Bir sahil kasabasının sınır tanımayan hikayesi: Kısa film Mercan

Çok yakında BluTV üzerinden de izleyiciyle buluşacak kısa film Mercan‘ı, tüm hikayesiyle yaratıcısı ve yönetmeni Oğuz Anbarlı anlatıyor. kısa film mercan

Bizi bir sahil kasabasındaki o kış aylarına has sakinliğin tam orta yerine çekiveren bir film Mercan. Aslında adını, baş karakterinden alıyor. Mercan, bu sakinliğin içerisinde kendine has bir ritim tutturmuş olsa da bir adım ötesini de hayal eden genç bir kadın. Kendini kasabaya fazla gören, öyle burnu havalarda bir tip değil ama genç ve meraklı. Yani evet, her türlü engeli aşmasını sağlayabilecek o iki kritik özelliğe sahip…

Filmin yönetmeni Oğuz Anbarlı, ilk kısa filmi İğne Deliği’nde de yine genç bir kadının hikayesini anlatmıştı bize. Film sevdasının peşine düşmüş Nazlı’nın kamera arkasındaki çabalarını izliyorduk. İçten ve çok komikti; Nazlı’yla empati kurarken karşısına çıkan türlü talihsizliklere gülmemek mümkün değildi. Mercan ile bu sefer daha farklı anlatımla, bambaşka bir coğrafyaya savruluyoruz. İki hikayenin de merkezinde genç bir kadının olması ise, Oğuz Anbarlı’nın dediğine göre bir tesadüfün sonucu.

Mercan, çok yakında BluTV ekranlarında olacak. Bu vesileyle Oğuz Anbarlı’yla yollarımızı kesiştirdik ve Mercan’ın ilk günden bu yana tüm hikayesini dinledik.

İğne Deliği’nden sonra şimdi de Mercan’la karşımızdasın. Kadın karakterlerin merkezde olduğu iki hikaye. Sence İğne Deliği ve Mercan hangi yollardan kesişiyor? 

Bu filmleri, film yapma pratiği kazanmak için çektim. İğne Deliği’nde kalabalık bir seti yönetip yönetemeyeceğim konusunda büyük çelişkilerim vardı ve bunu denemeden göremeyecektim. Mercan’da ise bir filmin nasıl pazarlanması gerektiğini ve uluslararası festivalleri tecrübe etme sürecini öğrenmek istiyordum. Tabii anlatı olarak da kafamda yıllardır taşıdığım fakat deneme imkanını bu iki filmle bulduğum bir üslup vardı. Bir çerçeveye sıkıştıracak olursam janr olarak dramedy yapmayı denediğimi söyleyebilirim. İki filmin ana kesişme noktası hem yapım hem de üslup olarak aslında bu.

Bir de film müzikleri var. Her iki filmin de duygusuna ait müzikleri olsun istedim. Bu süreçte Hazar Mürşitpınar’la çalıştık. Hazar da yakalamak istediğim duyguyu anlayan ve en önemlisi bunu notalara döken çok iyi bir müzisyen.

Her iki filmin hikayesi anlamında da bu kesişmeden söz etmek mümkün tabi. Nazlı da Mercan da normal hayatta çok sık karşılaşabileceğiniz meslek gruplarından karakterler değil. Bu benim özellikle tercih ettiğim bir şey. Çünkü bu bana hem karakteri hem de hikayeyi istediğim gibi yoğurma ve yönlendirme imkanı veriyor. Daha sakin, az kalabalık bir durumda oluyorum böyle olunca. Söylediğiniz gibi, iki filmde de merkezdeki karakterin kadın olması durumu var. Açıkçası bu durum tamamen tesadüf.

Screen Shot 2020-08-19 at 19.02.36

Mercan ile bir sahil kasabasına gidiyoruz. Mercan’ın hikayesi nasıl ortaya çıktı? Seni o kasabaya götüren ne oldu?

Sahil kasabasında geçen bir hikaye çekmek istiyordum. Fakat bunu yaparken hikayenin evrensel olmasını, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir deniz kasabasında geçebilecek bir hikaye olmasını istiyordum. Hemen hemen İğne Deliği ile aynı zamanda filizlenmeye başladı Mercan. Ama yapımı çok daha zor olacağı için ben ilk şansı İğne Deliği’ne vermek istedim.

İğne Deliği festival sürecinin ortalarındayken, bu hikaye üzerine yoğunlaşmaya başladım. Aslında başlarda ne aradığımı tam olarak bilmiyordum. Sahil kasabası filmi yapma isteği dışında elimde pek fazla bir şey yoktu. Sadece şunu çok iyi biliyordum; sahil kasabalarında gittiğiniz çay bahçelerini hatırlayın, yüzü denize dönük olan biri orada yaşamıyor olabilir ve fark edersiniz masası kıyı köşede kalsa bile denizi görecek şekilde oturmaya çalışır. Ben o çay bahçesinde denize sırtını dönerek oturabilen insanların gözünden bir hikaye anlatmak istedim. Lütfiye ve Mercan’ın sahnesini hatırlayın. Yüzleri birbirine dönük. Şayet ben bugün biriyle orada oturuyor olsaydım kesin denizi seyrediyor, bir yandan da omuz üzerinden sohbetimi gerçekleştiriyor olurdum.

Tabii tüm bu küçük detaylar filmi yazmak için yeterli olmadı. Daha sonra uzun uzun beni sahil kasabasında film yapma fikrine neyin ittiğini düşünmeye başladım. Bir süre sonra bir anı canlandı gözümde. Yazları seyahat ettiğim bir sahil kasabasına ilk kez kışın gittiğim bir dönem vardı. O zaman sadece yazlarına tanık olduğum için hep cıvıl cıvıl gördüğüm böylesi bir yerin, o yaz kalabalığı dağıldığında asıl hayatına geri döndüğünü fark ettim. Kıyı kasabası dediğinizde kafanızda canlanan şey aslında bir taşranın yaşadığı bütün dertlerini, yalnızlığını barındırıyordu. Tüm bunları bir araya getirdiğimde Mercan da böyle başlayan bir hikayenin kahramanı oluverdi.

Mercan_Making_Of_05

Biraz da kamera arkasındaki çekim sürecinden bahsedebilir misin? Çalışmalarınız ne kadarlık bir süreye yayıldı, süreç nasıl ilerledi?

İlk mekan araştırması ile filmin prömiyeri arasında 39 ay var. Bu geçen zamanda bütçenin bulunması, oyuncu ve teknik kadronun tamamlanması, Gökmen Yılmazkaya’nın storyboard’ları çizmesi, Çağatay Uğurlu’nun ön afiş çalışması, senaryonun yedinci taslağının tamamlanması ve kayıt dediğimiz ilk ana kadar geçen süre 18 ay. Kurgu dokuz ay sürdü. Diğer kalan 12 ayı ise renk düzeltme, ses kurgu-miksaj-mastering, afişin hazırlanması, grafik tasarımın tamamlaması ve elbette, festival bekleme süreci olarak özetleyebilirim.

Mercan’ın yapım olarak bizi çok zorlayan bir proje olduğunu söyleyebilirim. Filmi tamamlayabilmek için sadece beş gece dört günümüz vardı. Tüm plan, oyuncuların ve teknik ekibin uygunluğuna ve bütçeye göre olduğu için çok fazla deneme yapacak zamanımız yoktu. Fakat bütçe konusunda ben şanslı yönetmenlerden sayılırım. İğne Deliği’nde olduğu gibi Mercan’da da İzzet Göçmenoğlu yapımcılığı üstlendi. Mercan’da bir diğer yapımcı ise Züleyha. Eğer kendi paramla film çekiyor olsaydım sanırım hâlâ bulduğum en küçük bütçeyle bile film için bir şeyler deniyor olurdum. Benim için belirleyici oluyor bu durum.

Tabii yine de kafamdaki filmi tam anlamıyla yapabildiğimi söyleyemem. Örneğin Burak Günaydın’la filmin sinematografisi üzerine çok uzun konuşmalar yaptık fakat sete girdiğimizde kamerayı hareket ettirecek ekipmanlara sahip olacak bütçeyi bulamamıştık. Tüm bu imkansızlıklara rağmen Burak müthiş bir iş çıkardı. Çünkü aylar öncesinde birlikte gittiğimiz kasabada belirlediğimiz, açılarına karar verdiğimiz birçok mekanda filmi çekemedik. Kayıt diyeceğimiz güne iki gün kala bir sürü pürüz çıktı ve Burak film için kasabaya geldiğinde her şey değişmişti. Birçok mekanı o da o an gördü ve filmin büyük bir bölümünü kamera provası yapamadan hazırlıksız çektik. Dediğim gibi bunu deneyecek vaktimiz yoktu. Oyuncularımızdan biri son anda gelemeyince o rolü amcama verdim. Güzel oyun verdiğini görünce sonuna kadar zorladım onu. Sonucundan çok memnunum.

Bir yandan da ekipte runner yoktu, bu görevi aramızda paylaşıyorduk en azından ben öyle olduğunu düşünüyordum. İşlerin tıkandığını fark eden set misafirlerimizden babam ise birden o rolü üstlenmiş. Maydanoz yıkamak, balık kızartmak, hızlı ulaşım gibi şahane işlere imza attı. E tabi sorun bir türlü bitmiyor. Sesli çekiyoruz ve etrafta olan biten her ses için tekrara gidiyoruz, vaktimiz çok az, sahnelerin büyük bir kısmı gün ama Kasım ayında ışık süresi çok az ve biz özellikle o ışığı bekledik aylarca vazgeçmek istemiyoruz, oyuncunun uçağa yetişmesi lazım çünkü bir sonraki gün sahnesi var rötar yapma şansımız sıfır vs. Bunun gibi birçok olumsuzluğa rağmen filmi çok iyi kurtardığımızı düşünüyorum. Çünkü ekip olarak çok iyi anlaştık ve herkes meslek profesyoneliydi. Haliyle bunun avantajı da büyük oldu.

2008 yılından bu yana birlikte çalıştığımız ses teknisyeni İbrahim Kepir’in yaşadığı en küçük hoşnutsuzluğu ya da mutluluğu hemen fark ediyorum ya da yürütücü yapımcı Ercihan’ın ne kadar süre sonra bana bir sorunla veya çözümle geleceğini anlayabiliyorum. Tabii tüm bular izleyiciyi bağlamıyor. Onların karşısına çıktığınızda tüm bunların bir önemi yok. Ama benim gibi küçük setler kurmak durumunda olan yönetmenler için tanıdığı, arkadaş olduğu teknik insanlarla çalışması gerçekten önemli. Örneğin, grafik tasarımcı Ahmet Kökbudak ile uzun zamandır çalışıyoruz. Yapmak istediğimi, hayal ettiğimi neredeyse hiç bozmadan yapabiliyor. Böyle olunca insan da haliyle kendini çok şanslı hissediyor. Mercan’la birlikte aramıza yeni katılanlar da oldu. Sürecin başından sonuna kadar sanat yönetmeni olarak yer alan Melih Can Toygu ile birlikte renklere, kostümlere, mekanlara çok iyi çalıştık. Melih Can’ın hayal ettiğim atmosferi kurmamdaki katkısı çok büyük. Film setinde toplam 20 kişiydik fakat ekibimiz 44 kişi. Şu an adını anamadıklarım lütfen bana kırılmasın.

Mercan_In_Film_005

Bu arada Mercan’ın babası Arif de içten yanmalı bir karakter. Onun bu öfkesi, kızgınlığı nereden geliyor? 

Şimdi yarama dokundunuz. Senaryoda olan Arif ve filmde gördüğünüz Arif arasında farklılıklar var. Kurguda Arif’in kritik sahnelerinden bazılarını kestik. Çünkü ana karakterin alanına fazla girdi. Senaryoda bu durum çok görünür değildi, öncesinde okuma provası yapabilseydik ya da uzun denemelerle sahneleri tekrarlayabilseydik belki de bunu görecek ve problemin önüne daha önce geçebilecektim. Arif’i fevri ve davranışları hakkında az düşünen bir karakter olarak tasarladım. Sonuçlarını düşünmeden hareket eden, birden fevrileşen ve daha sonra bu fevrilikten pişman olan fakat bundan rahatsızlık duymasına rağmen çevresine bunu belli etmeyen biri aslında.

İzmir Kısa Film Festivali’nde bir izleyici Arif’in karakterini oldukça hoşgörüsüz bulduğunu, hikayeyi bir hoşgörüsüzlük alt metnine dayandırıp dayandırmadığımı sormuştu. Yazarken hiç aklımda yoktu ama evet, aslında hoşgörüsüz biri doğru söylüyorsunuz, fakat öyle bir alt metni hedefleyerek yazmadım yanıtını verdim. Aslında Arif’in yaşadığı öfkeden daha çok huysuzluk. Arif’in huysuzluğu Mercan’da da olsun istedim. Arif istemediği bir anda onun alanına girerseniz sinirleniyor ve çok gereksiz, büyük tepkiler veriyor. Filmde Arif’in Hasan’ı dövdüğünü duyduğunuz iki sahne var. Aslında biz o sahneyi çektik, 2.30 dakikalık plan sekans bir sahneydi ama Arif’in Hasan’a birden tokat atması o kadar dik geldi ki sahne bir anda rotasından çıktı. O sahneyi atmak zorunda kaldığımda günlerce uyuyamadım. Senaryoyu yakın çevreme okuttuğumda da herkes sahnenin o noktasını çok dik bulmuştu ama ben yine de denemek istedim. Filmin hız kazanacağı yerin orası olacağını düşünüyordum. Düşündüğüm gibi çalışmadı.

Mercan_Making_Of_03

Arif karakteri aslında benim için çok güzel bir okul oldu. Setin ilk günü hikayenin akışı, kurgusunun yanında aklımda denemek istediğim, öğrenmek istediğim birçok soru ve konu vardı. Bunların birçoğunu Arif sayesinde öğrendiğimi ve deneyebildiğimi söyleyebilirim. Senaryoda küçük bir diyaloğu çıkarttığımda nasıl koca bir sahnenin başıma yıkılabileceğini gördüm. Aslında biraz önce de söylediğim gibi ben bu filmleri, film yapma pratiğini kazanmak için yaptım. Merak ettiğim soruları cevapladı, öğrenmek istediklerimi öğretti, denemek istediklerimi yapabilme şansı sundu.

Filmin başında oyuncularla okuma provası yapamamanın başıma dert açacağını biliyordum. Çünkü o kadar kısa ve sıkışık zamanda kendinizi çok iyi ifade edemiyor, derdinizi tam olarak açıklayamıyorsunuz. Set anında herkesin odağı farklı bir yerde oluyor. Bir yandan senaryoyu, kurguyu, hikayenin bütününü sağlamayı düşünürken bir yandan da ”öğlen köfte mi yesek çorba mı içsek” soruları, pillerin bitmesi, oyuncu tam olarak hangi mekana gelsin gibi bir çok konuyu da çözüme bağlamanız gerekiyor. Bunları pişman olduğum ya da yapım sürecinin sonunda mutsuz olduğum için anlatmıyorum. Aksine tüm bunları yaşamak ve çözüm bulmak aslında o pratiği kazandırıyor.

Mercan_In_Film_002

Lütfiye karakteri Mercan’ın en büyük sırdaşı gibi. Çok da matrak. Onu kurgularken aklında nasıl bir karakter vardı? 

Evet evet, böyle bir yakınlıktan söz etmemiz mümkün. Ancak şunu da söyleyebiliriz; ilk önce Mercan açısından bakacak olursak Lütfiye ile konuştuklarını asla babasından saklamıyor. Konuştuklarını aynen aktarıyor babasına. Lütfiye’nin ise sır tutabilmesi konusunda hiç emin değilim. Bana hep birilerine “dur bak ne anlatıcam, ölümü gör aramızda kalsın” diye diye anlatır gibi geliyor. Ama bir yandan da Mercan’ı yönlendirdiği bir gerçek.

Senaryoyu yazarken en eğlendiğim karakter Lütfiye’ydi. Yeşilçam filmlerinden bilirsiniz, mahallenin özü sözü bir kadın karakterleri vardır. O minvalde bir karakter Lütfiye. Matraklığı konusunda ise size inanılmaz katılıyorum. Yazarken kendimi durduramadığım anlar oldu, öyle eğleniyordum ki anlatamam. Fark etmişsinizdir, neredeyse Mercan’dan sonra tek detaylı tanıdığımız karakter Lütfiye. Sayfalarca Lütfiye yazdım sonra mecburen sildim. Çünkü bir süre sonra durmanız gerekiyor hem süreyi hem de bütçeyi gözetmek zorunda kalıyorsunuz. Süre derken festival kriterlerinden söz etmiyorum. Öyle bir kaygım hiç olmadı. Filme başlamadan önce aşağı yukarı ne kadar bütçe bulabileceğinizi biliyorsunuz ve yola çıkarken belirlediğiniz film süresi doğrudan bütçeyi de etkilediği için, yazarken bir süre sonra senaryoyu kilitlemeniz gerekiyor. Aslında bu ve bunun gibi birkaç sebepten dolayı artık kısa film çekmeyi düşünmüyorum. Büyük ihtimalle de Mercan son kısa filmim.

Mercan_In_Film_001

Film yayında. Peki şimdi nasıl bir süreç var önünüzde?

Evet, Mercan  BluTV’de yayınlanmaya başlayacak ve 12 ay boyunca da orada yayında kalacak. Bunun dışında festivaller de bir yolunu bulup etkinliklerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu süreçte Kanada’da ve İtalya’da düzenlenen iki festivalden mail aldım. Festivallerini online olarak yapma kararı almışlar ve Mercan’ı gösterip gösteremeyeceklerini sordular. Onlara olumlu yanıt verdim. Sanırım böyle olacak Mercan’ın süreci. Önümüzdeki yıllarda ise yeni filmler yapmaya devam etmek istiyorum. Şu an üzerinde düşündüğüm iki hikaye var. Birinin tretmanına yaklaşık bir yıldır çalışıyorum.

 

 

kısa film mercan kısa film mercan kısa film mercan kısa film mercankısa film mercan kısa film mercan