Hata matrisi: Dark

İzlerken kafamızı allak bullak eden Netflix orijinal dizisi Dark, geçtiğimiz günlerde final sezonuyla kapanışı yaptı. Ülkemizdeki popülerliği malum; siyasetçilerimizin bile dilinde. Zaten nasıl olmasın: Final sezonunda birçok soru işaretini kafamızdan atmamızı sağlayan yapım, yeni sezonu çıktığından bu yana Netflix’te en çok izlenenler kısmında. Gizemli olay akışı ve dört aileyi nesillerdir birbirine bağlayan olaylar biz izleyeni çaresizce peşine takıyor. Ee sonuçta Alman mühendislik harikasından bahsediyoruz… Dizinin yaratıcıları büyük bir Lost hayranı olsa da Dark Lost’un aksine, final sezonunda anlam akışını bozmadan ilerlemeyi başarıyor.

Nasıl anlatsak, nereden başlasak…

Spoiler’ları bir tarafa bırakarak anlatmaya çalışalım…

İlk sezon, ‘‘basit gibi’’ bir açılış yapmıştı: Almanya’nın Winden adlı kapkaranlık bir kasabasında, küçük bir çocuk kaybolur. Evet, ‘‘kayıp çocuk’’ hikayesi (hele ki karanlık bir kasabada geçiyorsa) peşinde pek çok gizem ve trajedi getirir, bunu biliyoruz ama Dark bu klişelere düşmüyor, bambaşka bir yoldan ilerliyor. Kasabada yaşayan Nielsen, Tiedemann, Doppler ve Kahnwald aileleri de ‘‘bir şekilde’’ dahil oluyor ve bu kayıp çocuk vakasıyla ateşlenen olaylar, aileler arasındaki ilişkilerin iç içe geçmesi, dallanıp budaklanmasıyla katman katman açılıyor gözümüzün önünde. Herkesin bir sırrının olduğu Winden’de, birdenbire kesilen ışıklar, havadan düşen hayvanlar gibi doğaüstü olaylar bizleri daha ilk bölümlerden dizinin kasvetine sokmayı başarmıştı. Tozpembe anları da vardı tabii: Farklı yaşlardaki çiftlerin aşkları da en saf haliyle aktarılıyordu hikayenin içerisinde. Bize de tesir eden bir tarafı vardı. Dizinin ikinci sezonunda Jonas’ın bir yanlışlık sebebiyle gözlerini gelecekte açmasıyla birlikte kıyamet sonrası yaşananlar da eklenince dizi daha geniş bir perspektife yayıldı ve zaman katmanı genişledi. Tabii yepyeni karakterlerle beraber…

dark üçüncü sezon

Bu hangi zaman ve biz hangi evrendeyiz?

Buradan sonrası, biraz spoiler içerebilir ama.

İkinci sezonun sonunda Martha’nın Jonas’a söylediği ‘‘Asıl soru hangi zamandan değil, hangi dünyadan geldiğin’’ cümlesi, final sezonunun ilk bölümleriyle birlikte anlam kazanmaya başlıyor. Zaman katmanlarının yanı sıra evren katmanlarının da eklenişi beyin kargaşasına yeni bir düğüm atarken ve bizleri de izlerken bir hayli zorluyor (kalem ve kağıda danışıyoruz).

Mikkel’in hiç kaybolmadığı, dolayısıyla Jonas’ın hiç meydana gelmediği bir dünyada (Martha’nın dünyası bu) gözlerini açıyor Jonas. Bu paralel evrende Jonas’ı arkadaşları ve diğer dünyadan olan yakınları tanımıyor. Bütün bunlara karşılık Winden kasabası yine bir yolunu bulup olağanlığını kaybetmeyi başarıyor. Mikkel kaybolmasa da diğer evrende kaybolan ve başına bir iş gelen çocukların kaderi değişmiyor. Yaşanan her sorunda kendini suçlamayı sorumluluk edinen Jonas, bu dünyada yaşananların ardından yanılgıya düştüğünü fark ediyor.

dark karakter

Aynı karakterler, farklı dünyalar

Bütün bunlar olup biterken final sezonunda Jonas ve ayrı dünyadan olan Martha’nın en büyük amaçları döngünün asıl kaynağını bulmak. Martha’nın Jonas’ı tekrar tanıması ve aşklarını farklı bir evrende tazeliyor oluşları, evrenler arası oradan oraya savrulan biz izleyicinin de yüreğini ısıtıyor. Her şeyi bildiğini ve döngünün başlangıcının farkında olduğunu zanneden Adam’ın bu iki genç aşığı sürekli oyalıyor olması sinir kat sayımızı biraz artırdı tabii.

