Gülşah Güray’dan dinliyoruz: Radyo Eksen ve 20 yıllık ortak geçmişimiz

Aynı eksende yirmi yıl! Pek çoklarının müzik zevkini değiştiren, bir nevi gözünü açan Radyo Eksen koskoca 20 yılı geride bıraktı. Radyonun geçmişini ve bugününü, yayın yönetmeni Gülşah Güray’la konuştuk.

Fotoğraflar: Barbaros Cangürgel

Plaktan kasete on yıllar içerisinde geçiş yapan insanoğlu 2000’lere öyle hızlı bir giriş yaptı ki, bugün durup şöyle bir geriye baksa kendi süratinden başı döner. Kaset ve CD sağlam bir şekilde kapışmaya devam ediyordu. Metallica, Napster ile beraber MP3’ün de önünü kesme çapasına girişmişti. (Sonradan olacakları nasıl bilebilirlerdi ki…) Akıllı telefonu henüz kimse akıl edemiyordu. iPod havalıydı ama ömrü o kadar da uzun olmayacaktı. Spotify’a hiç girmeyelim bile.

Radyo Eksen, işte tüm bunlara şahitlik eden bir 20 yılı devirdi. Dinleme alışkanlıkları komple değişmiş olsa da o her zamanki sesleriyle, ibrenin 96.2’yi gösterdiği yerde. Dijital çağın gerektirdiklerini üzerine geçirirken kendine has kimliğini korumayı başarması belki de onu hem ‘‘eskiler’’ hem de ‘‘yeniler’’ için vazgeçilmez yapan. Ve bir de rock müziğine olan, gelen geçen hiçbir trendin sarsamadığı iflah olmaz bağlılığı elbette. Bu yıl 20. yaşını kutlayan Radyo Eksen’le ortak geçmişimizin peşinde çıktığımız nostalji sırasında, radyonun yayın yönetmeni Gülşah Güray’ı da yanımıza kattık. Dediği gibi, böylesi bir adanmışlık ancak sevgiyle olur…

Radyo Eksen’in 20. senesi olduğunu öğrendiğimden beri ciddi bir nostalji içerisindeyim. Radyo Eksen’e ilk denk geldiğim anı bile hatırlıyorum…

Nasıldı?

2001 yılıydı sanırım. Evdeydim. O zamanlar Capital Radio vardı, ara sıra rock çalardı. Ona takılmıştım. Çalan şarkılardan baydığım bir gün, radyo frekansları arasında gezinmeye başlamıştım ve bir anda The Smashing Pumpkins çalan bir radyoya denk gelmiştim. The Smashing Pumpkins çalan bir radyo! Radyonun ibresini oynar da frekansı kaçırırım diye 96.2’nin üzerini keçeli kalemle işaretlemiştim.

Benim de benzer bir hikayem var aslında. ‘‘Nasıl bir radyoda Nick Cave çalar’’ diye şaşırmıştım ilk duyduğumda.

Çok romantik olacak biliyorum ama seni hiç görmemiş olsaydım bile sadece sesinden kim olduğunu hemen anlayabilirdim. Radyo Eksen dinleyicileri üzerinde böyle bir etkin var bence. Radyo 20 yılı geride bıraktı ve neredeyse tamamında sen de vardın. O yüzden konuya senin Radyo Eksen bünyesine nasıl dahil olduğunu sorarak başlamak belki en iyisi olacak.

Üniversitede Radyo-Sinema-Televizyon Bölümünde okumuştum. Sinema okumak için girmiştim bu bölüme; sonra da televizyon alanından mezun oldum. Yeni mezun olduğum dönem tam kriz yıllarına denk geliyor, iş bulmakta zorlanıyordum. Stajımı ise Kent FM’de yapmıştım. Kaybedenler Kulübü’ndeki ilk Heather bendim ama yine de radyocu olmak gibi bir niyetim yoktu o zamanlarda.

