü. 

duckface

Daha sonra duck face’in yerini fish gape yani balık ağzı aldı. Dudaklar çok hafif aralanarak şuh bir bakışla elde edilen bir pozdu balık ağzı. Ünlü oyuncular, top modeller aklınıza gelen tüm isimler bu suratlara bürünerek selfie’lerini sosyal medyalarında paylaşıyordu. Instagram’ın kullanımı arttıkça selfie trendi de evrildi haliyle. Headache yani baş ağrısı pozu bayrağı devraldı. Başın ağrıyormuşçasına elini şakağına götürerek verilen pozun adıydı. Balık ağzını ve baş ağrısını birlikte kullanmak ise tamamen size kalmış.

Influencer’lar, influencer’larımız

Hemen elimizin altında olan teknolojik imkanlar ve trendlerle selfie kervanına yediden 70’e herkes katılmaya başladı. İnsanların binbir çeşit selfie’lerini görüp kopyalayıp kendi hesaplarında paylaşma isteğinin arkasında yatan asıl sebebin hayatlarına etki eden influencer yani nevi dijital kanaat önderlerinin olduğu kaçınılmaz. Onların hayatlarını; giydiklerini, gittikleri yerleri ve yiyip içtikleriyle kopyalamak belki de asıl bağımlılık. Bunu profesyonel işe dönüştüren ve bununla kazanç sağlayan hesapların yanı sıra getirisi olmayan, sadece ”benim hayatım onunki gibi” ya da ”daha güzel” dedirten paylaşımlarla aslında son derece sahte olan sanal dünyaya bağımlılık asıl korkutucu olan. Her davranış bozukluğunda olduğu gibi kendinden geçercesine şuursuzca çekilen selfie’lere olan bağımlılık işte bu yüzden araştırmalara konu oluyor.

View this post on Instagram

Wyoming 🏔

A post shared by Kim Kardashian West (@kimkardashian) on

Acaba hepimiz selfitis miyiz?

İlk olarak Amerikan Psikiyatri Birliği’nin ‘selfie’ çekmenin ‘selfitis’ isimli bir ruhsal bozukluk olduğunu öne sürdüğü haberleri çıkmıştı 2014 yılında. Özgüven eksikliğini gidermenin ve yakınlık hissiyatını doldurmanın bir yöntemi olarak obsesif bir şekilde kendi fotoğraflarını çekme ve bunları sosyal medyada yayınlama arzusunun selfitis olduğu öne sürülmüştü.

Ancak internet dünyasında çoğu zaman olduğu gibi eğer haberin kaynağına bakmazsanız her şeye kanmak mümkün, tıpkı bu olayda olduğu gibi. Kaynağını incelemeden kopyala yapıştır haber tekniğiyle haberi yayınlayan mecralar belli ki bu içeriğin ilk yayınlandığı kanala bakmamışlar. Gerçeklere dayalı haberleri kendine özgü dilinde kurgusal bir anlatımla yayınlayan Adobo Chronicles yani bir nevi Amerikan Zaytung’u bu haberi ilk çıkaran site. Adobo Chronicles’ın nasıl bir haber sitesi olduğunu bilmeyenler haliyle kopyala yapıştır yapıyorlar. Ancak bir yayın sitesinin ‘hakkında’ kısmına girip bakmak her muhabir için eve gelince el yıkamak gibi bir alışkanlık olsa gerek. Dolayısıyla Adobo Chronicles’ın hakkında kısmına baktığınızda haberlerini gerçeklere dayalı olayları kurguyla birlikte yayınlayan bir haber kaynağı olduğunu yazmışlar. Keşke hepimiz bu haberlere inansak ve hem güldüğümüz hem de eğlendiğimiz bir dünyada yaşasak.

Uzmanlar araştırıyor…

Neyse ki böyle bir parodi haber çıkmış ki bazı bilim insanları gerçekten selfitis’in bir psikolojik bozukluk olup olmadığını araştırmaya başlamış.

Hindistan’ın Madurai şehrindeki Thiagarajar Enstitüsü’nden Dr. Janarthanan Balakrishnan ve İngiltere Nottingham Trent Üniversitesi’nden davranış bağımlılığı profesörü Mark D. Griffiths tartışmaları bir boyut öteye taşıyarak 2017’de selfie üzerine yapılan ilk araştırmayı gerçekleştiriyorlar. Hindistan’daki bir üniversitede kurdukları fokus grupla bu durumun ciddiyet derecesini ölçebilmek için ‘Selfitis Davranış Skalası’ geliştiriyorlar. Fokus grubun özellikle Hindistan’dan seçilmesi de pek manidar. Hindistan en çok Facebook kullanıcısına ve tehlikeli lokasyonlarda fotoğraf çekerken en çok ölüm oranına sahip ülke olarak biliniyor.

