Beyazperdeden çevrimiçi platformlara: 2020 bitmeden izleyeceklerimiz (Yani, bizce izlemelisiniz)

Yılın ”kendini filmlere kaptırma” sezonu başlıyor. Çevrimiçi ortamlara taşınan bazı film festivalleri seyircisini evlerinde karşılamaya hazırlanırken bazıları da endüstrinin “umut ışığı” olarak pandemi önlemleri doğrultusunda gerçekleşecek. Öte yandan Netflix ve HBO gibi platformların da ciddi anlamda öne çıkan bazı yapımları merakla bekleniyor. Gelecek günlerin neler getireceği koca bir belirsizlik olarak hayatımızın ortasında dururken, kendimizi sinema dünyasının akışına bırakmak için daha iyi bir zaman olamazdı sanki. 2020 bitmeden izleyeceklerimiz

Yılın belli zamanları var, malum… O zamanların da kendine has bir tadı, havası ve heyecanı var… Güz yapraklarının dökülmesi ya da havadaki kokunun değişmesi gibi romantik hallerden bahsetmiyoruz elbette. Sezon açılışları, festivaller, konserler… Evet, pandemi çoğunu öteledi, yerini değiştirdi, türlü şaşırtmacalarla aklımızı karıştırdı ama neyse ki biz hepsiyle yollarımızı kesiştirmenin bir yolunu bulduk. 2020’de başka ne dayanağımız kaldı ki zaten. (Arabesk!)

Eylül’ün yeni sezon öncesi bünyeye yaydığı coşku ise şimdilik hâlâ yerli yerinde. Bu da bir teselli elbette. Özellikle de sinema severler için…

Festivaller peş peşe gerçekleşmeye başladı bile. Ayrıca hem vizyonda hem de Netflix ve HBO gibi platformlar üzerinden izlenebilecek pek çok film sinema severleri bekliyor. Venedik Film Festivali 12 Eylül’e kadar devam edecek. 10 – 19 Eylül tarihleri arasında da Toronto Uluslararası Film Festivali var. Bu da demek oluyor ki yılın geri kalan zamanında hatta gelecek yılın ilk ve ikinci çeyreğinde dahi dadanabileceğimiz filmler söz konusu.

Öne çıkan bazı filmleri yazının devamında bulabileceksiniz fakat o bahsettiğimiz hissin tavan yaptığı durumlar bu sene maalesef o kadar da yaşanamayacak gibi duruyor. Malum bu günlerde sinemalardaki telaşlar ya da festivallerin gerçekleştiği şehirlere giden yıldızların kırmızı halı görüntüleri yerini koronavirüs önlemlerine bırakıyor. Azaltılmış programlar, yüz yüze olduğu kadar çevrimiçi de yayınlanacak olan filmler ve ciddi önlemlerle yeni deneyimler yaşanacak gibi. Ocak ayında gerçekleşen Sundance Film Festivali’nin “koronavirüs kuluçka makinesi” olarak nitelendirilmesinden sonra pek de şaşırtıcı olmadı tabii bu durumlar.

Virüsün ilk dalgası kıtayı vurduğu zamanlarda Cannes Film Festivali ertelendiğini duyurdu ancak Venedik Film Festivali’nin organizatörleri iptal etmeyi, ertelemeyi veya çevrimiçi platformlara taşınmayı reddettiklerini belirterek bunun yerine olayı, “etkiden kurtulmaya çalışan bir endüstri için bir umut ışığı” olarak lanse ettiler.

Şu sıralarda devam eden festival başka açılardan da ‘umut ışığı’ barındırıyor. Geçen yılki festivalde jüri tarafından seçilen kadın yönetmenlerin azlığı, Roman Polanski’nin tartışmalı bir şekilde dahil edilmesi, resmen 21 filmden sadece ikisinin kadın yönetmenlere ait olması gibi durumlar bir nebze değişmiş gibi. Bu yıl da eşitliğin ciddi anlamda tezahür ettiğini göremesek de 18 filmden sekizinin kadın yönetmenlere ait olduğu duyurulanlar arasında. Jüriye ise Cate Blanchett başkanlık ediyor.

cb

Festivalin açılışı Alba Rohrwacher’ın başrolünde yer aldığı Lacci ile yaptı. 1980’lerde geçen film Napoli ve Roma semalarında yaşanan uzun süreli bir evliliğin yaşadığı krizleri konu alıyor. Aynı zamanda Türkiye’den de bir film festivalde yerini alacak. Küçük Kara Balıklar ve Sulu kule Mon Amour gibi kısa filmleriyle tanınan Azra Deniz Okyay’ın geçtiğimiz sonbaharda çekimlerini tamamladığı hatta ilk uzun metrajlı filmi olan Hayaletler, festivalin Eleştirmenler Haftası bölümünde dünya prömiyerini yapıyor olacak.

