Yeni sanat dünyamız: Pop-up müzeler ve Instagrammer’lar

Instagram’ı yakıp yıkacak o fotoğrafı hâlâ çekemediniz mi? Durdurun zamanı, biraz daha buradayız! Neyse ki ABD’den dünyaya hızla yayılan pop-up müzeler o ”tarihi” ana eşlik edecek renkli ortamı sunmak için bizleri bekliyor.

Hazırlayanlar: İrem Bektaş & Seden Mestan

Her türlü deneyim yavaş yavaş dijital platformlara taşınmaya başlamışken izleyici olarak müzelerdeki sergileri ve işleri de yine dijital üzerinden görüp incelemeye çoktan alışmaya başladık. Tamamen dijitalin dinamikleri üzerine kurulan pop-up müzeler ise öyle uzaktan deneyimlenebilecek gibi değil. Son birkaç yıldır giderek yükselen bu trend bizzat orada, yani mekanda olmayı gerekli kılıyor.

Evet, yani hem biraz deneyim bunu gerektirdiği için hem de başka türlü fotoğraf çekemeyeceğiniz için… Fotoğraf çekmeyi yasaklayan büyük ve geleneksel müzelerin aksine burası ısrar fotoğraf çekmenizi istiyor çünkü.

”Müze” sözcüğüyle yanlış çağrışımlara kapılmayın. Evet, sergilenen eserler var buralarda da ama ”sanat” tarafı üzerine ciddi bir şekilde düşünmek gerekir. Nedir bir işi sanat eseri yapan, o eserleri sergilenmeye değer kılan? Kürasyon hangi aşamada devreye giriyor? Biz kimiz ve neredeyiz? İşte kafamızda deli sorular…

Bazıları bu sanat anlayışından uzak olarak değerlendirilen selfie alanlarıyla dalga geçse de aslında hepsinin çıkış noktasında yine sanatın ta kendisi var. İzleyiciyle birebir fiziksel etkileşimi gerekli kılan ve üç boyutlu eserler üzerine kurulu interaktif sanat anlayışının yerleşmesi ta 1960’lara kadar uzanıyor. Pop-up müzeler de onların açtığı yoldan ilerliyor. Hatta belki de 21. yüzyıl sanatına da farklı bir konseptte yön verebilir, kim bilir…

Burada izleyici deneyimi ve etkileşimi önemli. Ama tabii farklı sebeplerden ötürü: Dediğimiz gibi bu müzeler, sizin fotoğraf çekmeniz için var. (Kısıtlamayalım, video da çekebilirsiniz elbette… Bu iş TikTok’a kadar uzanır.)

Müzelerin tüm detaylarıyla tasarımlarıyla tasarımları fotoğraflarda iyi çıkacak şekilde kurgulanmış. Gördüğünüz her şey üst üse selfie’ler çekesiniz, işlerle birlikte kocaman gülümseyesiniz diye var. Zaten gülümsemeden edemiyorsunuz bir noktadan sonra. Rengarenk şekerlemelerden optik illüzyonlara kadar büyük bir oyun alanı sunuluyor çünkü size. Farklı konseptlere göre düzenlenmiş odalar, süslemeler ve fotoğraf çekebileceğiniz sınırsız alan…

Bu alanlara ilgi hayli büyük. Deneyimlediğimiz her farklı şeyi fotoğraflamak, bunları filtrelerden geçirip türlü ışık oyunlarıyla kusursuzlaştırmak, sonra da bunu paylaşıp like’ların peşini kovalamak… Alışkanlıklarımız ve algı biçimlerimiz çoktandır değişti zaten, yeni bir durum değil. Ve tek bir renkli duvarın önünde bile fotoğraf çektirmek için kuyruklar oluşturuluyorsa bu pop-up müzeler nasıl birer çekim alanına dönüşüyor, varın bir de siz düşünün.

Museum of Ice Cream

Bu müzelerin en bilineni San Francisco’daki Museum of Ice Cream. Evet, dondurmayı kim sevmez! Ama Museum of Ice Cream’in öne çıkmasını sağlayan en önemli özelliği bu alanda bir ilk olması. 2016 yılında açıldığında benzer başka bir pop-up müze yoktu yani evet, bir akıma öncü oldu.

İçinde dondurma yapım derslerinin, çeşitli etkinliklerin ve bir de mağazanın bulunduğu müze pek çok farklı aktivite ve deneyim sunuyor. İtiraf edelim yazın ortasında bir günü, dondurma yaparak ve yiyerek hatta bunları da sosyal medyamızda paylaşarak geçirmek isterdik. Museum of Ice Cream, ”konseptleri ve hayalleri, hayal gücünü ve yaratıcılığı harekete geçiren yer” olarak tanıtıyor kendini. Çok da haklılar; dondurma nice hayalleri süslüyor neticede. 

