Kalbimizin, tam orta yerinden: Aşk, Büyü vs.

Aşk Büyü vs. can sıkıcı derecede erkek egemen toplumun erkek sorunlarını önceleyen ülkemizde açan bir çiçek olarak yerini aldı ve 39. İstanbul Film Festivali’nden En İyi Film, En İyi Senaryo ve En iyi Kadın Oyuncu ödülleriyle ayrıldı. Şimdi yoluna vizyonda devam edeceği günü, bizlerden göreceği desteği bekliyor. Hissettiğini yaşayan her bireyi ümit dolu, korkmadan, aşkla kucaklamak için.

Ne maharetli elleri var yazarken Ümit Ünal’ın… Hem de nasıl güzel bir idrak ki, ”karşı cins”e dair bir hikayeyi hedefi on ikiden vuran bir anlatımla karşımıza çıkarabiliyor. Öyle ki, bu benim kanaatim değil sadece; hocayla ilgili bu konuda daha mutabık tarafın kadınlar olması nevi şahsına münhasırlığına bir anlam daha yüklüyor. Üstelik korkusuz bir senarist o, değme yazarın sinopsisini kaleme almaktan çekineceği alanlarda yüzmekle kalmıyor, tüplü tüpsüz dalıyor bunların içine, gözünü kırpmıyor. Kırptırmıyor üstelik; oyuncuya da, izleyici de. İşin büyüsü burada belki de. İzleyeli günler, hatta aylar-yıllar geçse de, bir Ümit Ünal filmiyse şayet, etkisi sürüp gidiyor.

Teyzem’i genç yaşta izledikten sonra Ümit Ünal senaryoları özel ilgi alanım oldu. Kısa süre de olsa kendisini tanıma imkanına erişmem ise senaryoya bakış açımın köklü bir biçimde değişmesinin önayağı. Teyzem’den Milyarder’e, Berlin in Berlin’den Anlat İstanbul’a içinde yer aldığı senaryo çalışmaları; Gölgesizler, Nar ve Sofra Sırları derken Aşk Büyü vs.’ye dek senaryosuyla uyumlanan yönetmenliği Ümit Ünal’ı, ülkenin kendine has üslubu olan, başlıca sinema erbablarından biri yaptı. Aşk, Büyü vs. kanımca ona daha da kişisel bir yol açıyor artık: onca zorluğa ve sponsor sorununa rağmen vazgeçmeyip inşa ettiği bu eserle ve yeganeliğiyle, eşitsizliğe sırtını dayayan tabuların üstüne üstüne gidiyor. Çünkü kültür adı altında yok sayılan gerçekleri ancak aşk tepeler, en iyi o biliyor.

aşk büyü vs selen uçer

Aşk, Büyü vs. ilk sahnesinden itibaren yeniden alevlenen ancak yıllara meydan okumaktan geri duymayan bir aşkın hikayesi. İki kadının, Reyhan (Selen Uçer) ve Eren’in (Ece Dizdar) gençliklerinde yaşadıkları tutkunun seneler sonra Eren’in Büyükada’ya gelişiyle varlığını sorgulayışı. Ontolojik perspektiften değil de, her haliyle yok olmadığı belli olan büyük bir aşkın Büyükada yokuşlarında kendini arayışı. Filmin başında Eren’in adaya gelmesiyle yalnızca iki gün içinde gerçekleşen olaylar senaryonun tamamını kapsıyor. Hal böyle olunca, kısa bir periyodu içeren hikaye; geçmişe uzanan hatıralar, iki kadının birbirinden ayrı gelişen hayat yolculukları, 20 yıla yayılan bir yoksunluk ve yokluğun şiddetli travmaları üzerinden bir hesaplaşmayla harmanlanıyor. İçinde mektuplar da var, ızdırap çektiren baba figürleri de… Yeşilçam’ın zengin-fakir geleneğine kırpılan göz de dahil, adanın güzelliğiyle insanı esir alan manzaralarında geçen kıpır kıpır genç kız anıları da… Anlatılan bir masal mı, gerçek mi, rüya mı, yoksa büyü mü… Bunlar seyircinin imgeleminde.