Bir gün Rexx Sineması’nın önünde bir arkadaşımın arabasındayken -mor bir Volkswagen’di, hâlâ çok iyi hatırlıyorum- radyoda Nick Cave çalmaya başladı. O sıralarda da Radyo Eksen anonsu şimdiki gibi sık dönmezdi. Hangi radyo olduğunu çok merak etmiştim; zaman içerisinde bir şekilde ulaşıp öğrendim. Sonra bir gün radyoya gittim, ‘‘Ben bir Pixies programı yapacağım’’ diye. ‘‘Tabii tabii’’ deyip sırtımı sıvazlayarak gönderdiler beni. Aradan biraz zaman geçtikten sonra tekrar uğradım radyoya. Radyonun kurucularından Barbaros Devecioğlu karşısında beni görünce ‘‘Hâlâ mı iş bulamadın’’ dedi ve beni radyoda staja aldı. Üç ay sürdü bu staj. Sonrasında da tam zamanlı kadroya girdim. O zamandan beri de buradayım işte.

Hangi seneydi?

2000.

O zaman radyonun kuruluşundan bu yana tüm hikayesine içeriden tanık oldun sen de…

İlk zamanlarında yoktum ama kuruluşundan üç ay sonra kadroya dahil oldum. Ondan beri de devamlı radyonun bünyesindeyim. Hep söylerim, bir insanın bir işe kendini böylesine adaması ancak çok seviyorsa mümkün olabilir.

Dadanizm_2020_01_31_0257 copy

Senin sabah programlarını dinlerken de aynısını düşünüyorum her seferinde. Hafta içi her gün, sabah 7’de başlayan bir programı hiç sektirmeden devam ettirebilmek bu işe olan adanmışlığının bir kanıtı olmalı. Bir tür sporcu disiplini gerektiriyor bence… Sahiden arkasında nasıl bir motivasyon var?

Daha gençken, radyodaki ilk birkaç yılımda, geceleri konserlere giderdim, sabahlara kadar uyumadığım da olurdu ve buna rağmen, önceki geceyi yaşayan ben değilmişim gibi dinç bir şekilde radyoya gelebilirdim. Şimdilerde düşününce hayret ediyorum nasıl yaptığıma. Sabah programından önce gece programı da yapmıştım ve söylemem gerekirse onu daha çok seviyordum ama çocuk sahibi olduktan sonra, onunla daha çok vakit geçirebilmek için sabah programını tercih eder oldum. Çok zor tabii, her sabah 5.30’da kalkıp da radyoya gelmek.

Kişisel gelişim kitaplarında görürsünüz belki, ‘‘Ne kadar erken kalkarsanız o kadar başarılı olursunuz’’ gibisinden laflar vardır. Bence alakası yok, aydınlık veya karanlık, kimse o saatte kalkmamalı.

Peki kaçta yatıyorsun?

En geç 10.30’da yatıyorum ama bazı akşamlar gitmem gereken konserler oluyor. İşte, o akşamların ertesi gününü rüya ile gerçeklik arasında adım atarak geçiriyorum.

Sizinkisi sosyalliği de gerekli kılan bir meslek. Müzik sektörünün tam ortasında olduğunuz için gitmeniz gereken bir sürü konser ve etkinlik oluyordur eminim.

Evet, işimizin parçası bu; devamlı bir yerlerde olmak ve şehirde olan biteni takip etmek zorundayız. O yüzden ekip içinde bazen etkinlikleri kendi aramızda paylaşıyoruz; hepsine tek bir kişi gitmek zorunda kalmasın diye. Sonra da giden, diğerlerine neler olup bittiğini anlatıyor, bir tür güncelleme yapıyor.

20 yıl içerisinde bir sürü müzik teknolojisi gördük. Yine de müzik dinleme alışkanlıkları ne kadar değişirse değişsin, radyonun etkisi hâlâ sapasağlam duruyor orada. Peki geçtiğimiz 20 yıl boyunca değişen müzik dinleme alışkanlıklarının sizin tarafınızdaki etkisi nasıl oldu?