29 Rooms

Bir diğer ünlü pop-up müze ise New York’ta bulunan 29Rooms. Bireysellik, etki ve hayal gücü kavramlarına vurgu yapan müze, ışık oyunlarıyla ziyaretçilerini büyülüyor. Çoklu duyusal yerleştirmeler, performanslar ve atölyeler aracılığıyla size yaratıcılık, kültür ve toplulukla bağlantı kurmanın yeni yollerını sunuyor. Birçok marka ve sanat gösterisi için ev sahipliği yapan müzenin basın sayfasındaki etkinliklerde kendinizi kaybedebileceğinizi söyleyebiliriz.

Saved by the Max

Geleceğe Dönüş serisinin ikinci filminde 80’ler temalı bir kafe vardı hatırlarsanız… İşte dönemselliğiyle Saved by the Max bunu hatırlatıyor görenlere. Sadece dönemi farklı: mekan tüm detaylarıyla 90’lar nostaljisini kucaklıyor. Kendinizi o yıllara, o yıllara olmasa bile o yıllarda geçen bir dizi ya da filmin setine ışınlanmış gibi hissedebilirsiniz.

View this post on Instagram

We need your help! Before reading this, I would like to say we are in the same boat as MANY other small businesses and my heart hurts for EVERYONE right now. It took a lot of consideration to launch this page, but there are too many jobs, dreams, and experiences on the line here to not ask for some help. We've been extremely lucky to work on some amazing pop ups here in our new home of West Hollywood. Maybe you took it back to Bayside at Saved By The Max, or placed an order at Good Burger home of the Good Burger, or even cooked with us at The Breaking Bad Experience, but what's next? We were slated to host many more in 2020 and had an amazing year of some really fun pop-ups planned, but without help we fear we will not get there. As a company we are applying for federal, state and city relief; but nothing is promised so we're getting creative. Founded in 2016 and launched in Chicago, our team came together out of a collective love for creating experiences. In 2018 I moved from Chicago to Los Angeles in 2018 with my wife & 3 children to pursue a lifelong dream of opening up a restaurant where we could recreate moments from TV & Movies and bring them to life for the public. Although we partner and collaborate with major studios and brands frequently we are not funded by them and remain a scrappy little company of three with countless crazy talented staff, extremely creative collaborators, gracious vendors and many more who make this thing work. So, here's the deal… We're hoping to keep the good times rolling and every little bit helps. All donations $25 and up will receive…. -Early access to reservations to any of of our pop ups via email -10% off reservations in 2020 All donations $100 and up will receive…. -VIP Experience for 2 at an upcoming pop-up of your choosing -Early access to reservations to any of our pop ups via email -10% off reservations in 2020 All donations $250 and up will receive…. -VIP Experience for 4 at an upcoming pop-up of your choosing -Early access to reservations to any of our pop ups via email -10% off reservations in 2020. LINK IN BIO 💗💗💗💗💗

A post shared by POP UP PPL (@savedbythemax) on

Happy Place

Mutluluğun tanımını siz nasıl yaparsınız bilmiyoruz ama Los Angeles’taki Happy Place, bunu kocaman renkler ve devasa oyuncaklarla yapabileceğine inanmış gibi gözüküyor. Yani işin özünde çocukluğa dönmek var aslında. Dertsiz tasasız, insanın kendini oyuna vurabildiği yıllar… Evet, mutluluk bu olabilir sahiden de.

Candytopia

Bol şekerli bir ütopya… Evet, kendinizi kaptırıp hepsini tek tek yemeye kalkışabilirsiniz ama unutmayın, onlar yemek için değil, fotoğraf çektirmek için orada. Şekerlemelerin bünyede tetiklediği hisler malum. Hansel ve Gratel’deki cadı bile faydalanmıştı bundan… Candytopia da rengarenk şekerlemelerin lezzetli dünyasından ilham alıyor ve bundan bir ütopya yaratıyor. Happy Place için yazdığımızdan vazgeçtik, gerçek mutluluk bu olabilir.

Ve alışveriş bonusu:

Pop-up müzelerin Instagram’a oynayan bu formüllerini daha da ticari kılmanın bir yolunu bulmuş, Showfields. New York’ta, ”dünyanın en ilginç mağazası” sloganıyla yola çıkan bu department store katlarını ve tüm reyonlarını aynı pop-up müzelerdeki gibi ”Instagramlanabilir” konseptler ve objelerle donatmış.

showfields 2

Çağımızda bundan çekici daha ne olabilir?

Selfie çekmek için girin ve birkaç torba alışverişle çıkın. Hem ilgi o kadar büyük ki yakında Miami’ye de bir şube açmaya hazırlanıyor Showfields.