Festival güncesi: Bozcaada’da sanatçı olmak

Kimilerini o meşhur gün batımıyla romantik şekilde tavlamış, kimilerini ise her şeyden uzaklaştırarak özgürlüklerine kavuşturmuş. Doğası, renkleri, rüzgarı, taşı, toprağıyla Bozcaada belli ki her uğrayanda bir iz bırakmış ve böylece birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı gibi birçok sanatçının da vazgeçilmez kaynağı olmuş bu büyülü ada.  bozcaada’da sanatçı

Biz de Bozcaada Caz Festivali sağ olsun, adanın sunduğu bu eşsiz aura’dan biraz parça kapalım, ilhamla dolalım istedik. Antik Yunan’ın meşhur ozanı Homeros’un Odyssey’i kulağımızda destanın Bozcaada’da geçen kısımlarını hayal ederek adanın her köşesine dalalım dedik.

View this post on Instagram

Bu senenin teması olarak seçtiğimiz ‘’Ototelik’’ kavramı, ''Akış teorisi'' ile pek çok anlamda ilişkili. Kavramı literatüre kazandıran Mihaly Csíkszentmihályi’ye göre akış durumunu sağlayan ana bölümlerden biri, deneyimin ''ototelik'' olmasıdır. Deneyim, akış teorisinin merkezindedir. Bozcaada Caz Festivali ve doğayla ilişkisi, bu seneki tasarım kampanyamızın ana öğesi ve ilham kaynağı oldu 🌾🌊 Doğayla ilişkimizi tekrar düşündüğümüz kampanyada Bozcaada’nın akışından ilham aldık 💨☀️ —— The “Autotelic” theme that we pick for the festival this year is quite connected to the Flow Theory. According to Mihaly Csíkszentmihályi, one of the main features that create flow is the experience of being “autotelic”. The experience is the center of the flow theory. Bozcaada Jazz Festival and its relationship with nature become our design campaign and inspiration this year 🌾🌊 As we rethink our relationship with nature, we gather inspiration from the flow of Bozcaada for the campaign 💨☀️ —— #bozcaadacazfestivali #3dots #allaturca #fermenteevents #ototelik #autotelic #akışteorisi #flowtheory #nature #bozcaada #sea #wind #kendinehas #volkswagenim

A post shared by Bozcaada Caz Festivali (@bozcaadacazfestivali) on

Polenta’dan Ayazma’ya, Ayana’dan Tuzburnu’na… Her koyun ayrı bir hissiyatı, her köşesinin kendine has bir hikayesi var sanki. Denizin masmavi tonları, taşın üzerindeki yaşanmışlığın renkleri bir yana dursun doğanın sessizliği ya da rüzgarın uğultusu öyle güzel hisler uyandırıyor ki bünyede kayıtsız kalmak imkansız. Adanın her köşesi sanki bir dili olsa da anlatacak çok hikayesi varmışçasına duruyor karşımızda. İşte o an anlıyoruz yolu Bozcaada’dan geçmiş ve hâlâ burada yaşayan sanatçılar ellerine aldıkları kalem, fırça, spatula ya da boya ile işte bu hikayeleri duyup onlar için ne ifade ediyorsa sanatlarıyla anlatmaya çalışıyorlar. Her biri adanın sunduğu bu tarifi zor hisleri kendi bünyelerine alıp kişisel iç dünyalarında yoğurarak yansıtıyor demek ki. Zaten sanat da tam olarak bu değil mi?

Ada’yı evine çeviren birçok sanatçıya rastlamak mümkün burada. Belli ki yaratıcılık ve ilhamın fışkırdığı bir kaynak sunuyor. Her birinin esinlendiği apayrı cevherler saklı bu cennet adada. Biz rüzgarının tende bıraktığı yumuşaklıktan ve bir şeyler fısıldarmışçasına kulağınızdaki uğultusundan etkilendik en çok.

Kendine has soyut anlatımıyla özgün hikayeler kurgulayan ressam ve heykeltıraş Cansu Şimşek’in ilhamı ise adanın her köşesi ve sunduğu birbirinden özel renkleri. Heybeliada’dan sonra kendini Bozcaada’da bulan Şimşek ‘’On, on iki senedir yelken dolayısıyla adaya geliyordum. Bir yaz üretmek için burada daha fazla zaman geçirdim ve çok verimli geçti. Adanın renkleri, rüzgarı kısacası her şeyi beni ve üretim sürecimi o kadar çok etkiledi ki, o yaz sanki içimi böyle yerinden oynatıp tekrar yerine getirdi ve ben bambaşka biri oldum, sanatım başka yerlere gitti. Aşkla başlayan hikaye işte şu anda atölye ve eve dönüştü’’ diye anlatıyor heyecanla.

Onun anlattıklarına ortak olunca biz de hayallere dalıyor, atölyesinden başlayıp Ada’nın dört bir yanını turlamaya koyuluyoruz.

bozcaada’da sanatçı