Peki gender neutral ödül kategorileri bize ne vadediyor?

Berlin Film Festivali, 2021 yılından itibaren oyunculuk ödüllerini “En İyi Erkek Oyuncu”, “En İyi Kadın Oyuncu” diye ayırmak yerine, tek bir kategori altında, “En İyi Performans için Gümüş Ayı” ödülü olarak vereceğini açıklamıştı hatırlarsanız. Bu, çok heyecanlı bir açıklama olsa da durumu sindirdikten sonra insanın kafasında küçük soru işaretlerine ve ‘acabalara’ yol açabilecek bir karar olabilir.

Yazı: Pelin Denizli

Fotoğraf: 70. Berlin Film Festivali’nde gösterilen No Hard Feelings filminden bir kare…

Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın, yalnızca yetenek ve emeğe göre yapılan bir ödüllendirme sistemi çoğu açıdan cazip görünebilir. Aslında böyle bir karara şahsen, heyecanlanıp şaşırmış olmam belki de durumun ne kadar vahim olduğunu gösterir nitelikte. Zaten olması gereken cinsiyetlere göre bir değerlendirme değil; yapılan işin kalitesine, yaratıcılığına verilen bir değerlendirme olmalı. Ancak içine doğduğumuz dünya bizi aktör ve aktris olarak ayırıp, tüm kimlikleri iki kalıbın içine sokuşturmaya çalışırken; insan, üzerinde ‘gender neutral’ yazan bir şey görünce şaşkına uğruyor. Halbuki olması gereken de bu.

İlk karar Berlinale tarafından

Berlinale’nin yaptığı açıklamaya gelecek olursak: Pek değerli festivalimiz, “Oyunculuk alanındaki ödülleri cinsiyete göre ayırmamanın, film endüstrisinde toplumsal cinsiyet duyarlılığı için bir sinyal oluşturduğuna inanıyoruz” şeklinde bir açıklamayla bizi, film sektörünün bir nevi ütopyasıyla buluşturuyor. Açıklamadan sonra gelen dönüşlerin bir kısmı, zaten bu şekilde olması gerektiğini ve Berlinale’nin bu konudaki yaklaşımını, büyük bir şevkle bağırlarına bastıklarını ifade ediyor.

Cannes Film Festivali’nde jürilik yapmış Nandita Das, sadece yeteneğin bir belirleyici olabileceğini ve oyunculuğun cinsiyete göre ayrılan bir meslek olmaması gerektiğini savunuyor. Kadın ve erkek olarak nitelendirmektense, yalnızca oyuncunun ‘yeteneğine’ göre verilmiş bir ödül, elbette ki kadınların eşit bir şekilde sektör içerisinde var olabilmesini sağlayacak. Ayrıca, yıllardır dile pelesenk olmuş ‘aktör mü, aktris mi’ davasının da son bulacağına inanmak istiyorum. İngilizcede ‘actor’ kelimesine, o malum ‘ess’ ekinin eklenmesiyle oluşturulan ‘actress’, zaten halihazırda yaşadığımız dünya standartları içerisinde iyi bir kadın oyuncunun daima ‘aktris’ olarak şartlarını zorlayabileceğinin bir kanıtı oluyor. Yıllar önce, oyuncu Whoopi Goldberg’in bir röportajında dediği gibi: “Aktris sadece bir kadını oynayabilir. Ama ben aktörüm, her şeyi oynayabilirim”.

‘Aktör’ mü, ‘aktris’ mi?

Berlinale’nin ‘gender neutral’ ödülleri, ‘‘Aktör mü, aktris mi’’ ikilemini ortadan kaldırmakla ve ödüllerin yeteneğe göre verilmesi gerektiğini savunmakla kalmıyor… ‘Gender neutral’ ödüllendirme, çok cinsiyetli bir dünyada eşitlik alanını da genişletiyor. Aynı şekilde LGBTİQ+’ların da kendilerini özgürce sektörde var edebilecekleri, emeklerinin karşılıklarını alabilecekleri bir alana tekabül ediyor. Yıllarca ‘‘kadın’’ ve ‘‘erkek’’ oyuncu adı altında, yalnızca iki sabit cinsiyet arasında sıkışmış çoğu ödül ve filmlerin hakikati tüm veçheleriyle verebildiğini düşünmek; algıladığımız dünyayı ne kadar sığ bir şekilde deneyimlediğimize işaret ediyor. Berlinale’in, “En İyi Performans için Gümüş Ayı” ödülleriyle artık hakikatin tüm veçhelerinin emeği ve yeteneği değer bulabiliyor. Neticede hepimizi diğer canlılardan ayıran şey, aklımız…

Yeni ödüllendirme şekli aşikar bir şekilde, kadınlara ve LGBTİQ+’lara sektörde üretebilme alanını sağlayabilmek için aslında geç kalınmış bir fırsat sunuyor. Her şey iyi, hoş; hepimizi temsil edecek işlerin, kimliklerin ve aidiyetlerin var olabilmesi iştahımızı kabartıyor ama madalyonun diğer yüzünü de unutmamak gerek.

Ben buna ‘Zeki Müren sorunsalı’ diyorum. Kadın olarak üretirken, queer olarak bu sektörün içine dalış yaparken, sette lezbiyen olarak aylarca role hazırlanırken o ödül töreninde Zeki Müren sahiden bizi görecek mi? Yani tüm kadınların, LGBTİQ+’ların, bunca emekle ürettikleri, yarattıkları karakterlerin ataerkil yapısından sıyrılamamış sektörün içinde görünebilirlikleri ne kadar var olacak? Hollywood’da geçen sene gişe filmlerinden sadece yüzde 37’sinin başrolü kadın oyuncuydu. 2018 Belinale-Golden Bear’de kadın oyuncu sayısı yaklaşık yüzde 27; aynı yıl Sundance-Grand Jury Prize Dramatic’te ise yüzde 30’a yakın. Bu verilere bakınca, eşit bir şekilde üretimin olmadığı bir zeminde ödüllerin dağılımının nasıl olabileceği büyük bir şüphe yaratıyor…

Berlin Film Festivali’nin cinsiyet zemininden azat ederek oluşturduğu ‘gender neutral’ ödüllendirme sistemi, sektörde öncü olabilecek daha iyi uygulamaların geleceğine dair bir başlangıç sayılabilir. Kadınlar ve LGBTİQ+’ların, eril hükmün altında kalmadan ‘oyuncu’ olarak yalnızca yeteneğe göre emeklerinin değerlendirileceği bir yapının altında üretim yapmaları oldukça değerli. Ancak gelen her yeniliğin bir noktada sorgulanması gerek; sonuçta değerlendirilen zemin, hâlâ ataerkil düşünceden tamamen kurtulabilmiş bir yapı değil. Çok kısa zaman önce, César ödül töreninde, Polanski’ye ödül verilmesine tepki olarak Adele Haenel’in töreni terk etmesine şahit olduk. Birçok eşitsizliğin ve adaletsizliğin göz ardı edildiği film sektörünün içinde Zeki Müren yaşasaydı, muhakkak ki bizi görürdü; fakat önümüzdeki yıl Berlinale, LGBTİQ+ ve kadınları ne kadar görebilecek, bunun üzerine düşünmek gerek.