”Bence artık sen de herkes gibisin”: Cancel culture ve vazgeçmenin yürek yakan zorluğu

İnternet çağına özgü bir adalet sistemi cancel culture. Yani bir nevi ”bitirme kültürü”. İnternet ortamındaki her şey gibi o da hem faydalı hem de bir o kadar toksik. Peki ipin ucu ne zaman kaçıyor? Ya da en çaresiz olduğumuz yerden soralım: ”Bir eseri yaratıcısından bağımsız düşünebilmemiz, ne kadar mümkün?” Kafamızda deli sorular…

İnternet vatandaşları olarak geçtiğimiz 10 yılda sosyal adalet konusunda çok ciddi bir paradigma kaymasına hem öncü hem de tanık olduk. Bunun başlıca sebebi denetim dışında kalan, kâr amacı gütmeyen, filtresiz ve geniş kitlelere erişim sağlayan sosyal ağların bilgiye erişimi daha yaygın hale getirmesiydi. Bu süreç düz dünyacılar, evrim ve aşı inkarcıları gibi birtakım görece şüphe uyandıran grupların gelişmesine vesile olduysa da #MeToo, Black Lives Matter hareketleri gibi ana akımda yer bulması engellenen, üstü örtülen ve aklanan suç ve kabahatleri de ortaya çıkardı. Bu dönemin gösterdiği bir gerçek de şuydu, celebrity’ler gibi halka mal olmuş kişilerin devlet ve vatandaş arasında kendilerine has, dokunulmazlık sağlayan bir makamı var ve bu dokunulmazlık internette oluşan kamusal alana işlemiyor.

Nedir bu ”cancel culture”?

”Cancel culture” da bu noktada devreye giriyor. Evet, internet jargonundaki her terim gibi o da önce İngilizce çıkıyor. Henüz Türkçe bir karşılığı bulunmuş değil. Selfie sözcüğünü Türkçeleştirmek için büyük ter döktük, malum. Cancel culture’ı karşılamak için böyle bir çaba başlamamış olsa da biz kendimizce bir-iki deneme yapalım.

Sokak ve internet jargonu olduğunda en büyük kaynaklardan biri olan Urban Dictionary, ”cancel culture”ı şöyle tanımlıyor: Bir kişiyi veya şeyi yok saymak; bir kişiyi ya da fikri reddetmek… Özellikle de topluma mal olmuş ünlüler, sanatçılar, fikir insanları söz konusu olduğunda sadece o kişiyi değil, o kişinin tüm ürettikleri de bu reddediş ve vazgeçişin hattına giriyor. O kişi bir nevi bitiriliyor yani. Varlığıyla, fikirleriyle, duruşu ve dokunuşuyla… O yüzden bize kalsa, ”bitirme kültürü” diye çevirirdik. Bu yazıda da öyle geçireceğiz…

Adalet…

Daha somut örneklerle devam edelim:

Michael Jackson, Louis C.K. ve Chris Brown gibi suçlarının sonucunda elle tutulur bir yaptırıma tabi tutulmayan ünlüler için bir sivil boykot kampanyası “cancel’lamak” aslında. “Ben bu şekilde davranan bir kişinin işini destekleyebilir miydim?” kaygısıyla başlayan, faillerin aktif olduğu platformlarından uzaklaştırılmasıyla desteklenen, yargının yapamadıklarını sosyal yargıyla sağlayan alternatif bir akım denebilir. Bitirme kültürünün asıl amacı merkezindeki kişinin kabahatini kabullenmesi, özür dilemesi, eğer bunu sağlayamazsa platformundan edilmesiydi -yani kendilerine bir nevi dokunulmazlık yaratan bu ünlülerin kabahatlerinden mesul tutulmaları. Örneğin, Black Lives Matter hareketi sırasında Reformation, American Apparel gibi görünürde etik moda markalarının arka planında yürürlükte olan ırkçı politikaların ifşa edilmesimarkaları bu politikalarından sorumlu tutmuştu. Yani evet, sadece kişiler değil, markalar ve şirketler de bu akıma tutulabiliyor.

WhatsApp Image 2020-07-27 at 14.22.06

Özürsüz özürler

Kısa zamanda güzel olan çoğu şey gibi bitirme kültürü de kontrolden çıktı ve günümüzde adının çağrıştırdığı “itibar suikasti” halini aldı. Bitirme kültürü açıklama ve şeffaflık talep eden bir hareketten çıkarak bir yargısız infaz mekanizmasına dönüştü. Bunun başlıca sebebi şeffaflık beklenen kişinin kısa yoldan dilediği, bir PR ekibi tarafından yazılan, iPhone’un notlar bölümüne kaydedilip screenshot’ı Twitter’da açıklamasız paylaşılan ve genellikle kabul gören “özürsüz özürler”.

WhatsApp Image 2020-07-27 at 14.22.05

Cancel’lamayı bu kadar kolaylaştıran da bu oldu, tam anlamıyla cancel’lanmanın mümkün görülmemesi. Eğer “İntihar Ormanı” diye bilinen Aokigahara’da vlog çekip, bir cesedi sansürlemeden gösteren Logan Paul hâlâ platformunda aktifse ve hâlâ sorgulanacak davranışlarda bulunabiliyorsa, kendi görüşünü ve değerini ifade etmenin, en amiyane tabirle “duyar kasmanın” ne zararı olabilir?

Bu noktada cancel’lama eyleminin motiflerini “benimle aynı fikirde değil” seviyesine indirgiyor, kişilerin sekiz-10 yıl kadar önce belirttikleri ve artık katılmadıkları fikirleri tabiri caizse “hortlatıp”, özürleri kabul etmemeye ve dolaylı yoldan kişiyi fonksiyon görmez hale getirmeye başlıyoruz. Sık sık cancel’lanmasıyla gündeme gelen trans YouTuber Natalie Wynn (ContraPoints)’in şakayla karışık söylediği gibi, “Asla sizinle aynı fikirde olmayan insanlarla konuşmayın”. Bitirme kültürü bu açıdan zaman zaman magazin programlarının yaptığını tersten yapıyor, yani o güne ve o kitleye hitap eden değer neyse, bunu ihlal edenleri bir çemberin ortasına alıp ayıplatıyor.

Ne zaman toksikleşiyor?

yourfaveisproblematic.tumblr.com gibi bloglar hesap verebilirliği ve şeffaflığı öne sürmek yerine takipçilerini bir tür cadı avına teşvik ediyor. Şu sıralar en yaygın cancel’lanma şekli de buna benzer bir damardan, bir figürün ismini bir hakaretle aratarak, çok eskiden attıkları tweet’leri hortlatmak. Dönülmez cancel’ın ufkunda yatan bir sebep de celebrity’lerin kişiliklerinin, özel hayatlarının bu şekilde kayıt altında ve kabak gibi ortada olması. Bir celebrity’nin günlük hayatını nasıl geçirdiği 20-25 yıl öncesinin aksine bugün trafiğe takılmışken, kettle başında suyun kaynamasını beklerken edinebildiğimiz bir bilgi haline geldi.

Yine magazin kültürü ve sosyal ağların da getirdiği hesap verebilirlikle celebrity’leri özel hayatından bağımsız şekilde, sadece yaptığı işle değerlendirmemiz neredeyse olanaksız. Bu durum Kevin Spacey gibi geri basmaktan aciz celebrity’leri ifşa ederek şeffaflık ve etikliği bir kültür tüketicisinin hakkı haline getirdi, ama hatasını tanıyan, özrünü samimiyetle dileyen ve ihtiyatla yoluna devam eden (Ricky Gervais’in durumundaki gibi) celebrity’ler cancel’lanan celebrity’lere görece oldukça az. Özellikle sinema, televizyon gibi büyük sistemlerde çalışmayan, desteğini yalnızca çevrimiçi kitlelerden alanlar için cancel’lanmak hem kitlelerini hem de kendilerini bulundukları noktaya getirmiş destek sistemlerini ortadan kaldırıyor ve işte o zaman bugün adı kötüye çıkmış olan toksik cancel kültürüne dönüşüyor.