Bu dijitalleşme süreci bence radyolara tamamen olumlu bir şekilde yansıdı. ‘‘Dijital platformlar radyoculuğu öldürecek mi’’ denirdi bir ara ama biz dijitali kendimizi geliştirmek adına kullandık hep. Ayrı ayrı değil, artık bir bütün olarak görüyorum dijital ve geleneksel radyoculuğu. Bu sebeple yeni ne varsa onu sahiplenme ve bünyemize katma çabasındayız her zaman. Özellikle yeni teknolojilerden yararlanmaktan hiç vazgeçmedik.

Radyo Eksen’in uygulaması oldukça pratik zaten. Ve eskiden belki de sadece İstanbul’la sınırlı kalırken, uygulama sayesinde dünyanın her yerinden dinlenebiliyor artık.

Uygulamayı da sürekli geliştiriyoruz, hatta 20’inci yıl kapsamında dijital tarafta birtakım yenilikler yaptık. Uygulamanın da yeni bir versiyonunu hazırladık. IT ekibiyle birlikte omuz omuza çalışıyoruz; neler eksik veya yeni ne yapmalıyız, sürekli araştırıyoruz ve kendimizi ona göre geliştirmeye çalışıyoruz. Yoksa çok geride kalırız. Çağı yakalayamazsanız kimse sizi ciddiye almaz.

İçerik oluşturmak dijital dünyada var olabilmenin bir kuralı artık. Siz en baştan beri bu alanda hep kaliteli ve iddialı bir duruş sergilediğiniz için zorlandığınızı düşünmüyorum ama dijital dünyanın dinamiklerine uyum sağlamak için nasıl bir yöntem izliyorsunuz ve içeriklerinizi nasıl kurguluyorsunuz?

Dediğim gibi, dijitalin tüm yeniliklerini uyguluyoruz ama sadece bu yeterli değil çünkü radyoların dijitalin hızıyla kafa kafaya gidebilmeleri için iyi içeriğe ihtiyaçları var, ki bu her alanda böyle bence. İçerik iyi olmadığı sürece her türlü yeniliği yapsanız da fayda etmez.

Netflix veya Spotify’ı düşünün… Size harika listeler sunuyorlar izleyip dinlemeniz için ama bu, bir noktada yetersiz kalıyor çünkü insani dokunuşlar söz konusu değil. Müzik dinlerken de farklı sesler duyabilmek, başka bir insanın varlığını hissedebilmek için radyoyu açıyor insanlar.

Bizim açımızdan da içerik burada devreye giriyor. Dinleyiciye sunduklarımızı, iyi içerikle zenginleştirmemiz lazım. Tüm programcılarımızla birlikte özgün olmaya, kendimiz olmaya özen gösteriyoruz. Ben de her zaman bunu teşvik etmeye çalışıyorum zaten. Çok tutmuş bir programın benzerini yapmanın ya da aynı formülleri tekrar etmenin hiçbir anlamı yok. Bir programı ve içeriğini özel kılan programcısının anlattıkları, çaldıkları, keşfettikleri…

Podcast’in yükselişi de bunun bir kanıtı olmalı. Radyonun önemini bize yine yeniden hatırlattı…

Evet, podcast’in yükselişinin arkasında da içerik var. İnsanlar yalnız kalmak istemiyorlar, yanlarında birisinin konuşmasına ihtiyaç duyuyorlar. Dijital platformların otomatik olarak peş peşe çaldığı şarkılar bir yerden sonra sıkıcı gelebiliyor. Podcast’ler de bu ihtiyaçla birlikte yükselişe geçti. Tabii dolu dolu yapılan içeriklerden bahsediyorum. Bir sürü içerik var podcast mecralarında ama ancak söyleyecek sözü olan programcıların yayınları diğerlerinin arasından sıyrılabiliyor.

Bu arada, bildiğim kadarıyla podcast’lerde şarkı çalınamıyor, değil mi?

Evet, çünkü telif hakkı devreye giriyor ve çoğunun radyolardaki gibi çalma lisansı yok.

Öyleyse podcast ile Spotify gibi benzeri şarkı çalma uygulamalarının bir birleşimi radyo… Hâlâ onun yerine geçebilen yok.

