Adına da derler seks*: Seksolog, danışman ve cinsel eğitmen Rayka Kumru anlatıyor

Kafamızdaki sorular tabuların gölgesi altında, konuşamadığımız her an süratle çoğalırken içine düşülen kafa karışıklığını gidermek için bir bilene danışmak da bir tür ihtiyaca dönüşüyor. Hele ki toplumsal baskı, her zamanki şiddetiyle karşımızda dikilirken. Neyse ki bu noktada seksolog, danışman ve cinsel eğitmen Rayka Kumru devralıyor sözü ve Sex Education’da görüp de özendiğimiz o uzmanlıkla açıklıyor merak ettiklerimizi.

*Sevil Öztatlı’nın seslendirdiği, Arif Sami Toker’in bestelediği niyeti bozmuş parçanın adı. 1970’li yıllarda yayınlanmış olsa da kırkbeşliğin fenomen olabilmesi için, 2000’li yıllarda internete düşmesi gerekecekti…

Nasıl olacak da toplumca rahatlayacağız seks konusunda? Belki de toplumdaki her kesim için tabu olan ve pek de konuşulamayan bir mevzu bu…

Hangi alanlarda ne sebeplerle konuşulmuyor diye sormakta fayda var bence. Kimi alanlarda korkulduğu, kimi alanlarda günah sayıldığı, kimi alanlarda ise işe gelmediği için konuşulmayan bir konu. Akademik ve bilim alanında yeterince yatırım ve alan açılmadığı için üretimin sınırlı olduğu bir konu cinsellik. Dolayısıyla konuşulamıyor oluşunun bir sebebi bu. İlişkilerde, özellikle kadınlar için, çok şey biliyormuşçasına damgalanma korkusu belki de konuşulmama sebebi… Aile içinde toplum baskısı, jenerasyonlar boyu üzerimize atılan olumsuz mesajlar ve travmalar sebeplerden bazıları. Okullarda ise ahlakçılık, bilime dayalı yöntemlerden uzaklaşıyor oluşumuz ve cinselliğe dair iletişimin teşvik ile karıştırılıyor oluşu.

Anlayacağınız üzere kim, nerede, kiminle, neden konuşmuyor, konuşuyorsa da nasıl konuşuyor esas sorular. Cinselliğin konuşulduğu alanları, konuşmaya cesareti olanları, susturulmalarına rağmen inadına konuşanları da unutmamak gerek. Birçok öğretmen, doktor, ebeveyn, genç, bu coğrafyada cinsellikle ilgili konuşmaya, üretmeye ve var etmeye devam ediyor. Bu erişimde sosyal medyanın faydasının hakkı yenilemez.

View this post on Instagram

(English below) Demedi demeyin. 21 Mayıs’ta @blutv’de tanıdık bir surat görebilirsiniz. Konumuz Dijital Flörtleşme. Dijital alanda kısa paslaşma yapanların deneyimlerini çok açıkça paylaştıkları bu belgeselde aralara minik minik uzman görüşü serpiştirmek, deneyimlerden bazılarına yorum getirmek keyifliydi. Henüz ben de tamamını izlemedim, heyecanla bekliyorum. Emeği geçenlere teşekkür ederim. @sami_ozturk_ @blutv #DijitalFlörtleşme . English 🇨🇦: A Turkish docuseries, #DigitalFlirting, focuses on the experiences of young people navigating the online world of dating, hooking-up and weirdos. I had the pleasure of dropping some sociological/sexological insight throughout. The docuseries will be availble via @blutv May 21st!

A post shared by Rayka Kumru (@raykakumru) on

Özellikle Netflix’te son zamanlarda cinsellik üzerine programlar çok dikkatimizi çekiyor. The Goop Lab’de editörlerin ekranda vulvalarına bakması ve orgazm olması birçok kadını etkiledi doğrusu. Sex Education dizisinde gençlerin cinsel keşiflerine ve yolculuklarına tanık oluyoruz, Big Mouth’ta ise ergenliğe yeniden dönüyoruz resmen. Cinselliğin bu kadar “popüler” bir konu olmasını nasıl yorumluyorsun?

Seks her zaman popüler bir konuydu. Ama bu içeriklerin popüler olmasının bence çok kritik bir sebebi daha var: Cinselliğe dair bize kendimizi iyi hissettiriyor olmaları. Burada iyi hissettirmekten kastım bize cinsel haz vermeleri değil; yüreğimize, ruhumuza, insanlığımıza iyi gelmeleri.

Söz konusu içeriğin sunulduğu araç ya da mecra burada o içeriği kabul edilebilir ve erişilebilir yapan. Netflix üzerinden izlediğinde, biraz daha net bir duruşun oluyor; içeriğin de aynı şekilde. Korunaklı, işini bilen birilerinin süzgecinden geçtiğini bildiğin bir yerden izliyorsun çünkü.