WhatsApp Image 2020-07-27 at 14.22.05 (1)

Peki herkes her şeyden sorumluysa kutsal hiçbir şey kalmayacak mı, hiçbir şeyin kutsal kalmamasındansa sosyal adaletsizliklere tepkisiz kalmak yeğ midir?

Bir eser, kime aittir?

Auteur teorisini Andre Bazin film özelinde geliştirmişti ama fikren diğer kültür ürünlerine de yayabileceğimiz bir teori. Truffaut’nun dediği gibi, “İyi ve kötü film değil, iyi ve kötü yönetmen vardır”. Auteur teorisine göre film yahut herhangi bir kültür ürünü, sözgelimi afişinde kimin ismi en büyük yazıyorsa onun eseridir ve eser bu kişiden bağımsız düşünülemez -celebrity kültürü de bunun bir türevi ve kolu olarak işlev görüyor. Auteur sisteminin hâlâ uygulanır olması bu bağlamda kültür ürününe katkı sağlayanları arka plana iterken yaratıcısının cancel’lanması durumunda gemiyle birlikte onları da, kültür ürününü de aşağı çekiyor. Buna alternatif olarak Roland Barthes, auteur’ü bertaraf ediyor. Metinleri (bu bağlamda, kültür ürününü) yazarından bağımsız okumanın metni kökenlerinden özgürleştirerek, birden fazla hedefe özgürce koşabileceğini söyleyen Barthes, suçluluk duymadan Morrissey dinleyebilmemizin, Harry Potter okuyabilmemizin yolunu açıyor.

WhatsApp Image 2020-07-27 at 14.22.06 (2)

Şimdi biz elimizdeki Harry Potter’ları ne yapalım?

Her şey bir yana, soru her zaman bitirme kültürünü başlatan o soruya dönüyor ve o soruya Barthes pek işlemiyor: biz bu şekilde davranan kişilerin işini destekleyebilir miyiz? Örneğin biri Woody Allen’ı özel hayatından bağımsız çok sevsin, dövmesini yaptırsın, her filmi ve her kitabını baştan sonra ezberlemiş olsun diyelim. Bu kişinin Manhattan’ı izledikten sonra Woody Allen’ın özel hayatı ile arasındaki bağı görmezden gelmesi mümkün müdür? Famous’ın ilk dizelerine Kanye West’in cinsiyetçi söylemlerini bilmiyormuş gibi raks edebilir miyiz?

Göz önünde bulunan ve örnek teşkil edebilecek durumlar hatayı kabullenme ve yeniden öğrenmeyle yapıcı bir duruma evirilebilecekken, cezalandırıcı bir adalet anlayışı sorunu kestirip atarken hedefi ıskalıyor çoğu zaman. Bitirme kültürünün bu kadar toksik görülmesinin sebebi de talep edilen özürden tatmin olmama ya da özrün en baştan işlevsiz kabul edilmesiyle ilgili. Cancel cancel’ı doğurur, bu kültürü kısa vadede bitirmek için hesap verilebilirlik talep etmeye devam etmek ve açıklamaları ihtiyatla kabul etmek gerekiyor. Ayishat Akanbi bir röportajında “Kişileri ayıplamak, fikirleri ayıplamaktan çok daha kolay. Çünkü fikirleri ayıpladığımızda bunların bizi nasıl etkilediğini, hâlâ savunduğumuz yapılara nasıl işlediğini görüyoruz” demişti. Toksik çalışma kültürlerinin parçası olmuş celebrity’lere parmak ucunda yaklaşıp, toksik çalışma kültürünün kendisini ve yaratıcılarını saptamak ve bunları cancel’lamak, uzun vadede ve sürdürülebilir bir çözüm olacaktır.

 

cancel culture cancel culture cancel culture cancel culture cancel culture cancel culture cancel culture