Bağımsız sahne sanatları İstanbul Fringe Festival’de, festival dijitalde

Dünya çapında yıllar yılı sınır tanımayan sanatçıların ağırlandığı Fringe Festival’in İstanbul ayağı ikinci yılında dönemin şartları ne olursa olsun sınırlara aldırış etmeden, dijital platformlara taşınıyor. Bir hafta sürecek maratonu takibe alanların haftayı farklı bir bakış açısıyla kapatacağı kesin.

Tarih sahnesinde yıl 1947. Sanat sahnesinde ise Edinburgh International Festival’e davetsiz olarak katılan hatta festival programında yer almamalarına rağmen gösterilerini “bir kenarda” sergileyen sekiz ekip var.

Şimdilerde o sekiz ekibin oluşturduğu Fringe topluluğu dünya çapında yaklaşık olarak 170 bin sanatçıyı, 250 farklı yerde, 60 bin etkinlikte, 19 milyon seyirciyle buluşturuyor. Fringe, “alternatif”, “sınır” ve “keşfedilmemiş” anlamlarına geliyor olsa da ve bu yıl malum sebeplerden seyircisiyle arasına mesafeler girmiş olsa da tabii ki sınırlara aldırış etmiyor. Keza çağımızın belki de en güzel getirisi olarak alternatifler asla tükenmiyor.

İstanbul Fringe Festival, sahne sanatları disiplinlerinde alternatif işler üreten yerli ve yabancı sanatçıları YouTube, Zoom, WhatsApp ve diğer sosyal medya mecralarında ağırlamaya hazırlanıyor. Festivalde Almanya, Belçika, Fransa, Hindistan, İngiltere, İtalya, Macaristan, Romanya, Rusya, Tayvan ve Türkiye’den toplamda 12 yabancı, üç yerli ekip bulunuyor. Performansların tamamı 21 – 27 Eylül tarihleri arasında Youtube sayfalarından ücretsiz izlenebiliyor.

View this post on Instagram

Müjde🥁 Istanbul Fringe Festival 2020 seçkisindeki tüm performansları, 21 – 27 Eylül’de dijital platformlar üzerinden ücretsiz seyredebilirsiniz! YouTube kanalımıza bio’daki linkten abone olmayı unutmayın. Detaylar çok yakında: www.tiyatrolar.com.tr •••• Good news🥁 On September 21 – 27, you can watch online all the performances of Istanbul Fringe Festival 2020 selection for free! Don’t forget to subscribe to our YouTube channel via link bio. More details soon: www.tiyatrolar.com.tr #istanbulfringe #program #youtube #facebook #instagram #istanbulfringefestival #letsfringeistanbul #performingarts #performance #fringe #online #festival #digital #stayhome #staysafe #news #goodnews

A post shared by Fringe Istanbul (@fringeistanbul) on

Bir hafta sürecek olan bu çevrimiçi festivalin programında dans, tiyatro ve performans gösterilerinin yanı sıra atölyeler, sanatçı buluşmaları hatta partiler de mevcut.

Tüm dünyada çeşitlilik, özgünlük, dinamizm gibi temalardan beslenen festival açıkçası İstanbul’a, ruhuna ve çokkültürlü oluşuna çok yakışıyor. Zaten geçen yıl yolculuklarına nasıl başladıkları ve neler yaptıkları konusunda epey dadanmıştık.

Kendini ve yeniyi sanat aracılığıyla arayanların özlemini duyduğu bu atmosferin 2021 yılında kanlı canlı devam etmesi ve yaşadığımız süreçten olumsuz olarak etkilenen performans sanatçılarına destek olmak için bir de Fringe Destek Fonu var.

Fringe Destek Biletleri ile hem bu yılki festivalin İstanbul içindeki ve dışındaki izleyiciler tarafından ücretsiz izlenmesine destek veriliyor hem sanatçılara ve festivale fon sağlanıyor hem de önümüzdeki yıl fiziksel olarak hayata geçirilmesi planlanan festivale katılma hakkına sahip olunuyor.

View this post on Instagram

#SaveTheArts #SaveTheArt

A post shared by Fringe Istanbul (@fringeistanbul) on

İtiraf etmek gerekirse, daha izlemeden sadece programda yer alan performansların açıklamaları bile okunduğunda bir coşku, bir özgürlük hissi yayılıyor. Hem sanatçılarla hem de kendimizle kuracağımız diyalogun heyecanı da iyiden iyiye sararken içten yükselen güçlü bir ses “Yaşasın bağımsız sanat!” demeden edemiyor.

Programda yer alan performanslara ön hazırlık için;

“COCOON”- Brian Scalini – İtalya

COCOON, sıradan insanların günlük yaşamını sonsuza kadar değiştiren gerçek travma hikâyelerinin araştırıldığı “Walking Wounded Series” içinde yer alan tek kişilik bir dans gösterisi.

 

“Coup de Foudre”- Giolisu & Teatro Pachuca – Belçika

Coup de Foudre, iki erkeğin aşk hikâyesi. Aynı zamanda eski bavulların, sahte bıyıkların ve plastik tavukların aşk hikâyesi. Bir kadın ve bir erkek bizi gerçekle hayal arasında kalan bir sessiz sinema dünyasına doğru çeker. Birlikte bir hareket dili oluşturur ve dans ile tiyatronun sınırlarını zorlayan sessiz bir diyalog inşa ederler.

