Seninle her şeye varım ben: Phoebe Waller-Bridge

Zihninden çıkan her işin sıkı takipçisi olduğumuz; oyunculuğundan ödül törenlerinde yaptığı konuşmalara kadar karşımıza çıktığı her an bizi kendine daha fena bağlayan bir isim Phoebe Waller-Bridge. Kendisiyle aynı döneme geldiğimiz için çok şanslı hissediyoruz…

Yazı: Buluştuğumuz İyi Oldu adına, Zeynep Naz İnansal

Phoebe Waller-Bridge’in hayatıma nasıl girdiğini hatırlıyorum. İki yıl önce, birkaç farklı arkadaşımın ‘tam benlik’ olduğunu iddia ettikleri Fleabag dizisini izlemeye karar vermiştim. İlk bölümde yaşadığım o ifşa olma ve rahatsızlık hissi, ilk sezonun sonunda kendini anlaşılmış hissetmeye ve belki de sandığım kadar yalnız olmadığımı anlama hissine bırakmıştı. Şimdiye kadar birçok yazarın, oyuncunun ve yönetmenin hayranlığına yıllarını adamış ve fangirl tacını kimselere kaptırmamış biri olarak söylemek isterim ki, daha önce hiç kimseye Phoebe’ye hissettiklerimi hissetmedim. Çünkü çocukluğumdaki cahil cesareti anlarından beri belki de ilk kez yaratmak ve üretmek istediğim şeyin bir seyricisi olabileceği hissini Fleabag sayesinde yaşadım. Bu yüzden de Phoebe’nin kendinden taviz vermeyen, zekice kurgulanmış kara-komik dünyasında bir yolculuğa çıkmak istedim.

phoebe5

İlk buluşma

Londra doğumlu Waller-Bridge, Royal Academy of Dramatic Art mezunu. Kariyerinin başlarında tiyatro oyunculuğu ve oyun yazarlığı yapıyor. Onu tanınır hale getiren ilk işi de İngiliz yapımı suç dizisi Broadchurch’de canlandırdığı Abby Thompson rolü oluyor. Onu yazar ve senarist kimliğiyle tanıdığımız ilk iş Crashing de kendi yazdığı ve başrolünde oynadığı altı bölümlük bir sit-com. Dizi, az kira ödemek adına terk edilmiş bir hastanede yaşayan ve görevleri orayı korumak olan yirmili yaşlarının başlarındaki altı karakterin hikayesini anlatıyor. Çocukluk arkadaşı Anthony’e sürpriz yapmak için bir gece ansızın Londra’ya gelen Lulu (Waller-Bridge), kendini bir şekilde hastaneye taşınmış ve bu arkadaş grubunun ortasına dalmış bir halde buluyor.

Birbirinden oldukça farklı altı karakteri hem komik hem de inanılır bir kurguda bir araya getiren dizi, kısa sürede bu karakterlerin kendi karanlık yönleriyle yüzleşmelerini ve kendileriyle bir noktada barışma yolculuklarını anlatıyor. Karakterler arasında da çoğu ana akım dizide görmediğimiz ve alışık olmadığımız bir tolerans ve gerçek hayatın getirdiği bir anlayış var. Phoebe karakterlerini tanıyor ve anlıyor, hiçbir zaman onları yargılamıyor. Belki de bu yüzdendir ki, onun yazdığı karakterleri başka bir dizide kötü karakter olarak yaftalayabilecekken, onun dizilerinde onlara anlayış gösterebiliyoruz. Crashing hem çok hafif hem de oldukça komik bir yapım ve Phoebe’nin yapacaklarının habercisi niteliğinde.

phoebe7

Ve işte o… Fleabag…

2016 yılında da hayatımıza Fleabag giriyor. Aslen 2013 yılında Edinburgh Fringe Festivali için hazırlanan tek kişilik bir oyun Fleabag. Fringe First Ödülü’nü kazanan ve seyirci tarafından çok beğenilen Fleabag, BBC’nin de ilgisini çekiyor ve tek sezonluk bir mini diziye dönüştürülüyor. Annesini ve en yakın arkadaşını yeni kaybetmiş, kafası karışık, sinirli ve özgür ruhlu Fleabag karakterini canlandırıyor Waller-Bridge. Ablasıyla yok denecek kadar az bir ilişkisi olan, eniştesinden nefret eden, babası tarafından çok umursanmayan ve eski vaftiz, yeni üvey annesinin açıkça üzerine gittiği karakterimizin herhangi bir çıkış yolu görünmüyor. Belki de bu yalnızlığın etkisiyle bizimle, yani seyirciyle tüm dertlerini, düşüncelerini, yorumlarını paylaşıyor Fleabag. Onu daha yakından tanıdıkça, anlama fırsatı buluyoruz, belki de çok da hak vermiyoruz kendisine.