Velhasıl araştırmalarını yapan Balakrishnan ve Griffiths ilginç bir tablo çıkarıyor önümüze. Fokus gruba yapılan anketteki ifadeler farklı değişkenleri sahipleniyor ve bunların puanlamasıyla durumun ciddiyeti üç ayrı grupta kategorize ediliyor. Puanlamalarını istedikleri ifadeler arasında ”Selfie çekemediğimde kendimi gruptan dışlanmış hissediyorum” ya da ”Sosyal medyada selfie paylaşınca kendimi daha popüler hissediyorum” gibi örnekler yer alıyor. Özetlemek gerekirse cevap verenlerin sosyal rekabette, ilgi odağı olma konusunda, mod değişkenliklerinde, özgüven ve çevreden kabul görme konularında neler hissettiklerine dair durumların yer aldığı bir anket yapılıyor ve buradaki gibi bir skala ortaya çıkıyor.

Borderline (Sınırda Olan) Selfitis: Sosyal medyaya yüklemeden günde en az üç tane selfie çekmek

Akut Selfitis: Günde en az üç tane selfie çekip hepsini sosyal medyada paylaşmak

Kronik Selfitis: Gün boyunca selfie çekmekten kendini alıkoyamayan ve sosyal medyada bunlardan en az altısını paylaşan

Araştırmanın sonucu şöyle yorumlanabilir; tipik selfitis’ten muzdarip olanların genellikle dikkat çekmeyi sevdiği, özgüven eksikliği yaşadığı ve toplumdaki konumlarını güçlü kılıp sosyal bir gruba ait olma isteği duyduğu söylenebilir. Dr Janartanan Balakrishnan diyor ki, ”Selfitis durumu yaşayanlar tipik olarak özgüven eksikliğinden muzdarip ve çevresi tarafından kabul görme ihtiyacı duyanlar. Aynı zamanda bağımlılıkla ilgili davranışlara işaret eden diğer başka semptomları da yaşayan bireyler.”

Ve ekliyor; ”Bu durumun gerçekten varolduğu doğrulandı ve umuyoruz ki insanların bu obsesif davranışı nasıl ve neden geliştirdiklerini anlamamızı sağlayacak ve olumsuz etkilenenlere nasıl yardım edilmesi gerektiği üzerine daha başka çalışmalar ve araştırmalar yapılır.”

Ya ekmeğini selfie’den çıkaranlar? 

Günde üçten fazla selfie çekmenin hiç de iyiye işaret etmediğini doğrulayan araştırmalar bir yana selfie’den geçim kaynağını kazananlar ne yapsın? İşin aslı sadece selfie çekmek değil aslında; bunu ne sıklıkla, nasıl ve ne şartlar altında yapıldığını sorgulamak. Her gün kendinden geçercesine kendi fotoğrafını çekip bunu bilimum sosyal medya hesaplarında paylaşmanın ta kendisi aslında endişe veren bir durum. Klinik Psikolog Elaine Ducharme diyor ki ”Çekilen selfie’leri yayınlamak tek problem değil. Bireyin kendi fotoğrafını ölçüsüzce ve kontrolsüzce çekmesi aynı kumar, alkol ve hatta seks bağımlılığı gibi bir şeye dönüşebilir.”

ellen selfie

Diyelim ki ünlüsünüz veya iş icabı sosyal medyadasınız… Geçiminizi marka iş birlikleri yaparak sağlıyor; şanınızı, şöhretinizi selfie paylaşarak etkileşiminizi artırarak devam ettiriyorsunuz. Bu durumda selfie’ciliği nasıl yorumlamalı? Tabii ki selfie’yi ”normal”in dışına çıkaran neden ve nasıl yapıldığı; ona bağımlı olup olmamak kriter. Tatilde gittiğin arkadaş grubunla çektiğin bir selfie anı olarak telefonunda, sosyal medyanda ve WhatsApp gruplarında kalırken, gördüğün bir ünlüyle alelacele çektiğin selfie’deki yamuk suratına her baktığında gülmek de ayrı bir eğlence olsa gerek. Oscar gecesinde ünlülerin yanak yanağa çektirdikleri o meşhur selfie de ne büyük olay olmuştu, değil mi? Aslında bu şekilde düşününce, bir nevi iletişim aracı olarak da görülebilir selfie’ler. Kardashian’lardan kim kaldı selfie’siz? Kimse. Hatta Kim Kardashian’ın daha önce sosyal medyada görülmemiş selfie’lerinden oluşan tam 448 sayfalık bir kitabı bile var: Selfish.

