Bir Palm Springs incelemesi: Benimle aynı time loop’a girmeye var mısın?

Filmin baş karakteri Nyles her sabah aynı güne uyandıkça sizin de kafanızda garip bir déjà vu çakmaya başlıyor. Malum Matrix’te déjà vu’yü sistemin erör vermesi şeklinde açıklıyorlar ama bu sefer o kadar komplike düşüncelere dalmaya gerek yok. Çünkü bunu gerçekten gördünüz daha önce. Groundhog Day ile 50 First Days arası bir yerlerde. Palm Springs incelemesi

Hani bazen tahammül edilmesi zor ama yine de iyi kalpli biri hakkında kötü konuşurken büyük bir vicdan muhasebesinin içine giriverir ya insan… Her şeye rağmen iyi biri olduğunu bilirsiniz. Hem saf gibi de galiba… Bu kadar muhterem bir insan hakkında böylesine kötü düşüncelere kapıldığınıza göre gerçekten fesat olmalısınız. Vicdanınız altında ezilmekten başka bir şey paklamaz sizi.

İşte, Palm Springs hakkında olumsuz hislere kapılmak ve daha da ileri gidip bunları ulu orta sıralayacak olmak benzer vicdani yükler yaratıyor.

Gülerken iyi vakit geçiriyorsunuz çünkü. Tatlı tatlı gülüyorsunuz. İnceden kotarılmış detaylara kapılıyorsunuz. Ama bittiğinde ise…

Neyse biz de başa saralım.

Artık bundan sonrası, bol spoiler’lı…

Tekrar ve tekrar ve tekrar

Brooklyn 9-9 ile zihnimize kazınan matrak ötesi Andy Samberg’in canlandırdığı karakterimiz Nyles’ın gözünü açmasıyla birlikte biz de hikayenin tam içinde buluveriyoruz kendimizi. Nyles’ın etrafa savurduğu her hareketten, her sözden bıkkınlık akıyor. Bir şeyler döndüğünü anlıyoruz.

Nyles ve kız arkadaşı Mitsy, Mitsy’nin bir arkadaşının düğünü için şehir dışında, ‘misafirlikte’ler. Biz de düğünün olduğu güne uyanıyoruz. Malum düğün koşuşturması… Gelinin annesi ve kız kardeşleri bir yanda, damadın bromantik arkadaşları diğer yanda. Herkes akşamki düğünün ön hazırlıklarını yaşıyor kendince. Nyles hariç. Havuzdaki şişme yatağın üzerinde, anlamsız bir dinginlik içerisinde rahat rahat takılıyor.

palm springs 5

Sonra akşamki düğüne geçiyoruz. Bilindik manzaralar… Nikah kıyılıyor, gelin ile damat masalarına oturuyor, iyi dilekler ve içkiler havalarda uçuşuyor. Gelinin ablası Sarah ile de o an tanışıyoruz, şarap kadehine abanırken. Bir de o anda işgüzarın teki çıkıp da Sarah’dan bir konuşma yapmasını istiyor. Oysa nasıl sarhoş olduğunu gözlerimizle gördük. Eyvah, rezil olacak!

Bazı tavlama yöntemleri

Tam o an Nyles beklenmedik bir şekilde ortaya atlıyor ve olur olmaz şeyler söyleyerek (zaten üstünde de diğerlerindeki gibi bir takım elbise yok, o gün boyu takıldığı renkli gömleğiyle karşımızda) dikkatleri üzerine çekiyor ve Sarah’yı rezil olmaktan kurtarıyor. Sarah bu sıra dışı şövalyelik karşısında biraz etkileniyor ama çok da belli etmemeye çalışıyor. Arıza bir tip neticede. Nyles ise allem edip kallem edip (gerçekten o dans sahnesinin kusursuzluğu!) Sarah’nın yanına gelmeyi başarıyor. Aklını da çeliyor.

Sonra tenha bir köşeye, işi pişirmeye gidiyorlar. Gözlerden uzakta, kayalıkların olduğu bir yer. Bir de mağara ilişiyor gözümüze… İşlerin en alevlendiği anda ise büyük bir ”absürtlük” yaşanıyor. Kayalıkların tepesindeki deli bir adam (J.K. Simmons’ın ta kendisi) Nyles’a ok fırlatıveriyor. Vahşice… Hedefini de vuruyor: ok Nyles’ın omzuna saplanıyor. Sonrasında bir kovalamaca başlıyor. Tabii anlam veremiyorsuz ama deli adam tek bir okla yetinmeyecekmiş gibi. Nyles bitik. Yerlerde sürüne sürüne ilerlerken o gözümüze ilişen mağaranın ağzına geliyor. Sarah da peşinden… Nyles’ı kurtarmak istiyor elbette. Nyles, ”Dur, gelme, etme” dese de Sarah da mağaraya giriyor ve…

Bu sefer Sarah’nın gözünü açmasıyla birlikte hikayenin tam içinde buluyoruz kendimizi. Neredeyiz, anlamak zor.