Phoebe kendine yöneltilen bunun gerçek bir hikayeden uyarlanıp uyarlanmadığı sorusundan çok rahatsız olduğunu ve erkek senaristlere hiçbir zaman bu sorunun sorulmadığını söylüyor. Hikayenin gerçekliğinin en büyük korkusundan, yani hayatta sevdiği herkesi bir şekilde kaybederse ne olacağını düşünmesinden geldiğini anlatıyor. Fleabag, çirkin ve rahatsız edici sayılabilecek yönlerini göstermekten çekinmeyerek çok büyük bir şey yapıyor ve seyirciye üç boyutlu karakterler olduğunu, insanların hata yapabileceklerini ve belki de tüm hayatlarını o hatanın yüküyle geçirmemeleri gerektiğini gösteriyor. Fleabag’in en yakın arkadaşı Boo’nun da dediği gibi, sonuçta kalemlerin arkasına silgileri bu yüzden koyuyorlar, olur da hata yaparsak diye. Dizide beni en çok etkileyen şey Fleabag’in yaşadığı yalnızlık hissini tanımlama şekli oldu: “Ya herkes biraz böyle hissediyor, ve üzerine konuşmuyor, ya da yapayalnızım. İkisi de hiç komik değil” derken aslında hepimizi kendimiz ve utandıklarımız üzerine konuşmaya çağırıyordu sanki.

phoebe

Fleabag’in olağanüstü başarısı, Waller-Bridge’in tek kişilik oyununu tekrar oynamasına da vesile oldu. Oyunun yalnızca kaydını izleyebilmiş olsam da, çok iyi bildiğim bu hikayenin tür değiştirdiğinde ve bambaşka biçimlerde ele alındığında bir kez daha ne kadar güçlü olduğunu gördüm. Ve tabii Phoebe’nin ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu da.

Eve’in peşinde

Waller-Bridge, Fleabag’in ilk sezonunun ardından 2018’de yayınlanan Killing Eve’de bu kez sadece senarist olarak yer aldı. Vilanelle adlı roman serisinden uyarlanan dizi, Vilanelle adında bir seri katil ile, onu yakalamaya çalışırken takıntı haline getiren Eve adında bir dedektifin iç içe geçen hayatları üzerine. Dizinin ilk sezonunu yazan Waller-Bridge, iki kadını da karikatürize etmeden bu alışılmışın dışındaki hikayeyi inanılır kılmayı başarıyor. Kahkahalarla güldüğümüz, karanlık ve seksi karakterler Eve ve Vilanelle’in Sandra Oh ve Jodie Comer’ın başarılı oyunculuk performanslarıyla da desteklendiğini ekleyelim. Killing Eve’in ilk sezonuyla Waller-Bridge’ın ne kadar iyi bir senarist olduğunu, kendinden çok daha uzak bu hikayeyi anlatabilme, zenginleştirebilme yetisiyle görüyoruz.

2019’da, Fleabag’in diziye asla geri dönmeyeceğini söylemesine rağmen, hayranlarının çabaları sonucu Phoebe de ikna olup ikinci bir sezon daha yapmaya karar veriyor. İlk sezonda kendi karanlık tarafını kendine itiraf eden karakterimiz, ikinci sezonda da aşk ve sevgi üzerine bir yolculuğa çıkıyor.

phoebe4

”Bu bir aşk hikayesi”

Fleabag’in de sezon başında söylediği gibi, bu bir aşk hikayesi. Kendini imkansız bir aşkın ortasında bulan Fleabag, bir rahibe aşık oluyor. Andrew Scott’ın şahane performansının da etkisiyle hepimizin o rahibe aşık olduğunu söylemek de abartı olmayacaktır sanırım. Birbirleriyle inanç, hayat ve kendileri üzerine uzun uzun sohbet eden ikili kendilerini bu garip ilişkiden çıkamaz bir halde buluyorlar. Herkesin bu rahip karakterini cazip kılan şeyi sorguladığını anlatan Waller-Bridge, nasıl böyle çekici olabilirim diye soran erkeklere çok basit bir cevap veriyor: rahibin yaptığı oldukça etkileyici bir şey var, karşısındakini gerçekten dinliyor. Aslında Fleabag’in de rahibi bu kadar vazgeçilmez bulmasındaki sebep onu gerçekten dinleyen ve olduğu gibi gören ilk insan olması olabilir. Seyirciye dönüp yorumlar yapan Fleabag’in bu davranışını görebilen tek kişi olması da tesadüf değil. Evet, bu sezon bir aşk hikayesini anlatıyor, ama Fleabag’in kendini yeniden sevme ve sevilebilir olduğuna inanma hikayesini. Bunu anladığında da Fleabag’in artık bize ihtiyacı kalmıyor ve ona veda ediyoruz.

Fleabag’in ikinci sezonu yalnızca seyirci ve sosyal medya alemi tarafından değil, aynı zamanda tüm eleştirmenler ve ödül törenleri tarafından da çok beğenildi. Emmy ve Altın Küre Ödülleri’nin de aralarında bulunduğu birçok prestijli ödül kazanan Fleabag, onu henüz duymamış olanların da radarına girmeyi başarmış ve her anlamda onaylanmış oldu diyebiliriz. Neredeyse dizilerindeki diyaloglar kadar keyifli bir detay da Waller-Bridge’in ödül törenlerinde yaptığı konuşmalardı. Her kabul konuşmasında sahip olduğu kısa süreye kendi tarzında zekice bir an sıkıştırmayı başaran Waller-Bridge bir kez daha kalbimizi fethetti. Mesela Oscar Ödülleri adayları açıklanıp Jennifer Lopez’in hakkının yendiği günün ardından yapılan Critics Choice Ödülleri’nde Jennifer Lopez’in onu ne kadar etkilediğini anlatması bu anlardan biri. Rahip karakterini yaratırken tıkandığını ve onun en sevdiği şarkının ‘Jenny from the Block’ olduğunu anladığında tüm karakterin oturduğunu söyleyen Phoebe, kendi tarzında büyük bir jest yapmış oluyor.

fleabag rahip

Önümüzdeki günlerde Waller-Bridge ilk olarak James Bond serisinin yeni filmi No Time to Die’da senarist olarak karşımıza çıkacak. Phoebe’nin kafasından daha neler çıkacağını heyecanla bekliyor ve kendisiyle aynı döneme geldiğimiz için çok şanslı hissediyoruz.