Çok sevdiği Büyükada’yı mesken tutan Ümit Ünal, güçlü senaryosunun üzerine öyle sağlam iki kadın karakteri yaratmış ki, tutabilene aşk olsun! Ece Dizdar adaya sonradan gelen, kibirli ancak alabildiğine kırılgan karaktere hayli başarılı bir şekilde can vermiş. Onun yanı sıra, adada kalan ve türlü sıkıntıya boyun eğen Reyhan karakterini ise Selen Uçer almış, uçurmuş. Sayısız etkileyici diyaloğun, senaryoyu çarpıcı yapan ikili anların her birinde her iki kadın da o kadar gerçek ki, artık tabu denen şey paramparça! Adanın yokuşlarında birlikte soluyoruz onlarla. Yaşadıkları sıkıntılarla yutkunuyor, buram buram kokan aşkın baş döndürücü hislerine kapılıyor, yılların devinimini fısıldayan koca ağaçların gölgesiyle serinleyip güldüklerinde bahar sevinci ile doluyoruz. Öyle sahici, bir o kadar masal, çokça büyü var çünkü işin içinde.

Kimilerinin eleştirdiği ve genellikle bütçeye dair zorluklarla ilişkilendirdiği görselliğe gelirsek… Bu noktada da ciddi bir noksanın altını çizemeyiz. Muhakkak ki maddi olanaklar farklı, kamera ve çekim için şartlar daha elverişli olsaydı başka açıdan konuşuyor olabilirdik, ancak hali hazırdaki çekimin ve kamera kullanımının anlatıma oldukça uygun düştüğü fikrindeyim. Hareketli kamera kullanımı, geniş planda adanın büyüleyici güzelliğini yansıtan ışık oyunları, genel anlamda yakın plan bir görüntü yönetimi tercihi, seyirciyi hikayeye giderek inandırırken masalı ya da rüyayı sadelikle özüne dönüştürmekte. Böylesi nadide bir aşk anlatısının yaşanmış olduğunu kanıtlarcasına hem de. Senaryonun akışında, sanırım biraz da mevzuya fazlasıyla kendini kaptırmaktan olacak, yan karakterlerin işin içine girdiği anlarda kısmi kopuşlar yaşadım, ki böylesi sahnelerin ilave bir mizansen, duygu yoğunluğunu hafifletici bir mizah maksadıyla yer aldığını düşünüyorum. Esas olan iki kadın zaten; ne az bulunan bir şey bu sinemamızda, varsın yan roller işin tuzu biberi bağlamında, çok da güçlü olmasın.

aşk büyü vs

Eserde vurgulandığı gibi aşkın tesirinden ve kudretinden sual olunmaz, adeta kendini kaybediştir aşk, şuur kaybıdır. Kendini başka birinde bulmak, var etmek, var saymak ve nihayetinde iki vücutta yek olmaktır. Birlikte birey olmaktır, cinsiyetten bağımsız. O sebeple cinsiyetsizdir. Cinsiyet üstüdür. Hem de ne üstündür. Bazen zamandan bağımsız ve sayıldığında yirmi yoksun yıla tekabül eden bir rüyaya dalmak, bazen bitmesin diye yaptırılan bir büyü… Ümitvar olmanın son sürat mücadelesi, vazgeçmeyişin kavuşan tenlerdeki nişanesi. Tüm bunları duyumsama şansı veren Aşk, Büyü vs. can sıkıcı derecede erkek egemen toplumun erkek sorunlarını önceleyen ülkemizde açan bir çiçek olarak yerini aldı ve 39. İstanbul Film Festivali’nden En İyi Film, En İyi Senaryo ve En iyi Kadın Oyuncu ödülleriyle ayrıldı. Şimdi yoluna vizyonda devam edeceği günü, bizlerden göreceği desteği bekliyor. Hissettiğini yaşayan her bireyi ümit dolu, korkmadan, aşkla kucaklamak için.

“Güzel bir göz beni attı bu derin sevdaya

Benziyor şimdi benim ömrüm uzun rüyaya

Yâri karşımda görsem de dalarım hülyaya

Benziyor şimdi benim ömrüm uzun rüyaya”

Madem şarkılara vurduk kendimizi, filmin sonunda çalan bu güzelliği de unutmayalım: