Sadece iş arkadaşları ona “Chris” der: Christine and the Queens hakkında güzellemelerle

Heloïse Letissier ya da nam-ı diğer Christine and the Queens ya da nam-ı diğer Chris… Pop müziğin sözde kurallarını ve toplumsal cinsiyet rollerini eğip bükerek tüm bunlardan kendisine yeni bir persona biçen bir müzisyen var karşımızda. Yaratıcılık derya deniz. Bize de kana kana içmek düşüyor.

Christine harika müzik yapıyor ve dans ediyor. Onu izlemek, onunla dans etmek çok büyük bir keyif. Stilini takdir etmemek mümkün değil. Korkunç da güzel biri, Instagram sayfasını sonsuzluğa doğru kaydırmak işten değil. Ama onu ikon yapan, yolunu açsa da bunların hiçbiri değil. O tam bir cinsiyet sabotörü, kendisinden beklenen her şeyi beklenenin tam tersi şekilde yapıyor. Ana akıma şıkkıdı şarkılarla sızıp, orada hiç yeri olmayacak mesajlar vermeyi seviyor. Héloïse’ken Christine, Christine’ken Chris, Chris’ken bir anda Dracula oluyor ve hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmıyor, bir sonraki adımını heyecanla bekletiyor. Seslerin en yükseği müzikle sessiz bir devrim yapıyor.

Toplumsal cinsiyet belası Heloïse Letissier’yi, ya da kısaca Christine’i genç yaşlarda kovalamış. Televizyonda ve dergilerde gördüğü kimseye benzemediğini fark eden Christine, cinsiyet çalışmaları öğretmenliği yapan babasının ona Judith Butler’ı tanıtmasıyla kendi cinsiyet kimliğini keşfe çıkmış. Yönetmen olmak üzere Lyon’da tiyatro okurken kendi deyişiyle cinsiyetçilikle ‘‘ilk yüzleşmesini’’ bir oyun sahneye koymak istediğinde reddedilince yaşamış.

View this post on Instagram

Les plaisirs simples de la vie avec @rafcioffi ❤️

A post shared by Chris (@christineandthequeens) on

Çünkü neymiş efendim, kadınlar önce oyunculuk öğrenmek zorundaymış, bu okulda yalnızca erkekler yönetmen olabilirmiş. O ısrar etmiş, bir oyun yazmış, sahnelemiş ve okuldan atılmış. Bu bunalım döneminde yazdığı oyun sanki Carrie (1976) ve Christine (1983)’in bir hibriti niteliğinde. (Hatta belki de filmdeki ve romandaki çılgın araba Christine, sonradan alacağı isim için de ona ilham olmuştur, kim bilir.)

Kraliçeler bir süre daha, Héloïse Londra’ya gidene kadar tabloya dahil olmuyor. Madame Jojo’da (saygıyla anıyoruz) bir drag show’a gittiğinde kendi “Evreka!” anını yaşamış. Bir masada hüzünlü hüzünlü otururken queen’ler onu fark edip ve neden bu kadar üzgün olduğunu sormuş. “O zaman sen de kendi şovunu yap” tavsiyesi alan Héloïse, tam oracıkta “Belki beraber bir grup kurarız, ben Christine olurum, siz de benim Queen’lerim” demiş. Bu plan o ana kadar hiç şarkı yazmadığı için suya düşmüş tabii, ama sonrası bizim bildiğimiz gibi. Chaleur Humaine’in de ilk şarkısı olan iT, aynı zamanda Christine/Héloïse’in yazdığı ilk şarkı. Erkek olmanın her şeyi ne kadar kolaylaştırdığı, artık onun da bir şey’i/o’su olduğunu ve kazanacağını söylüyor iT’de. Yakın zamanda bu şarkıyı “erkek olmayı istemek kolay, ben kadın olarak savaşmayı tercih ederim” diye düzeltti Chris(tine), ama bir çıkış şarkısı olarak hâlâ 1000 manifesto niteliğinde.

İlk albümü Chaleur Humaine çıktığında pop camiası Lady Gaga ve (yeni ve geliştirilmiş) Beyoncé ile eski “hoppidi” kimliğini kaybetmeye başlamıştı. Christine’i pop müziğe böylesine iten de bu olmuş; onun için yaptığı müzik bir Truva atı. Müzisyenlerin pop müziğin akla takılıcılığından istifade ederek feminizm, misojini, cinsiyet eşitsizliği gibi konuları sözlerine taşıması o sıralar çok yeniydi ve külyutmaz blog’lar tarafından “illüminati bizi gayleştirmeye çalışıyor, bakın burda da üçgen ve göz” şeklinde yorumlanıyordu. Bu yorumlar hâlâ hızını kesmedi ama kuir pop vitesini daha da arttırdı. Yeni pop’a eski punk diyebilir miyiz, bu belki bambaşka bir zaman ve evrenin konusu ama Christine muhakkak bu devrimin süvarilerinden biri.

Cinsiyet kimliğinin kadın olduğunu söylüyor ama uzun süre kadınlığıyla barışmakta zorlanmış, çünkü onun gördüğü, hepimize dayatılan kadın imajından çok uzaktaymış. Chaleur Humaine’in turnesinde yaptığı yoğun antrenmanlar sonucunda vücudu kaslanmaya başladığında da bunu kendisi için yeni bir keşif olarak görmüş. Bu kuvvetlenmeyle kazandığı özgüven, ilk albümde tanık olduğumuz cinsiyet normlarına isyanı bir reddedişe çeviriyor ikinci albümde. Chris albümünü görsel hiçbir bağ olmadan dinlediğinizde Chaleur Humaine’e kıyasla daha seksi, güçlü ve enerjik olduğunu hemen anlıyorsunuz. Onun albüme adını veren yeni personası Chris’i gördüğünüzdeyse tüm taşlar yerine oturuyor ve “Hah, işte bu” diyorsunuz, içinizden ya da sesli.

View this post on Instagram

Grazie @gucci 💧💎💙

A post shared by Chris (@christineandthequeens) on

Chris, Christine’in yeni vücudundan güç alan, maço, androjen bir karakter. Dans figürlerini kendisi gibi gururla “ne idüğü belirsiz” olan Prince’ten, George Michael’dan ve Michael Jackson’dan alıyor. Chaleur Humaine’de amansız objeleştirilmelere mahal vermemek için giydiği takım elbiselerin yerini bağrı açık gömlekler, kumaş pantolonlar, atletler, kısa aslan yelesi saçı ve altın zinciri alıyor. 5 Dollars’ın klibinde ikili cinsiyet sisteminin, çoğalan cinsel kimliklerle nasıl (yerle) bir edilebileceğini gösteriyor. Kendisine ve nicelerine pranga olan cinsiyet normlarını, bunları iç içe geçirerek yıkan Chris, bunun farkında ve tadını çıkarıyor. Onun için en güçlü direnişlerden biri, ona verilen cinsiyet normarını alıp birbirine karıştırmak. Girlfriend videosunun altındaki “heteroseksüel bir erkeğim, bundan etkilenmem normal mi?” yorumları da ne kadar başarılı olduğunu onaylar nitelikte.

Adını Dante’nin La Vita Nuova (Yeni Hayat) yazısından alan yeni kısaçaları ve eşlikçisi kısa film, şu ana kadar yaptıklarından oldukça farklı, bu sefer biraz daha dertleşen, kitsch ve gümbür gümbür duygu dolu bir iş onun için. Teması yakın zamanda sonlanan ilişkisiyle ve kalp kırıklığıyla baş etmek. Bu sefer ilhamı Dracula’dan ve belki (keşke) Twilight’tan alıyor Christine. Öylesine dramatik ki tiyatroyla olan geçmişinden intikam almaya niyet ettiğini, bu sefer şarkılarla değil vampir dişleriyle onun olanı geri alacağını düşünmemek elde değil. Lyon’da sarımsak ve haç satışları patlasın öyleyse.