Bir de tabii en önemlisi, radyo bedava. Üye olmanız veya üyelik için herhangi bir ücret ödemeniz gerekmiyor.

Sadece Türkiye değil, tüm dünya felaketlerle dolu bir dönemden geçiyor. 2016 ve sonrası, politik istikrarsızlıklardan ötürü çok kötü geçti Türkiye’de. Bu çalkantılı dönemler radyoya nasıl yansıyor?

Radyo üç defa kapanmaktan döndü. Bir seferinde kapanacağı duyuldu, büyük ses getirdi. Diğerlerini hiç kimse bilmiyor. Oldukça zorlu dönemlerden geçtik.

Radyo Eksen’in arkasında büyük bir ekip var. Biz programcılar vitriniyiz, en çok biz görülüp biliniyoruz ama arkada radyoyu destekleyen melekler var diyebilirim.

Sahiden, biz sadece programcılardan haberdar oluyoruz ama arka planda nasıl bir ekip var?

Her gün program yapan üç kişilik bir çekirdek ekibiz: Ben, Gülşah Turgut ve Güven Yıldız. Arkamızda da sağlam bir teknik ekip var; çok ciddi bir teknik çalışma gerektiriyor radyoculuk çünkü. Koordinasyonu ve prodüksiyonu yapan ekiplerimiz ayrı. Farklı alanlardaki ekiplerden sürekli destek alıyoruz.

Günlük programların dışında da çok sağlam bir yayın akışınız var. Hangi içeriklere yer vereceğinize nasıl karar veriyorsunuz?

Biliyor musun, buna da tüm programcılarla beraber karar veriyoruz. Yıllardır Radyo Eksen bünyesinde program yapan isimlerle bir rakı sofrasında buluşuyoruz (ama tam da bunları konuşmak için bir araya geldiğimiz bir rakı sofrası bu) ve bir sonraki yayın dönemi için kafa yormaya başlıyoruz. Hangi program, ne zaman yayınlanacak diye bir planlama yapıyoruz. Ayrıca farklı program fikirleri üzerine düşünüyoruz. Programcılar arasına katılabilecek yeni isimler bulmaya çalışıyoruz. Kısacası ne eksiğimiz var, ne fazlamız var hepsini masaya yatırıp detaylıca düşünüyoruz. Masadan kalktıktan sonra da kolları sıvayıp yeni yayın dönemi için çalışmaya başlıyoruz.

Daha önce yaşadığımız hiçbir şeye benzemeyen bir karantina süreci atlattık. Senin için ve radyo için nasıl geçti? 

Radyo, her ne olursa olsun yaşaması gereken bir araç olduğu için yayınlarımıza elbette devam ettik. Ancak bu dönemde Eksen’de dinlediğiniz tüm programlar kayıttan oldu. Birbirimize temas etmeden, hatta yüz yüze bile görüşmeden bu dönemde radyoyu yaşattık. Evde zorunlu kalmak aslında benim ve dolayısıyla radyo için oldukça verimli geçti. Kendimi uzun süredir beslememiş olduğumu fark ettim. Günü hızlı bir şekilde kurtarmaya çalışıyormuşum. Okumayı, dinlemeyi, izlemeyi unutmuşum. O kadar hızlı bir dönemmiş ki, başına oturduğum ne varsa ya yarım kalmış ya da üstünkörü tamamlanmış. Bu dönemde ertelediklerimi tamamladım. Kitap, dergi, makale, ders notlarım, dizi, film, müzik, hatta hiç daha önce yüzüne bakmadığım podcast’ler bile, yani bu dönemde ben vücudumun değil, ama kafamın açılması için gereken egzersizleri yaptım. Dolayısıyla radyo için uzun süredir yapmadığımız kadar güzel, kaliteli projeler hazırladık.

Bir anda her şey dijitale taşındı. Konserler bile… Tabii hepsi günü kurtarmaya yönelik formüller. Bu dönemde seni en çok neler şaşırttı? Ve sence bu dönemden neler kalıcı olacak kültür-sanat ve müzik alanında?

New York Times gazetecilerinden biri, David Byrne ile röportaj yaptı. İki önemli kaynağın sohbetini, sanki görünmez bir iksir içmiş ve yanlarına yanaşmış gibi izlemek beni çok tatmin etti. Eskiden keşke küçük bir sinek olsam ve şu kişinin evine girsem, ne yapıyor baksam diyenlerdenseniz bu sayede hayaller gerçek olmuş gibi de hissedersiniz. Ancak bahsettiğim röportajı o kadar az kişi izledi ki, çok şaşırdım. Sonra da şunu düşündüm; zaten yeterince sıkıntılı ve ilginç bir dönemden geçiyoruz. İnsanlar kafalarını meşgul edecek, yoracak şeyler istemiyorlar. Tam tersine, dağılmasını istiyorlar ki bunda da çok haklılar.

Bu sebepten ötürü yapılan en mantıklı işlerden biri de dijital konserlerdi. Aynı havayı verdi mi? Hayır! Bekliyor muyduk? Hayır! Bu soruyu şöyle toparlamak isterim aslında…

MSG Müzik Kütüphanesi’nin ikinci kitabı yayımlandı, MÜZİKONOMİ! Ben de dün, en sevdiğim kitapçı Gergedan’da buldum ve kitabı satın aldım. Bu dönemi, öncesini ve sonrasını anlatan bir kitap. Daha bitirmedim, ama okumanızı tavsiye ederim. Böylece bundan sonra ne olacak nihai kararımıza birlikte varabiliriz.

Şunu merak ediyorum: Dinleyicilerine karşı bir tür sorumluluk hissediyor musun? Mesela eminim ki genç dinleyicilerinin müzik zevkinin oluşmasında senin çaldığın şarkıların payı büyük. (Kendimden biliyorum.)

Aslında röportajın başında konuştuğumuz, sabahları erken kalmamı sağlayan motivasyonun en büyük nedeni bu. Tüm sebepler bir yana, dinleyiciye karşı yerine getirmem gereken bir sorumluluğum bu benim. Eğer sabah kalkıp da programa gelemeyeceksen akşam da dışarı çıkmayacaksın o halde. Hatta kendine iyi bakman gerekir, hasta olup da yayını aksatmaman için. Bunu hep söylerim: bahanelerin seni programa çıkmaktan alıkoyuyorsa bu işi yapmamalısın demektir. Bazen arkadaşlarım, ‘‘Bugün de işe gitme, ne olacak’’ der. Ama bu söz konusu bile olamaz.

Barbaros Devecioğlu, Cem Aydın ve Görkem Yaşayan 20 yıl önce, ‘‘Sevdiğimiz müziği çalacağımız bir radyo kuralım’’ düsturuyla başlamışlar Radyo Eksen’in yayınına. Bu sevgiyi ilk günden itibaren bana da aktardılar. Bu işin okulunu okudum ama bildiğim her şeyi de burada, onlardan öğrendim. İş ahlakı dahil. Sabah erkenden programa gelmek, yenilikleri takip etmek, içerik hazırlamak, herkesi dinlemek ve saygı göstermek. Dinleyici ile aramızdaki saygı bence Radyo Eksen’i istikrarlı kılan. Dinleyiciye fikirlerine önem verdiğimizi göstermekten asla kaçınmıyoruz, kaçınmadık.

Senin gözlemlerine göre, geçtiğimiz 20 yıl boyunca dinleyici tarafında neler değişti?

Yeni üniversite mezunu olan kitleyi çok yakından tanımıyorum ama konuşma yapmak için gittiğimiz üniversitelerde, bu yeni jenerasyonun çok daha bilinçli olduğunu görüyorum. Ve şaşırıyorum gerçekten, biz böyle değildik; daha safdildik. Ne verirlerse onu alıyorduk. Şimdiki genç kuşaklar çok daha bilinçliler; araştırıyorlar, öğrenmeye hevesliler ve gerçekten çok bilgililer. Bizden çok daha fazlasını bildiklerine eminim. Bazen aralarına karışıp ne yapıyorlar, ne konuşuyorlar görüp duymak istiyorum.

 

 

radyo eksen radyo eksen