Paralel Martha, Jonas tarafından ikna edilince, ilk iki sezonda gördüğümüz Jonas’ın başkalarını ikna etme serüvenine bu sefer Martha’nın tarafından dahil oluyoruz. Martha’nın diğerlerini kıyamet konusunda ikna etmeye çalışması bizlere Take Shelter filmindeki Curtis’in çırpınışlarını da hatırlattı.

Kıyamet sonrası

Diğer yandan post-apokaliptik dönem final sezonunda da fulfors devam ediyor. Claudia kanser olan kızı Regina’yı hem hastalığından hem de dışarıdaki tehlikelerden korumaya çalışıyor. Bu dönemde ayrıca Elisabeth Doppler, genç Noah’ya fena tutuluyor. Tanışmalarından aşklarının alevlenmesine kadar bu hikayeye de şahit oluyoruz arada. Orta yaşlı Jonas ise 1800’lerde zaman makinasını tekrar icat etmeye çalışıyor, arkadaşları Bartozs, Magnus ve Fransizca ile birlikte. Adam’ın oyunlarıyla bu makinenin yapımını engellemeye çalışması ve Martha’yı yine piyon olarak kullanması Jonas’ın işini bir hayli zorlaştırıyor.

dark sezon3

Tekrar ilk katmana dönecek olursak; Jonas ve farklı dünyadaki Martha işin kökenine inmeye çalışsa da, düğüm süpriz bir şekilde Claudia tarafından çözülüyor. Son bölümde öldü denilen Claudia, Adam’ın karşısına geçip ona döngünün nasıl başladığı hakkında uzun bir diskur çekiyor. Döngü meğer, saat ustası Tannhaus tarafından (ilk sezondan itibaren gördüğümüz kitabın sahibi) oğlunu, gelinini ve torununu kaybettiği trafik kazasını engellemek için başlatılmış.  Bunu öğrenen Adam hemen Jonas’a durumu anlatıyor ve yanlarına Martha’yı da alarak ‘‘gerçekten’’ kazayı engellemeyi başarıyorlar. Böylece evrenler arasındaki ayrılık da ortadan kalkıyor. ‘‘Gerçek’’ evren ise bizleri en çok şaşırtan oldu, tam anlamıyla sürpizler ile dolu bir final… Ve dediğimiz gibi, gerçek bir beyin kargaşası.

claudia

Claudia…

İzleyiciyi yanıltmayı seven Dark, bize iplerin Claudia’nın elinde olduğunu göstererek aslında bu karmaşık yapıya beklenmedik bir düğüm daha katıyor. Düğümlerin karmaşıklığı ne kadar had safhada olsa da senaristler en ufak detayı bile atlamayarak ipin ucunu ellerinden kaçırmamayı başarmışlar. (Ne diziler gördük, en ufak bir kargaşada yerle bir olan…) Paralel evren detayları gerçekten muhteşem kurgulanmış. Ulrich’in yine karısını aldatması, sağ gözü görmeyen polis memuru Torben’in paralel evrende sol kolunun olmaması, ince düşünülmüş ayrıntılar olarak karşımıza çıkıyor. Üçüncü sezondaki oyuncu seçimi de yine nokta atışı… Karakterlerin üç farklı versiyonu da aşırı derecede birbirine benziyor. Casting’in başarısına bir alkış daha.

İlk iki sezonda Newton, Einstein gibi, insanlığa adını kazımış isimlere selam çakan Dark, final sezonunda da Erwin Schrödinger’in hayvan deneyinden ustaca yararlanarak bilim kurgunun içine biraz da mantık serpiştiriyor ve saçma gelebilecek detaylardaki soru işaretlerini de silip atıyor. Adem ve Havva gibi ciddi bir yaratılış öyküsünü, Jonas ve Martha üzerinden cesurca anlatıyor oluşu ise dizinin bilimsel kurgusuna dini bir anlatım da katıyor.

Bu kasvetli dizi biz izleyiciyi asıl hikayeden koparıp başka mevzular üzerinde düşündürse de konuyu dağıtmıyor, bizi yine başladığımız yere götürüyor. Bu sefer tüm düğümleri çözerek.

Newton’a bir selam da biz çakalım madem:

”Bildiklerimiz bir damla, bilmediklerimiz ise bir okyanus”

Bir Isaac Newton sözü.