Hmm…

Hmm…

Hmm…

YİNE AYNI DÜĞÜN GÜNÜNÜN SABAHINA DÖNMÜŞÜZ.

palm springs2

Aynı gün, başka bir karakterin gözünden

Sarah şok oluyor elbette. Her seferinde aynı güne uyanmaktan daha beter bir şey varsa o da her seferinde o aynı berbat güne uyanmaktır çünkü.

Gerçi berbatlığın sebebi, Sarah’nın ta kendisi ya…

Sarah’nın olaylı kız kardeş tiplemesinin filmdeki karşılığı olduğunu kendisini şarapları yuvarlarken gördüğümüzde anlamıştık zaten. Kardeşinin düğününde bile kendine hakim olamayan biri neticede. Komikli aile dramalarının olmazsa olmazı. Ama oradaki karakterlerden çok daha kötücül. Nedenini de göreceğiz zaten.

Ama öncesinde koştura koştura Nyles’ı buluyor, havuzdaki şişme yatağında. Canına okuyor elbette. Öğreniyoruz ki, her şeyin sebebi o garipliklere uzanan mağaraymış. Manyetik bir işler var. Mağaraya giren, aynı günde takılıp kalıyor. Zavallı Nyles o yüzden rahat. O günün yine aynı gün olacağını biliyor. Başkalarının kendisi hakkında ne düşüneceğini de pek sallamıyor. Ne fark edecek ki, yarın olmayacak; ertesi gün her şey sil baştan yaşanacak.

palm springs 6

Düğün sırasında ortaya atılıp abuk subuk konuşma yapması da neler olacağını bildiğinden. Meğer gerçekten de Sarah sarhoş sarhoş konuşarak kendini rezil ediyormuş düğünde. Gerçek bir Romeo olarak Nyles, olayların gidişatına müdahale etmesi gerektiğini de neler olup bittiğine bizzat şahit olduğu için biliyor. (Tekrar ve tekrar ve tekrar…) Aynı şekilde, müthiş dans figürleriyle pistten sıvışması da on binlerce tekrara dayanan pratiğinin bir sonucu. Gerçi kaç gündür orada olduğunu tam bilmiyoruz ama öyle bir-iki haftalık bir şey değil.

Time loop’un içerisinde tekrara düşen biri daha var: O ok atan adam, yani Roy. Nyles ile aşırı eğlendikleri bir gece yanlışlıkla mağaraya giriyor Roy. Biraz Nyles yüzünden. Hayatını mahvettiği için Nyles’ı affetmiyor. Türlü işkencelerle öcünü almaya çalışıyor.

Sarah’nın ilk birkaç gününde bu time loop’un nasıl bir hayat olduğunu görüp anlamaya çalışıyoruz. Nyles bir nevi mentorluk ediyor ona. Sonra da aralarındaki ilişki ilerlemeye başlıyor.

CARPE DIEM

Ortak bir kaderde buluşuyorlar neticede. Yaşananların o ikisinden başka farkında olan yok. Elbette, o gün içerisinde neler olup biteceğini saniye saniye bilmek büyük bir lüks. Aynı şekilde, o gün ölmeyeceğini de… Ama bu lüks, bir noktadan sonra en yürek sıkıştıran cehennem senaryolarından bile korkunç bir hale dönüşüyor. Yani düşünün, ölüm bile bir kurtuluş değil onlar için. (ARABESK!) Nyles türlü türlü yöntemlerle ölmeyi denemiş mesela, bu cehennemin içinden çıkabilmek için. Acı var ama ölüm yok. Ölsem de kurtulsam dediği her an ölmediği gibi, büyük acılar içerisinde can çekişirken bulmuş kendini.

palm springs4

Madem öyle diyerek bunun tadını çıkarmaya başlıyor Nyles ve Sarah da. Carpe diem’i hiç bu kadar yerinde ve hakının verilerek yapıldığını görmemişsinizdir muhtemelen. Gözü kara bir şekilde her türlü belaya bulaşıyorlar. Birbirleriyle hesaplaşmaları da oluyor: Roy Nyles’ın ölmeyeceğini bilse de sırf içi soğusun diye her türlü pisliği işkenceyi yapıyor Nyles’a. Sarah da Nyles’a atarlandığında, o andan kurtulup yeni bir güne uyansın diye kendini kamyonun önüne atıyor.

