Mahremiyetsizlik Çağı: Teknoloji insan haklarına bir katkı sağlar mı?

Yapay zekaların ve yazılımların insan hayatına getirdiği kolaylık artık vazgeçilemez bir halde. Ara ara gündemleri meşgul eden gizlilik ihlalleri ve insan hakları konusu şimdilerde Black Lives Matter protestolarıyla birlikte gözleri yüz tanıma teknolojilerine çeviriyor. Mahremiyetsizlik Çağı

mahremiyetsizlik çağı

Dünyanın varlığının temel taşı düalite. Karşıtlıklar birbirini tamamlıyor, dolayısıyla ilerleme ve büyüme gerçekleşiyor. Aynı durum içinde bulunduğumuz çağ gereği teknolojinin hayatlarımıza etkisinde de görülüyor. Bir tarafta benliğimizin ciddi bir parçası haline gelen teknolojilerle yaşarken diğer tarafta ise bunun sürekli olarak mahremiyetimizi ve özgürlüğümüzü negatif boyutlarda etkilediği tartışılıyor. Keza konunun insan hakları bölümü çağlar boyunca düalitenin bir tarafında olanların savaştığı bir mesele. Black Lives Matter hareketinin getirdiği kimine göre ”iyi” kimine göre de ”kötü” sonuçlar da teknoloji camiasını epey meşgul ediyor. Facebook’a yapılan reklam boykotunun etkileri hâlâ suyun yüzeyinde salınırken IBM, Amazon ve Microsoft’un Amerikan polis departmanına yüz tanıma teknolojisi konusunda destek sağlamayı bırakması da son günlerde manşetlerde.

Alınan bu tavır karşısındaki temel istek ise hükümetlere varlıklarını koruma konusunda ciddi bir güç sağlayan bu teknolojinin artık bir düzene koyulması. IBM CEO’su Arvind Krishna “IBM bundan sonra, genel amaçlı yüz tanıma ya da yüz analizi yapan yazılımlarla ilgili hizmet vermeyecek” dedi ve insan haklarının ihlal edildiğini vurguladı. Kitleleri gözetleme ve ırksal profillere ayırmanın temel insan hak ve özgürlerine zarar verdiği ve bunun pazarlanmasının belli etik değerlere uygun olmadığı aşikâr. Bu teknolojiye karşı sadece belli şirketlerin bir tutum sergilemesinin soruna bir çözüm olup olmayacağı ise her zamanki gibi soru işareti.

Bilindiği üzere kolluk kuvvetlerine yüz tanıma yazılımının tedarikini sağlayan sadece bu üç büyük firma değil. Clearview AI, Japonya’dan NEC ve Ayonix, Almanya’dan Cognitec ve Avustralya’dan iOmniscient, ABD polis güçleriyle ilişkilerini sürdürmek istediklerini söylediler… Hatta iOmniscient CEO’su Rustom Kanga, konunun bir “yönetim meselesi” olduğunu belirtiyor ve ekliyor “Polise işlerini yapmak, kayıp çocukları bulmak ve terörizmi durdurmak için araçlar vermeliyiz.”

Pek tabii bazı sivil toplum kuruluşları, akademisyenler hatta bazı politikacılar Rustom Kanga ile hemfikir olmamakla birlikte, hükümetler ve polis tarafından yüz tanıma teknolojisinin kullanılmasının demokratik bir toplumda büyük riskler oluşturduğu konusunda uyarıyorlar. Diğer yandan NEC, Cognitec ve iOmniscient gibi şirketler, Microsoft veya Amazon’dan daha düşük yazılım profillerine sahipler. Bu sebeple etkileri teknolojik anlamda tartışmaya müsaitken, ABD dışında Londra ve Hong Kong polis teşkilatlarının da aralarında bulunduğu birçok hükümete de tedarik sağladıkları konuşuluyor.

Konunun diğer tarafında olanlardan Microsoft Başkanı Brad Smith de şirketin ürünlerini insan haklarına dayanan güçlü bir ulusal yasa olana kadar ABD polisine satmayacağını söylüyor. ABD’de bazı politikacıların teknolojinin kullanılmasının zorlaştırılması yönünde bir yasa tasarısı sunduğu da gündemde. Mutabık bir diyalog yaratılır mı bilinmez fakat şeffaflığın kavram olarak altının doldurulmasının hiç olmadığı kadar ciddi önem teşkil ettiği bir çağdayız. Hâlâ ayrımcılık ve ırksal adaletsizlik tartışıyorken, bazı güçlerin merhametsizliğe emanet edilmemesi galiba karşıtlık dengesinin korunması için de epey gerekli.

Geçtiğimiz yıl yapılan bir araştırmaya göre seksenden fazla yüz tanıma teknolojisi sunan tedarikçi var. Bu teknolojilerin son yirmi yılda polis teşkilatları tarafından kullanımının artması, evrensel teknolojik gelişmeler düşünüldüğünde pek şaşırtıcı değil belki de. Toplumsal uyum ve düzen için bu gibi teknolojilerin sağlayabileceği faydalar da ortada. Herkesin kendi alanında önemli oyuncular olma isteği insanlığın ilerlemesine büyük katkılar da sağladı. Fakat gelin kabul edelim, insanoğlunu en çok korkutan ve rahatsız eden durumlardan biri izlenmek. Laptop’ların kameralarını bantlama furyası hâlâ dinmiş değil.

İlginç olan ise bir yandan kameralarımızı bantlarken diğer yandan telefonlarımızın ‘mahremiyetini’ sağlamak için parmak izlerimizi ve yüzlerimizi taratıyor oluşumuz. Bu konu da zihinlerimizde yerini sıradanlığa bırakmadan tartışılıp belli ilkelere sahip olunması açısından çalışılıp, konuşulmayı hak ediyor gibi. Bir düşünün…

 

Mahremiyetsizlik Çağı Mahremiyetsizlik Çağı Mahremiyetsizlik Çağı