Öte yandan Sex Education’ın cinsellik haricinde, genel insanlığa dair çok hasret kaldığımız mesajları içeren, insanları her bölümde olumlu hislerle bırakan bir yanı var. Big Mouth’a ise acayip gülüyorum. Gerçekten yazanlar da seslendirenler de dahi bence. Cinselliğe dair bilime dayalı bilgileri sömürmeden, çarptırmadan komedi yazabilmek ve bunu yaparken kimseyi dışlamamak sahiden büyük başarı.

The Goop Lab konusunda bu kadar naif konuşmayacağım çünkü söz konusu içeriğin arkasında, herhangi bir dayanağı olmayan ve özellikle kadınların cinsel yönden iyi olma isteğinden istifade eden ve hatta sömüren bir sistem olan Goop şirketi var. Fakat kadın cinselliği konusunda çığır açmış kişiler arasında yer alan Betty Dodson ve bölümün genel anlamıyla sunduğu bilgiler adına üçüncü bölümünü tavsiye ediyorum.

Seks söz konusu olduğunda bazı ‘‘idealler’’ dolaşır etrafta. ‘‘Haftada şu kadar seks sağlıklıdır’’ der mesela çıkıp da birileri. Peki bu ideallere kapılmak ne kadar doğru olur?

İdeali, dış dünyayı değil; içimizi, bedenimizi, ihtiyaçlarımız ve ilişkide olduğumuz kişiyi dinlemek. Günümüzde cinsellikle ilgili en büyük problemlerden biri dış dünyanın nasıl seviştiği, ne kadar seviştiği, sevişirken ne yaptığı ile oyalanıp, her zaman gerçek olmayan hikayeler arasında kendimizi yetersiz hissediyor oluşumuz.

Cevap insanın kendisinde. Nelerden hoşlandığını bilmek için başkasının nasıl seviştiğini bilmemize gerek yok. Evet, bazen fikir almak, birkaç kaynak karıştırıp yenilikler aramakta bir sorun yok tabii. Cevapları dış dünyada aramanın sebebi insanların ‘‘Ben normal miyim’’ merakından ve normal olduklarını bilmeye yönelik ihtiyaçlarından geliyor. Bugüne kadar aldığım neredeyse her sorunun temelinde bu var: ‘Ben normal miyim?’. Şunu istiyorum, bunu düşlüyorum, şuramdan uyarılıyorum, sevişirken şunu yapıyorum, partnerim böyle bir şey istedi, normal miyim? Normal mi? Normal miyiz? Normaller mi? Kinsey’nin çok sevdiğim bir sözü var: ‘‘Bir davranışı anormal yapan, onu yapamayışındır.’’ Doğada normal ve anormal nedir? Kime göre, neye göre normaldir? Kriterler şunlar: onayın varsa, söz konusu partner ya da partnerlerinin onayı varsa, kim tutar seni, keyfine bak, normalsin, hayatta başarılar.

Artboard 2

Yatakta sohbet eden değil, Instagram’a bakan ilişki modelleri görüyoruz. Modern dünyada teknoloji geldi aşk bitti mi gerçekten? Bir adım öteyi nasıl görüyorsun?

Tarihte birçok teknolojik veya teknolojik olmayan yenilik oldu insan algısını, stres seviyesini, ilişkilerini etkileyen. Burada bence insanların bu teknoloji ile nasıl ilişkilendiği önemli olan. Yani, cep telefonu olmadan önce tüm çiftler gece uyumadan önce şahane sohbetler ediyor ve her daim sevişiyorlardı da cep telefonları mı işi bozdu? Hayır tabii. Teknoloji var ya da yok, cinselliğin her koşulda taze, spontane, heyecanlı, haz dolu olacağı miti asıl bizleri mahveden. İlişkilerin her yönünde olduğu gibi, cinsel yaşantıyı dilediğimiz boyutta tutmak ya da o boyuta ulaştırmak adına emek vermemiz gerekiyor. Gerekiyorsa telefonları yatak odasına almamak, sevişmek için uygun zamanı önceden belirlemek, hafta bir gün telefonsuz yemeğe gitmek ve hatta belki de belli aplikasyonları silmek, ya da sınırlandırmak… İstenirse yolu bulunur; kimse elindekinin kurbanı değil, hâlâ beyinlerimiz çalışıyor. Teknolojiyi tüm kötülüklerin kaynağı bellemek yerine, dönüp ilişkilerimize bakmakta fayda var.

Popüler kültür hep hetero-normatif kurallar etrafında şekilleniyor. Bu tek taraflılık cinsel kimlikleri ya da fantezileri ne şekilde kısıtlıyor olabilir?

