79 Avenue des Champs-Élysées: Nike cephesinde sürdürülebilirliğin yeni adresi

Her daim yenilikçiliğin peşine düşen Nike, 30 Temmuz’da Paris’te açtığı yeni mağazasıyla sürdürülebilirliği sonuna kadar desteklediğini gösterirken kurduğu dijital alt yapısıyla da övgüleri hak ediyor.

İlginç bir şekilde, yüzyıllar boyunca doğaya uyumlu yaşamaya çalışan insan 19. yüzyılın sonlarından itibaren hızla ondan kopmaya hatta zarar vermeye başlıyor. Teknolojinin ve yaşam tarzlarımızın geliştiği aşikar, fakat insanlığın gerçekten bir gelişim gösterip gösteremediği kesinlikle ayrı bir tartışmanın konusu.

Zamanla fark ediliyor ki tıkır tıkır işleyen o çarklar artık sık sık takılıyor. Derler ki; farkına varıldığı an, durum zaten değişmeye başlar… Bulunduğumuz noktadan bakınca değişim pek yavaş, yıkım epey hızlı gibi dursa da neyse ki kimileri de sorumluluğu kuşanıp harekete geçiyor. İnovatif ve hümanist kimliğini göstermeyi seven Nike, geçen hafta açtığı yeni mağazasıyla sektöründe konuşulanlar arasında bir kere daha yerini alıyor.

New York ve Şangay mağazalarından sonra Avrupa’da açılan ilk inovasyon mağazası, Paris’teki tarihi 79 Avenue des Champs-Élysées lokasyonunda yer alıyor. 30 Temmuz’da açılan mağaza dört katlı ve yaklaşık 26.000 metrekarelik bir alana sahip. Bina her ne kadar tarihi bir dokuya sahip olsa da bir araba showroom’undan film stüdyosuna, hatta bir gece kulübüne bile ev sahipliği yaptığı biliniyor. Nike da bölgenin kimliğine saygı duyuyor, kendi inovatif duruşuyla harmanladığı bir mağaza ortaya çıkarıyor.

20033BD_NIKE_HOI_PARIS_4697_PR02_native_1600

Yerleşke içinde erkekler, kadınlar ve çocuklar için özel ayrılan bölümlerin yanında Avrupa’daki en fazla ürün çeşitliliğini de bünyesinde barındırıyor. Tüm bunlar bir yana markanın orayı ‘amiral gemisi’ görmesinin asıl sebebi mağazanın 85.000 kilodan fazla sürdürülebilir malzemeye sahip olması. Yani mağazanın dekorundan tasarımına hatta teşhir armatürlerine kadar birçok ürün sürdürülebilir malzemelerden yapılmış… Hatta ve hatta dünyanın önde gelen rüzgâr enerjisi şirketi Iberdrola ile anlaşma yapılarak İspanya’daki bir rüzgâr enerjisi kompleksinden gelen enerjiyle mağazanın beslendiğini de belirtiyorlar.

2019’da ‘sıfır atık’ ve ‘sıfır karbon’ politikalarını benimsediğini belirten marka hakikaten bu yönde ciddi adımlar atarak, yatırımlar yapmışa benziyor. Keza daha önce de şimdiye kadar tasarlanan en düşük karbon ayak izine sahip ayakkabı ve ABD 2020 olimpiyat takımları için geri dönüştürülmüş plastik şişelerden hazırlanan üniformalarla gündeme gelmişlerdi fakat bilindiği üzere sürdürülebilirlik adına moda sektöründe bu kadar iddialı yatırımlara pek rastlanmıyor. Bu sebeple örnek olması açısından da değer arz ediyor.

Öte yandan 2020 trend raporlarına göre ‘sürdürülebilirlik’ pazarlama stratejileri için önemli bir alan. Pek tabii bu yatırımların ticari kaygıları da güdülmüş olmalı.

nike paris

Ayrıca mağazaya o kadar ‘amiral gemisi’ dedik, doğal olarak orayı inovasyon merkezi kılan sadece sürdürülebilir olması da değil: girişinde ‘Mission Control’ alanı da var. Alışveriş yapanlar küresel ve yerel spor topluluklarını, üye avantajlarını bu alandan incelenip öğrenilebiliyor. Gelişmiş algoritmalar kullanılarak Nike Fit ürünleri için en uygun öneriler sunuluyor. Tabii ki daha sonraki alışverişleriniz için bilgileriniz kayıt altına alınarak profilinize işleniyor. (Sistem tıkır tıkır…) Kadın müşteriler için kişiselleştirilmiş sporcu sütyeni tasarlanıyor, çocuklara özel interaktif oyun alanları bulunuyor, sanal koşu deneyimleri ve tek elle fermuar açma yarışmaları bile düzenleniyor… Kısacası ciddi bir dijital alt yapıya sahip. Şangay ve New York mağazalarında test ettikleri bazı teknolojileri geliştirerek burada hayata geçirdiklerini de ekliyorlar.

nike-voguebus-nike-july-20-story-inline-2 (1)

Nike’ın tasarım direktörü John Hoke bu çabalarını “Gezegenimiz üzerinde daha olumlu bir etkiye sahip olmak çağımızın en önemli tasarım problemidir” diyerek özetliyor.

Üzerinde yaşadığımız gezegen, yitip giden doğal kaynakların peşinde geri dönülemez bir noktaya ulaşmışken çok doğru bir noktaya değiniyor Hoke. Kaynak kullanımı sürdürülemediği sürece yaratıcı beyinlerin emekleriyle birlikte tasarım da değerini kaybetme riski taşıyor. Birkaç aydır yaşadığımız süreci de göz önünde bulundurursak eski sistemlerin artık gerçekten teklediği ortada. Varlığının sürdürülebilir olmasını isteyen markalar da el mahkum, trend olsun olmasın, yeni pazarlama stratejilerini dünyanın akıbetini de düşünerek oluşturmak zorundalar.