 

“Daughters”- Tangaj Collective – Romanya

Patenleri üzerinde duran üç kadın, ironi ve gerilimle kurgulanmış mikro tarihlerle oynar. Daimî bir gerilimle dolu bedenleri cinselliği, iktidarı ve özgürlüğü keşfeden syborglar gibi hareket eder. Modern büyücüler gibi davranan bu üç kadın dansçı, geçmişteki anılarını ve gelecekle ilgili fantezilerini paylaşırken zayıflıklarını da göstererek, ani duraklamalar ve akışlarla zamanı esnetir.

 

“Erkek Cinayeti”- Nadir Sönmez – Türkiye

İstanbullu bir performans sanatçısı, New York’ta intihar eden Arpad Miklos’un yasını tutmaktadır. Ünlü porno yıldızının hayatına son verme kararını anlamak için giriştiği sosyal otopsi sırasında hem kendisinin hem de Türkiye’deki bazı sanat kurumu çalışanlarının ellerini kana bulamadan da olsa bu olaya karıştığını keşfedecektir.

 

“Hal / Status”- Işıl Bıçakçı Dance Projects – Türkiye

(I) Bir şeyin içinde bulunduğu şartların veya taşıdığı niteliklerin bütünü, durum, vaziyet; davranış, tavır.

(II) a. Sebze, meyve, bakliyat vb.nin satıldığı yer.

(III) (mec.) Kötü durum, sıkıntı, dert.

(IV) a. (tar.) Tahttan indirme.

 

“Home (what we lost what is us)”- Sebastian Abarbanell – Almanya

Ev genellikle içini dolduran ve bize güven, konfor ve sağlam bir zemin hissi veren insanlarla ilişkilendirilir. Etrafımızdaki ilişkiler sallanmaya başladıkça biz de evimizin temin ettiği zemini kaybetmeye başlarız. Üstünde duracak yeni bir zemin oluşturmaya çabalarken, bize en başından beri güven, istikrar ve kararlılık sağlayan gerçek evimizin aslında bedenimiz olduğunu fark ederiz. Home (what we lost what is us) bu farkındalığın bir dışavurumudur.

 

“Lost in Grey”- Resident Island Dance Theatre – Tayvan

Chang Chung-An’ın Lost in Grey gösterisinde dinamik hareketler, multimedya projeksiyonu ve deneysel bir rock müziği kullanılarak Tayvan ve dünyanın geri kalanındaki davranış bozukluklarının hem saldırgan hem de oldukça insani bir yansıması sahneye konuyor. Lost in Grey tek bir performansta insan psikolojisini dizginlemeye çalışan cesur ama bir o kadar da şefkatli bir deneme.

 

“Mutante”- t.r.a.n.s.i.t.s.c.a.p.e – Belçika

Yaratım süreci Vietnam’da gerçekleşen bu hibrit çalışmada Pierre Larauza ve Emmanuelle Vincent heykel ve dans arasındaki türlerarasılığı, hareketin heykelleştirilmesi üzerinden inceliyor. Mutante, Vietnam’a özgü bir kentsel özellik olan kadınların motosiklete binerken güneşten ve kirlilikten korunmak için vücutlarını ve yüzlerini tamamen örtmelerinden ilham alır. Akşam ise kadınlar örtülerini çıkarıp bedenlerini özgürlüğe kavuştururlar. Sürekli dönen bir mekanizma üzerinde duran maskeli performansçı heykelsi hareketler ve pozlar sergiler.

 

“Pan~// Catwalk”- Zwermers – Hollanda

Eski püskü kot ceketlerden abartılı parlak elbiselere… Kıyafetlerimiz bizim kim olduğumuzu, kim olmak istediğimizi ve hatta kim olmak zorunda kaldığımızı ifade ediyor. Zwermers ekibi, iki oyuncu, bir kemancı ve bitmek bilmez kombin önerisiyle insanlığın çeşitliliğine ve renkliliğine bir övgü sunuyor. Bu “ikinci deri” bizi ne kadar tanımlıyor?

 

“Pillow Fight”- Hardly Lucky Dance Theatre – İngiltere

10 dakika daha uyumak isteyen bir adam ve yatakta kahvaltı isteyen bir kadın. Dans, tiyatro ve acroyogayı birleştiren Pillow Fight iki tuhaf ama sevimli karakteri mizahi bir atmosferde buluşturuyor.

 

“Songs of Ri”- Ballet. Theatre – Rusya

Besteci Anzhelika Gabibova’nın vokalist Ri Vinogradova için seneler önce bestelediği bir dizi şarkıdan ilhamla ortaya çıkan bir gösteri. Her şarkının kendine has bir hikayesi var. Bütün bu müzikler harika bir ironi, trajedi ve melankoli potpurisi sunuyor.

 

“Traverser la Rivière sous la Pluie”- Collectif 2222 – Fransa

Bir tarafta valizin içinde Belçikalı bir nine, onu sürükleyen ve ona ölümüne bağlı Türk oğlu; hamile bir İngiliz kadın, onun Norveçli kocası ve onların kocaman İsveçli bebekleri. Neredeyse ellerinde hiçbir şey olmadan başlarının çaresine bakacaklar, bir şekilde. Bazı çözümler arayacaklar; belki biraz naif, biraz tuhaf, biraz üşütük ama en çok da insani çözümler bulacaklar.

 

“Wolfgang”- backsteinhaus produktion – Almanya

“Eğer insan ellerinin üzerine düşer, dört ayaklı gibi yürür, kürkünü büyütür ve ulumaya başlarsa, evrim için önemli bir adım atabilir.” Konuşmacı, orkestra şefi, müzisyen ve kamyon şoförü, koro, beş-altı dansçı ve bir çocuk. Uluyan kurtlar düşüncenin bariyerlerini yıkıyor ve sosyal etkileşimin nasıl huzur ve güven içinde yaşanabileceğini gözler önüne seriyor.