Kendi zihninde kendine yer kalmayanlara: I’m Thinking of Ending Things hakkında

Koskoca bir neslin ayrılık filmi Eternal Sunshine of the Spotless Mind’ın yaratıcısı ve Adaptation, Being John Malkovich gibi filmleriyle kafa karışıklığını sinema seyircisine sevdiren Charlie Kaufman sonunda geri döndü. Iain Reid’in aynı adlı romanından uyarlanan I am Thinking of Ending Things’in yapımcılığını da Netflix üstleniyor. Ne güzel, bir de bu filmin vizyon tarihiyle ilgili krizler yaşamamış olduk. Kaufman’ın kariyerinin en kişisel ve belki de vizyon kaygısı taşımadığı için en cesur ve deneysel filmiyle karşı karşıyayız. Kullandığı mecranın hakkını veren film, kelimelerden çok görsel diliyle kendini oluşturuyor. Bu yüzdendir ki, bu yazıyı okurken spoiler’lardan korkmanıza gerek yok. Yine de önemli yerlerde belirteceğiz tabii. Gelin, birlikte Kaufman’ın zihninde bir yolculuğa çıkalım.      I’m Thinking of Ending Things hakkında

Yazı: Buluştuğumuz İyi Oldu ekibinden, Zeynep Naz İnansal

Genç bir kadın erkek arkadaşı Jake’le bir yolculuğa çıkıyor. Ona böyle hitap ediyoruz, zira kendisinin adı sürekli değişiyor ve jenerikte de genç kadın olarak adlandırılmış. Kadının düşüncelerini dinliyoruz ve Jake’in ailesiyle tanışacaklarını öğreniyoruz: “Jake, erkek arkadaşım, gerçek bir bağımız var. Az rastlanan ve yoğun bir bağ. Daha önce hiç böyle bir şey yaşamadım. Her şeyi bitirmeyi düşünüyorum”. Karşımızda mutsuz ve birbirini anlamayan bir çift var. Jake kendini kanıtlama ve yanındakini mutlu etme çabası içinde, ama ne yapsa olmuyor. Kadın da kafasının içinde, memnuniyetsizliğini sorguluyor. Yol çok uzun sürüyor, bunalıyoruz. Jake, kadın her düşüncelere daldığında tedirgin oluyor, bir konu açıp onun düşüncelerini bölüyor. Yoksa Jake de bizim gibi kadının düşüncelerini duyabiliyor mu? Tüm bunlar olurken, çiftin yolculuğu mütemadiyen bir hademenin görüntüleriyle bölünüyor.

Bu adam kim? Onlarla ne alakası var?

Tüm bu kafa karışıklığımız içinde bile bu ilişkinin yürümediğini görüyoruz. Belki de ayrılmalılar derken, aile evine varıyorlar. Karlarla kaplı, hiçliğin ortasında bir çiftlik evi burası. Aynı zihnimizde canlandırdığımız bir ev gibi, detaylar belirsiz ve değişken. Jake ailesini tanıştırmadan önce sevgilisine çiftliği gezdirip hayvanların nasıl öldüğünü anlatmayı tercih ediyor. Jake bizim de sinirimizi bozmaya başlıyor, sanki garip olmak için çabalıyor. Jake’in anne ve babası da bir o kadar garipler. Kendilerini sevdirmek isteseler de abartılı ve inişli-çıkışlı bir iletişim kurarak Jake’i rezil etme yoluna gidiyorlar. Sanki utançtan izleyemediğimiz bir tanışma, ama kafamızı da çevirmek istemiyoruz. Neler olacağını merak ediyoruz.

Aslında Kaufman bizi seyirci olarak tam istediği noktaya getirmeyi başarıyor. Kafamızın içinde kaybolmuş, utanç dolu anlardan birinde buluyoruz kendimizi. En korktuğumuz, rezil olduğumuz hallerimiz aklımıza geliyor. Belki de anne ve babamızın bizi utandırdığı, yanlış bir şey söylediği zamanları hatırlıyoruz.

(Burada minik bir spoiler uyarısı veriyoruz, çünkü biraz da olsa filmi açıklayacağız.)

Zamanda ve mekanda atlamalar yaşanırken anne ve baba mütemadiyen kıyafet ve yaş değiştiriyor, genç kadının adı, mesleği, yaptıkları, ilgi alanları değişiyor. Tüm bu durumların ortasında Jake’in zihninde olduğumuzu anlıyoruz.

Evet, bu isimsiz kadın da Jake’in kafasında yarattığı bir kadın ve adı, tarzı bu yüzden sürekli değişiyor. Bir hayali karakterin bağımsızlığını kazandığı ve yaratıcısından kopmak istediği bir dünyadayız. Jake, fantezilerinde bile terkedilen bir adam. Bu yüzden duruma müdahale edip her şeyi düzeltmek istiyor.

Ne yapsa düzelir bu durum? Neleri değiştirse kız gitmek istemez? Anne ve babası yüzünden mi gitmek istiyor? Annesi ölüm döşeğinde olursa, ona acır ve yanında kalır mı? Tüm bu çaresizlik yaşansa da, Jake’e sempati beslemek imkansız neredeyse, çünkü bize kendini göstermemeyi seçiyor. Biz de onun yerine genç kadını tanımış oluyoruz. Sanki her ihtimal deneniyor ama kazanan olmuyor, kadın gidici…

Karşımızda kafasında yarattığı kadının bile ondan ayrılmak istediği bir adam var. Bu nasıl bir yalnızlık? Aslında Kaufman burada biraz da ideal kadın algısının yalnızlaştırıcı etkisine de değiniyor. Jake, kafasında yarattığı kadının özelliklerinde, olması gerekenlerde, pişmanlıklarda, başka ihtimallerde kayboluyor. Hademe olarak çalıştığı lisede sürekli gözlemlediği öğrencilerden, izlediği filmlerden kendine bir hayal dünyası kurmuş. Belki de bu dünyada aksiyona geçmediği ve sadece izleyici olarak kaldığı için, zihninde de kontrolü yitiriyor. Kendi zihninde Jake bitiyor ve genç kadın yaşamaya başlıyor. Kendini sevmeyen, hayatını yaşamak istemeyen Jake kendini genç kadın üzerinden gerçekleştiriyor adeta ve kendini bırakıp gitmek istiyor.

Genç kadın ve Jake’in dönüş yolunda John Cassavetes’in kült filmi A Woman Under the Influence hakkında bir tartışmaya girmeleri de tesadüfi değil. Bu filmin ana karakteri Mabel, toplum tarafından deli olarak görülen ve dayatılan toplumsal rollerin altında ezilmiş bir kadın. Cassavetes film boyunca ‘delilik’ etiketini taşıyanlar ile taşımayanların aynılığını ve tüm bunların değişkenliğini gösteriyor. Genç kadın filmi eleştirince, Jake de kendi zevklerinden utanırken buluyor kendini. Belki de tüm bu ideal kadın fikrinin kadınları sözde delirtmekten başka hiçbir işe yaramadığını anlıyoruz.

Burada aklımıza Antik Yunan mitolojisinden Pygmalion miti geliyor. Heykeltraş Pygmalion, bir kadın heykeli yapıp güzelliğine aşık olur. Onun canlanması için dua eder ve Afrodit bu dileği gerçekleştirip heykeli canlandırır ve sonsuza dek mutlu yaşarlar. Kaufman bize Galatea’nın yaratıcısından ayrılmayı ve tek başına olmayı seçtiği versiyonu gösteriyor. Zihin ve dış dünya arasındaki kopukluğu apaçık kılıyor. Kendi kafamızın içinde hapsolmuşken, tüm hayallerimizin gerçek olmamasının iyi bir şey olduğunu gösteriyor.

İçinde bulunduğumuz bu karanlık dönemde, mütemadiyen tanıdığımız ve tanımadığımız insanları izlerken buluyoruz kendimizi. Kafamızın içinde tüm bu verilerden kendimize yer kalıyor mu? Film bize yalnızlığımızın soğukluğunu hatırlatıyor. Film bittiğinde üstümüze bir hüzün çöküyor. Her şeyin anlamını sorgulamaya yeltensek de halimiz kalmamış. Yalnız değiliz, yalnızlığımızda beraberiz. En azından Kaufman bizimle.

I’m Thinking of Ending Things hakkında I’m Thinking of Ending Things hakkında