Love After Love filmiyle festivalde yerini alan Ann Hui ve başarılı oyuncu Tilda Swinton’a da Yaşam Boyu Başarı Ödülü veriliyor bu sene.

Bu nasıl muhteşem bir fotoğraftır bu arada, iki diva bir arada.

cv ts

Toronto Uluslararası Film Festivali’nde ise tüm basın ve endüstri gösterimleri de dahil olmak üzere birçok film sanal olarak seyirci ile buluşacak. Tüm gösterimler, ülkemizde de İKSV’nin İstanbul Film Festivali süresince yaptığı gibi, sınırlı sayıdaki biletler ile satışa çıkarılıyor. Filmler de 24 saatlik izleme süresi sınırlandırılıyor. Festivalin sanat direktörü Cameron Bailey yaptığı açıklamada; “Bu yıl, öncekilere çok benzer bir festival planlamaya başladık ancak bu arada, hemen hemen her şeyi yeniden düşünmek zorunda kaldık. Bu yılki program, bu kargaşayı yansıtıyor. Zaten bildiğiniz isimler bu yıl yepyeni şeyler yapıyor ve keşfedilecek bir sürü heyecan verici yeni isim var. Bu macerada bize katılan tüm film yapımcılarına ve şirketlere minnettarız ve bu harika filmleri izleyicilerimizle paylaşmak için sabırsızlanıyoruz” diyerek sürecin getirdiği etkileri paylaşıyor.

Müzik aleminin aykırı dehalarından David Byrne’ün Broadway şovu American Utopia, Spike Lee’nin yönetmenliğinde filme uyarlanıyor. Sahnede büyük alkış toplayan şov, Spike Lee yorumuyla daha da nefes kesici bir hale bürünüyor. Festivalin açılışını da 10 Eylül’de American Utopia yapacak.

Bu arada hatırlarsanız geçtiğimiz günlerde Spike Lee’nin Da 5 Bloods adlı filmi de Netflix’teki izleyicileriyle buluşmuştu. Filmin ödül sezonunda elinin oldukça güçlü olduğu düşünülüyor. Savaştan yıllar sonra takım liderlerinin naaşını ve gömülü altın zulasını bulmak için Vietnam’a geri dönen savaş gazilerinin sürreal hikayesi anlatılıyordu filmde.

Şu ara Charlie Kaufman’ın I’m Thinking of Ending Things filmi çok konuşuluyor ama Netflix’te yakın zamanda bir de The Devil All the Time izleyiciyle buluşacak. Antonio Campos tarafından yönetilen film, 2.Dünya Savaşı ile Vietnam Savaşı arasındaki zamanı kapsıyor ve adalet, yozlaşma gibi konulara değinerek korkunç bir manzara sunuyor. Ohio’da bir kasabada geçen film, yıldızlarla dolu oyuncu kadrosuyla da yakıp yıkacak gibi ortalığı. Covid-19 testi pozitif çıkan Robert Pattinson’ın da yer aldığı film, Pattinson iyileşip iyileşip Batman’in çekimlerine devam edene kadar biz hayranlarını bir nebze teselli edecek gibi.

God’s Own Country ile adını tüm endüstriye duyuran Francis Lee’nin yönettiği, Kate Winslet ve Saoirse Ronan’ın başrollerinde olduğu Ammonite, iptal edilmeseydi Cannes Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde yer alıyor olacaktı. Şimdi ise dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapması planlanıyor. ABD’de kasım ayında vizyona gireceği konuşulan filmin, Türkiye’de ne zaman izleyiciyle buluşacağı ise şimdilik hâlâ belirsiz.

Film festivalleri dünya genelinde çevrimiçi platformlara dönerken sinema salonlarının akıbeti de ister istemez sorgulanmaya başlanıyor. Pek tabii önemli olan filmin kendisi ama etkisi için izlenilen ekranın hatta filmin çıkışında hangi yollardan geçilerek eve dönüldüğünün bile anlamı var. Öte yandan belki de sanat hiç olmadığı kadar elimizin altında ya da kültürel alışkanlıkların zamanla tarihe karışması böyle oluyordur… Bu durum sadece bu sürecin bir getirisi de değil üstelik. Netflix gibi platformların kendi filmleriyle ciddi ödüller almaya başladığı bu çağda sinema sektörünün seyrinin ne olacağı hiç olmadığı kadar meçhul. Her ne olursa olsun senaryosu, oyuncu kadrosu ve yönetmenleri ile öne çıkan filmler her zaman dört gözle bekleniyor olacak.

 

2020 bitmeden izleyeceklerimiz 2020 bitmeden izleyeceklerimiz 2020 bitmeden izleyeceklerimiz 2020 bitmeden izleyeceklerimiz