Fanteziler yasaklardan ve tabulardan hoşlanan oluşumlar. Dolayısıyla kapsayıcı içerikler, söylemler, varoluşlar görmedikçe bazı cinsel kimliklerin ve varoluşların mistikleştirilmesi söz konusu. Bu ne kadar romantik ve olumlu gelse de kulağa, ötekileştirmenin de sebebi. Trans kadınların toplumdaki diğer bireylere oranla daha çok şiddete maruz bırakılmalarının veya toplumsal normlar dışında kendini ifade eden insanlara karşı muazzam bir tahammülsüzlüğün oluşunun sebeplerinden biri de bu; bilinmezlik. O bilinmezlik de bazen insana cazip geliyor, merak uyandırıyor. Merak eden bazen de merak ettiği için kendinden nefret edip o merakının sebebine saldırıyor. Toplumda belli normallerin ve olması gerekenlerin oluşturulması, çoğu insana hizmet etmiyor esasında. Özellikle gey, lezbiyen, trans, biseksüel, kuir ya da kendini toplumun belirlediği şekillerde ifade etmeyen kişiler, temsil edilmediklerinde yok sayılmış oluyor. Yani televizyona bakıyor; yok. Dergilere bakıyor; yok. Okulda olduğu gibi olmayacağı söyleniyor, evde cezalandırılıyor. Yok. Hiçbir yerde yok. Dolayısıyla yoksam, yok olayım hissi de daha çok görülüyor. Toplumsal cinsiyet normlarında ve heteroseksüel çerçevede kendini tanımlamayan gençlerde ve çocuklarda kendine zarar verme ve intihar çok daha yüksek oranlarda gözlemleniyor. Burada sorun o kişinin ne olduğu ve nasıl olduğu değil; toplumun inadına onu yok sayıyor olması.

Toplumun erkeklere yaptığı “performans” baskısı ne şekilde patlak veriyor ne tür sakıncalar yaratıyor?

 Komplike ve çok yönlü bir konu bu. Performans baskısının zararlı erkeklik algısının şiddet, homofobi, transfobi ve cinsiyetçilik ile çok yakından alakalı olduğunu düşünüyorum. Olay sadece performans baskısı ya da kaygısı değil, o kaygının ya da beklentinin altında yatan mesajlar. O mesajların çoğu, toplumda gördüğümüz sorunların altında yatan sebepler. ‘‘Erkek adam ağlamaz’’ ile başlayan duygu sıkışmaları, dışarı vuran ve vurması beklenen öfke, öfke üzerinden gösterilen ve derecelendirilen, hatta ödüllendirilen bir erkeklik tanımı ve aslında kendi gibi olmayan onca insan… Cinsellik adına düşündüğümüzde de tek bir organın yeterince kan akışına tabi olup olmamasına bağlı bir seri varoluşsal kaygı. Birçok insanın altında ezildiği ve toplumun cezasını çektiği çok ağır yükler bunlar.

Bir seksolog olarak sosyal medyada her paylaşımın bizi heyecanlandırıyor. Hele böyle bastırılmış bir toplumda! Aldığın yorumlardan hiç korktuğun oluyor mu?

Aldığım olumlu tepkilerin yoğunluğuna hiçbir zaman alışamadım. O kadar çok yüreklendiriyor ki beni bu! Arada olumsuz, hakaret içeren, aşağılayıcı yorumlar da alıyorum. Bunlar çok azınlık diyebilirim. Zaten yazanlar da mantıklı bir gerekçe ile yazmıyor; ya cinsellik hakkında konuşan bir kadın görmenin hazımsızlığı ya da ekran arkasına saklanmanın verdiği korkak cesareti ile yazıyorlar.

YouTube’a girmek konusunda ciddi şüphelerim vardı. Hatta bir süre yorum özelliğini kaldırsam mı diye düşündüm. Fakat o kadar iyi gelen yorumlar yazılıyor ki bir tür dayanışma ve destek sistemi oluşuyor; bırakmaya karar verdim. Şaşırtıcı. Sevindirici. Gururlandırıcı. Takipçilerimle oluşturduğumuz alanla gurur duyuyorum.

En fazla hangi soru ve problem karşına çıkıyor?

Çocuklarıyla ilgili soru soran çok oluyor. Çok fazla özel soru alıyorum. Bunları mesaj ya da mail üzerinden cevaplayamıyorum, doğru bulmuyorum çünkü. Zaten eğitim tek bir mail ya da tavsiyeyle olacak iş değil; bu sebeple çok yakında online bir seks-pozitif ebeveynlik eğitimi açılıyor olacak. Bu konuda çok heyecanlıyım. Bunun dışında ilk ilişkiler, gebe kalıp kalmamaya dair sorular daha sıklaşmaya başladı. Erkek takipçilerim kadınlara oranla daha az, fakat onlarda da en sık aldığım sorular ereksiyon ve erken boşalmayla ilgili. Bir de penis boyu. Herkes ‘‘normal’’ olduğundan emin olmak istiyor, biraz önce de bahsettiğim gibi.

 

rayka kumru rayka kumru rayka kumru rayka kumru rayka kumru rayka kumru rayka kumru