Hikaye gözümüzün önünde aynı gün içerisinde debelenip duruyor.

İzlerken çok gülüyorsunuz ve gerçekten iyi vakit geçiriyorsunuz ama sonlara doğru basıyor bir endişe: Of ya layıkıyla bitmezse?

Klişeler güzeldir…

Filmin büyük klişelerden beslendiğini daha beşinci dakikadan anlamıştık zaten ama zekice hamlelerle o klişelere sağlam çalımlar attıracak gibiydi. Umutlarımız yükselmişti.

Yukarılarda da söylediğimiz o dans sahnesi mesela, sesli kahkaha attıracak kadar komikti. ”Madem buradan çıkamıyoruz o zaman sapıtalım” diyerek yaptıkları da… Romantik komedi klişelerini de bağrımıza basmıştık. (Zaten romantik komedinin kendisi bir klişe değil mi?) Adam Sandler’ın Drew Barrymore’u her gün sil baştan tavlamaya çalışması klişelerle güçlenen bir hikayenin ne kadar sürprizli olabileceğinin çok güzel bir kanıtıydı mesela. Orijinaldi, güldürürken hafif hafif üzmüştü de. Palm Springs’ten de öylesini bekliyorduk.

Ama Palm Springs dümdüz bitti. Dümdüz… Nyles bir anda Sarah’ya olan aşkını fark etti, Sarah da boş olmadığını belli etti. ”Seninle her şeye varım ben” dediler ve SON.

Oysa esprilerdeki incelik bizi ters köşeye yatırır gibi hissetmiştik. Zaten klişelere çoktan açmıştık kalbimizi de ellerimizi boş bırakmasalardı bari. Hem anlamadık: Çocuk kıza hep aşıkmış da içine mi atmış? Kız da hoşlanıyormuş, değil mi?

palm springs movie

Pamuk şeker

Oyunculukları, esprileri, can alıcı renkleri, kıyafetleri… Pamuk şeker gibi bir film aslında Palm Springs. Belki de çok şey beklememek gerek. Ama bunu beklentilerimizi çoktan arşa çıkardıktan sonra anladık.

Fragmanı izlemek bile yeterli filmde tüm olan biteni anlamak için. Artık her şeyi fragmanı koydukları için mi, yoksa her şey fragmanda anlatılabilecek kadar sıradan olduğu için mi… Orasına siz karar verin.

samberg0708

Palm Springs — When carefree Nyles (Andy Samberg) and reluctant maid of honor Sarah (Cristin Milioti) have a chance encounter at a Palm Springs wedding, things get complicated when they find themselves unable to escape the venue, themselves, or each other. Sarah (Cristin Milioti), Nyles (Andy Samberg) and Director Max Barbakow, shown.

‘Küçük’ zaferler

Max Barbakow’un yönetmenliğini üstlendiği ilk film Palm Springs. Senaryosu da Andy Siara’ya ait. Geçtiğimiz Ocak ayında Sundance Film Festivali’nde ilk kez gösterildiğinden bu yana ortalığı yakıp yıkıyor film.

Prömiyerinin ardından Neon ve Hulu, filmin gösterim haklarını satın aldı. Hem de 17,500,000.69 dolarlık satışla minik bir rekor bile kırdılar: Palm Springs, festival bünyesinde en yüksek rakama satılan film oldu. Ama çok heyecanlanmayın; 0,69 dolarlık bir farktan bahsediyoruz. Bir önceki rekor 17,500,000 dolarmış.

Ama Palm Springs’in küçük zaferleri bundan ibaret değil. 10 Temmuz’da ABD semalarına giriş yapan film, dijital olarak Hulu’da da izleyiciyle buluştu. Hulu cephesinden gelen bir açıklamaya göre Palm Springs, platform bünyesinde yayına girdiği hafta sonu en çok izlenen film olmuş, ilk üç gün rekorunu kırmış.

Filmi hızlı temposuyla ve ‘yenilikçi’ formülüyle öven de çok.

Türün klişelerinin üzerinden yükselmesinde bir sakınca yok ama yenilikçi olan kısmı neresi, biz çözemedik.

 

 

 

Palm Springs incelemesi Palm Springs incelemesi Palm Springs incelemesi Palm Springs incelemesi