Beyoncé’den Afrika kültürüne selam çakan coşkulu bir görsel albüm: Black is King

Beyoncé, The Lion King’in kült hikayesini alıyor, Afrika kültürüyle yoğuruyor; dünyaca ünlü moda evlerinin ihtişamlı kıyafetlerini geçirerek görsel albümünden taşan parçalar eşliğinde bize bir kere daha anlatıyor. Black is King, her detayıyla uzun uzun bahsedilmeyi sonuna kadar hak ediyor.

Ve kraliçe huzurlarımızda…

Kraliçe arı, yani Queen B’den bahsediyoruz elbette. (B’nin kısaltmada ‘bee’, yani ‘arı’ anlamında kullanıldığını sanmıyoruz ama biz yaptık, oldu. Ayrıca Beyoncé’ciler ikiye ayrılır: Queen B diyenler ve Queen Bey’de ısrar edenler…)

Disney+ semalarında yeni görsel albümü Black is King ile süzülmeye başlayan Beyoncé, şarkılarıyla The Lion King’in kült hikayesini, yeniden yorumluyor. Epik kostümler, sağlam dans figürleri ve belgesellerden fırlama doğa görüntüler eşliğinde hem de. Dev bir klip gibi düşünebilirsiniz bunu ya da peş peşe dizilmiş klipler zinciri. Artık ‘görsel albüm’ konseptini nasıl yorumlamak isterseniz… Arada aslanlar, kaplanlar, zebralar koşuyor; şelaleler akıyor, vahşi otlar sallanıyor ama her şeyin tam ortasında tüm ihtişamıyla Beyoncé yükseliyor.

Hatırlayacağınız üzere Beyoncé, geçen yıl vizyona giren The Lion King: The Gift filminde Simba’nın sadık yâri Nala’yı seslendirmişti. Simba’yı seslendirme görevi de Childish Gambino’muz Donald Glover’a aitti. Yani anlayacağınız, Beyoncé’nin çok da uzak olmadığı bir hikayeden bahsediyoruz. Muhtemelen sahne sahne zihnine kazıdığı. İşte bu hikayeyi alıyor, evirip çeviriyor, en baştan yorumluyor Beyoncé. Hem de Afrika kültürüne sağlam bir selam ederek.

Bir kere burada anlatılan Aslan Kral‘ın hikayesi değil. Simba’nın hikayesi bir Afrika kralının hikayesi olarak uyarlanıyor. Aşk, dostluk, göz yaşı ve entrika elbette bu hikayede de var. Bu yeni kral da Simba gibi tüm bunların içinden geçerek kendini buluyor, büyüyor, serpiliyor ve krallığını ilan ediyor.

View this post on Instagram

link in bio

A post shared by Beyoncé (@beyonce) on

Film dediğimiz gibi, tüm detaylarıyla Afrika kültürünün coşkulu bir kutlaması gibi. Şarkılar, doğa manzaraları, kıyafetler, dans figürleri… Bu toprakların binlerce yıldır çıkardığı her şey. Afrika kültürünün hâlâ alaşağı edilmeye çalıştığı ABD için iyi bir hatırlatma, oldukça yerinde bir kutlama. Zaten Black Lives Matter’ın güç kazanmasıyla filmin farklı bir anlama büründüğünü Beyoncé de söylüyor. Çekimler de önce Beyoncé’nin evinin bahçesinde başlamış, sonra tüm dünyayı dolaşmış: Londra’dan Johannesburg’a, Belçika’dan Gana’ya. Çekimler sırasında da birlikte hep sıkı iş birliklerine imza attığı isimler var Beyoncé’nin yanında: Single Ladies klibini çeken Jake Nava’nın yanı sıra Blitz Bazawule ve Jenn Nkiru gibi pek çok farklı yönetmenin adı geçiyor projede.

Beyoncé bu filmde o kadar görkemli ki, neredeyse mistik bir kimliğe bürünmüş; yarı tanrıça gibi… Zaten hikaye anlatıcı olarak ulvi bir görev üstleniyor. Mesafeli ve gizemli bakışlarıyla kameranın ötesinden bizi süzerken, her sahne için özel hazırlanmış kıyafetlerinin içinde kusursuz bir tablonun tamamlayıcısı gibi çıkıyor karşımıza. Bu ihtişamda insanı sersemleten ve belki abartılı gelen (tabii ki!) bir taraf da var elbette ama ne kadar abartılı bulursanız bulun, bir noktada feci şekilde çarpılmaktan da kendinizi alamıyorsunuz.

Biz susalım, görüntüler konuşsun.

Spirit’i muhtemelen biliyorsunuz; The Lion King: The Gift’in soundtrack’inde de vardı. Ayrıca Already, Brown Skin Girl, Mood 4 Eva ve My Power da soundtrack’ten gelen parçalar arasında. Şarkılar, genel hatlarıyla R&B ve rap’in çizdiği yoldan ilerliyor, Afrika’ya özgü ritimler eşliğinde daha da pekişiyor. Burada da kankalar meclisi devreye girmiş bu arada. Kendrick Lamar’lar, Pharrell Williams’lar… Birlikte güçlenen bir proje bu.

Ayrıca filmde Naomi Campbell, Lupita Nyong’o ve Destiny’s Child’ın üçte biri Kelly Rowland de var. Beyoncé’ye annesi Tina Lawson ve kızları Blue Ivy ile Rumi de eşlik ediyor. Gerçek bir kız kardeşlik gösterisi. Ha bu arada, gözleriniz Pharrell’i de görecek, sakın şaşırmayın.

Beyoncé’nin bu ”görsel albüm” girişimlerine alışığız aslında. 2016 çıkışlı Lemonade’in üzerimizdeki etkisi hâlâ alev alev. Black is King’in ihtişamı ise onu geçecek gibi gözüküyor.

Beyoncé’nin albümü duyurmak için pasladığı, Major Lazer ve Shatta Wale’li parçası Already’nin klibi, yayınlandığının üçüncü saatinde çoktan YouTube’da yarım milyon izleyiciye ulaşmıştı.

Bu görsel albümün en büyük kozlarından biri de tabii ki kıyafetleri. Burberry’den Valentino’ya, Erdem’den Mugler’e uzanan Beyoncé, her tasarımcıdan kendisi için bir tür sanat eseri yaratmalarını istemiş gibi. Albümü dinleyip izlemeseniz bile, kıyafetlerin olduğu şu fotoğraflara uzun uzun bakmakla da yetinebilirsiniz. Klişe bir tabir ama; ”gerçek bir görsel şölen”.

Zaten Queen B’nin aklımıza gözümüze hücum etmediği tek bir an oldu mu ki?!