Ya da 90 yaşındaki Helen Van Winkle’ı örnek verelim. Fosforlu renklerin dünyasında adeta 20’lik bir genç kız ruhuyla çektiği onlarca selfie ile donatmış Baddie Winkle isimli Instagram hesabını. Az buz takipçisi yok, 3 milyon 800 bin kişi renkli dünyasındaki selfie’lerine bakıyor, o da geçimini bundan kazanıyor haliyle. Bu yazıyı yazarken mail kutuma düşen bir başka selfie haberi ise Hülya Avşar’dan geliyor. Bir el kamerasıyla kendini çektiği, yapımcılığını, yönetmenliğini ve senaristliğini yine kendi üstlendiği Selfi filmi de televizyonlarda yayınlanmaya başlamış bile.

Selfie eğlence sektöründe bile yerini alıyor Hollywood’da yer alan Selfie Müzesi ziyaretçileri için gün içerisinde selfie rekoru kırmalarına elverişli mükemmel bir interaktif ortam sunuyor.

Mükemmel selfie uğruna yapılan onlarca estetik

Avucumuzun içindeki telefonların tanıdığı teknolojik imkanlarla selfie’lerde kendimizi olduğumuzdan çok daha güzel göstermek, istediğimiz imajı yaratmak o kadar kolay ki. Bu da ister istemez bedenlerimizle kurduğumuz ilişkiyi etkiliyor. Teknolojinin kucağına doğan Z kuşağı kuşkusuz birer selfie uzmanı. Çok genç yaşta kıvrak zekaları sayesinde telefon kamerasıyla kurdukları ilişki haliyle X ve Y kuşaklarından çok daha ustaca ve dolayısıyla çok daha ulaşılabilir.

Instagram’ın Story’lerde sağladığı filtreleri düşünün. Renkli badem gözler, belirgin elmacık kemikleri üzerine serpiştirilmiş çiller. Filtrenin ismi bile Top Model. Daha henüz öz benlik ve kimlikle olan ilişki tam oturmamışken kendini olduğundan bir başkası gibi göstermeye çabalamak elbette tehlikeli olmaya başlıyor bir noktadan sonra. Hatta işin daha korkunç yanı, filtreler yetmemeye başlıyor. En iyi çıktığı selfie’yi çekene kadar uğraşırken fark ediyor ki ne yaparsa yapsın burnu hiç iyi çıkmıyor ve çözümü estetikte buluyor.

JAMA Facial Plastic Surgery’de yayınlanan bir araştırmaya göre selfie’lerinde kendilerini beğenmediklerinden dolayı yüz estetiği talebinde bulunan insanların sayısının arttığını dile getiriyor. Amerikan Yüz Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Akademisi üyeleri hastalarının yüzde 55’inin burunları selfie’lerde büyük durduğundan burun estetik ameliyatı istediklerini söylüyorlar. Selfie çekerken kameranın surata çok yakınlaşması ister istemez yüz hatlarındaki oranları çarpıtıyor ve yüzler yanlış temsil ediliyor, takipçileri de sanıyor ki bu kişinin burnu gerçekten büyük, gerçekten gıdısı var ya da yüzü gerçekten yusyuvarlak. İşte tam da Z kuşağı burada giriyor devreye. Eskiden karne hediyeleri bilgisayar, cep telefonu ve hatta çok daha eskiye gidelim Nintendo ya da Barbie eviydi. Şimdilerde lise mezuniyet hediyeleri estetik ameliyatı, botoks veya dudak dolgusu. İnanabiliyor musunuz?

Her şeyi olduğu gibi selfie çekip paylaşmayı da kararında ve yerinde tutmak şart! Kendi akıl sağlığı bir yana takipçileri de boğmamak, göz devirmelerine izin vermemek adına. Evet, teknolojiye şükür ki hayatlarımız çok kolaylaştı. Ancak onun sayesinde davranışlarımıza kodlanmış bazı ‘alışkanlık’larımız olmadan panikliyorsak bilin ki bağımlıyız artık. Siz siz olun her şeyi olduğu gibi bunu da dozunda tutun, bizden söylemesi.