Seninle her şeye varım ben: David Lynch ve Art Life

Bir maymunla birlikte yaptığı müzik albümü, her gün kısaca havanın derecesini ve durumunu anlattığı YouTube videoları, transandantal meditasyona adanmış bir ömür ve sınırsız kahveyle yaratılan resimler. Sevenin çok sevdiği, sevmeyenin de hiç sevmediği, sinemayla yolu kesişen herkesin aşina olduğu David Lynch’i masaya yatırıyoruz bugün. Şahsen, kendisiyle sorunlu başlayan ilişkim, daha sonra ilham dolu bir hayranlığa evrildi. Bu yüzden de mutlulukla söyleyebilirim ki, şu an Lynch’in en büyük hayranlarından biriyim ve hayatını didik didik etmekten çok keyif alıyorum. David Lynch ve Art Life

Yazı: Buluştuğumuz İyi Oldu ekibinden, Zeynep Naz İnansal

Sinema okumuş olanlar bilir ki, her sınıfta mutlaka çok da anlaşılmayan filmleri sevdiğini iddia eden birileri vardır. Ben de film okuluna ilk girdiğimde bu düşünceyle çok savaşıp, romantik komedileri ya da aksiyon filmlerini de sevdiğim için oraya ait olup olmadığımı sorgulamıştım. Herkes kendini tanıtıp en sevdiği yönetmenin David Lynch olduğunu söylerken, ben hiçbir filmini anlayamadığım bu adamı sevmekte çok zorlanıyordum. Bu şüphem mezuniyet sonrası da devam etti. Tüm filmlerini izlesem de bir türlü ısınamıyordum sinemasına. Ta ki, bir gün özel bir gösterimle Mulholland Drive’ı ilk kez sinemada izleyene kadar.

İlk defa dış etkenlerden arınmış, tamamen filme konsantre olabildiğim sürede, hissettiklerimden çok etkilenmiştim. Sanki filmi daha önce hiç izlememişçesine yaşadığım tüm bu hisler nereden geliyordu bilinmez, Lynch’i yanlış anladığımı fark etmiştim. Belki de onun filmlerini izlemek için en doğru zaman buydu, bilmiyorum. Ama bir daha ayrılmamacasına Lynch’in hayranı olmuştum. Filmlerinin analizi ya da masaya yatırılmasını pek sevmeyen, desteklemeyen Lynch’e saygım sonsuz. Bu yüzden de kendisinin deyimiyle Art Life hakkında, yani ömrünü bir sanatçı olarak nasıl geçirdiğini konuşmak istiyorum biraz.

David Lynch

Aslen kariyerine ressam olarak başlayan Lynch, sanatla iç içe oldukça mutlu bir çocukluk geçiriyor. Çocukken bir arkadaşının babasının sanatçı olduğunu duyunca bunun bir meslek olabileceğini anlıyor ve hayat amacını belirlemiş oluyor. Sanatçı olmayı ya da sanatla dolu bir hayat sürdürmeyi kafasına koyan Lynch, bunu bir sonuç veya isimden çok süreç için istiyor. Tüm zamanını resimle, sanatla doldurabilecek olması ve bunun yeterli olacak olması onu büyülüyor. Hayatta en keyif aldığı şey yaratma süreci, zaten bunu tüm eserlerinde, resimlerinde, filmlerinde, şarkılarında görmek mümkün. Karşımızda sanatın her türlüsünden keyif alan, yapma eylemiyle kendini var eden biri var.

Lynch’i daha yakından tanımama sebep olan, Kristine McKenna’yla beraber yazdıkları Room to Dream sanatçının hayatını dönem dönem anlatan, alışılmışın dışında bir biyografi. Mesela kitapta bir bölümde McKenna sanatçının hayatından bir dönemi anlatıyor, sonraki bölümdeyse Lynch’in bu dönemle ilgili hatırladıklarını. Aslında Lynch’in sinemasına oldukça uygun bir tarz bu. O dönemdeki tarihsel olaylardan çok, nasıl hissettiğini, neler düşündüğünü ve duygularını anlatmayı ve hatırlamayı seçiyor. Aynı Lost Highway’de de dediği gibi, “Olayları kendimce aklımda tutmayı tercih ederim; tam olarak oldukları şekilde değil, onları hatırladığım halleriyle”.

Resme olan ilgisinin ardından sinemayla yolları kesişen Lynch ilk filmi Eraserhead’in çekimlerine başlıyor. Finansman sıkıntıları sebebiyle filmin çekimleri yıllar sürüyor, hatta bir süre Lynch geceleri filmin dekoruyla uğraşıp gündüzleri gazete dağıtarak geçiniyor. Yanlış anlamayın, kendisinin bu durumla ilgili hiçbir sıkıntısı yok. Çünkü sanatla geçirebildiği zamanı ve bisikletiyle gazete dağıtırkenki anları ona kendini iyi hissettiriyor.

”Hisler” demişken, Lynch’e göre kimse öyle düşünmese de Eraserhead, en ruhani filmi. Tabii, bunu açıklaması istendiğinde gülümseyerek hayır diyor. Ama bu filmi düşünmediğini, hissettiğini anlatıyor. Bu dönemde sanatçının hayatındaki dönüm noktalarından biri gerçekleşiyor. Öfke ve kaygı nöbetleri yaşarken transandantal meditasyonla tanışıyor ve hayatı değişiyor. Bugünlerde David Lynch Foundation’la tüm dünyada meditasyon eğitimi için çalışan Lynch, ”kendini bulduğunu”- söylüyor. Aslında meditasyona başlarsa havasını, onu özel kılan bir parçayı yitireceğinden ve yaratma ateşinin söneceğinden korkmuş uzun bir süre boyunca. Sonrasındaysa asıl mutluluğu ve yaratıcılığı böyle yakaladığını keşfetmiş. Öfkenin sanat için bir yakıt olduğunu iddia edenlerin aksine Lynch, yaratma cesareti ve gücünün saf mutluluktan geldiğini savunuyor.

Transcendental David Lynch

Tüm bu ruhani yolculuk Lynch’in tüm eserlerini incelerken de bize bir yol gösterici olabilir. Filmlerindeki karanlık, korkutucu ve tekinsiz dünya aslında onun zihninden beliren fikirlerden ibaret. Günlük hayatla iç içe geçmiş karanlık tüm filmlerinde kendini gösteriyor. Hayatın bir anda pırıl pırıl olup bir sonrakinde de kapkaranlık olduğunu ve karanlıkla ışığın bir arada var olduğunu anlatmak istiyor sanki. Aslında tüm hayatın ona gelen fikirlerden ve onları gerçekleştirmekten oluştuğunu savunuyor Lynch. Her gün oturup meditasyon yaptığında bunu balık tutmaya, aklına gelen fikirleri de büyük bir balık yakalamaya benzetiyor.

Aslında her daim kendi kafasındakileri gerçekleştirmek üzere yola çıksa da istisnalar olmuş tabii. Denis Villeneuve’ün de gelecek aylarda vizyona girecek roman uyarlaması Dune’u ilk olarak Lynch sinemaya uyarlamıştı. Tüm kariyerinin en sevmediği işi olarak nitelendirdiği filmde Lynch, kendi yapmak istedikleri ile stüdyonun baskıları arasında sıkışmış ve ortaya hiç istemediği bir film ve gişe fiyaskosu çıkmış. Bu deneyim de yönetmen için oldukça eğitici olmuş, çünkü bundan sonra bir daha asla stüdyonun isteklerine boyun eğmemesi gerektiğini fark etmiş. Lynch, kendi fikirlerinden feragat etmeyi bir ölüm olarak görüyor ve eğer hem fikirlerinden feragat ederse hem de film gişede batarsa iki kez öldüğünü söylüyor. Örneğin Fire Walk with Me de gişede batmış bir filmi, ama istediğini yapabildiği ve sonuç kendi içine sindiği için sadece bir kez öldüğünü anlatıyor. Kendine ve fikirlerine sadık kaldığı anlarda kendiyle yaşayabildiğini savunuyor.

Arkadaşı Sheryl Lee, Lynch’ten neyi öğrendiği sorulduğunda anda kalmayı ve gerçekten o anı deneyimleyi öğrendiğini söylüyor. Onunla çalışan herkes, set boyunca çevresindeki her detaya dikkat ettiğini ve anlık fikirlerle çevredekileri de sanata dönüştürüp filme ekleyebildiğini anlatıyorlar. Yani aslında Lynch hiçbir zaman olması gereken fikriyle, ya da bozulmaz bir planla ilerlemiyor. Bu da hem onu hem de sanatını özgürleştiriyor.

Aslında Lynch’in filmlerinde beni en başta iten, şimdiyse büyüleyen detay da Lynch’in bu özelliğiyle örtüşüyor. Tüm filmleri, sonuç odaklı, karmaşık bilmeceler sunmak yerine hayatın doğal anlarını olabilecek en büyülü şekilde veriyor ve o anda takılı kalmamıza sebep oluyor. Twin Peaks: The Return’de neredeyse beş dakika boyunca bir karakterin keyifle küreklerini boyamasını izliyoruz mesela. Daha önceki bir yazımda Twin Peaks’e fangirl sınırlarını zorlayarak dadandığım için bu konuya da uzunca değinmiyorum. Lynch’in her filmi seyirciyi, şimdiki zamanın ve gündelik detayların içinde Lynch’in bakış açısıyla bir yolculuğa çıkarıyor.

Young David Lynch 1979_

Tüm hayatı gösteriyor ki Lynch, insanlar ne düşünür kaygısı olmadan ne istiyorsa yarattığı ve ürettiği bir hayat kurmayı başarmış. Her gün mutlaka iki saat yazı yazıyor, yazmasa da masa başında iki saat oturuyormuş. Sonrasında resim ve meditasyonla saatler geçiriyormuş. Hatta bu disiplini onun mümkün olduğunca çok şey üretmesi için gerekliymiş. Çok fazla fikri olduğunu, hatta resim yapmazken resim yapmayı özlediğini anlatan sanatçı, çok meşgul olduğu için her fikrini gerçekleştiremiyormuş.

Eserleriyle ve yaptıklarıyla bambaşka bir yerde duran Lynch, herkesin yavaş yavaş birbirine benzediği dünyamızda içimizi ferahlatan bir etkiye sahip. Ona göre bir zamanlar televizyonun yaptığını şimdi internet yapıyor, ve her şeyi aynılaştırıyor. O da tüm bunların ortasında, elinde kahvesi, sanat eseri saç modelleriyle işleri kadar hayatıyla da bize ilham olmayı seçiyor.

 

David Lynch ve Art Life David Lynch ve Art Life David Lynch ve Art Life