Ramy dizisi ile ruhani bir yolculuk: Nasıl yani, dünya benim etrafımda dönmüyor mu?

İki sezonu deviren Hulu orijinal yapımı Ramy dizisi türlü sorgulamalar eşliğinde bizi de ruhani bir yolculuğa çıkarıyor. Gayet öznel bir hikaye aslında Ramy Youssef’in anlatıp aktardığı ama modern çağda kimlik savaşları söz konusu olduğunda, ortak yerlerde buluşuyoruz kendisiyle.

Ramy Youssef; 28 yaşında, Mısır kökenli, Amerikalı bir komedyen. Stand-up’la başladığı ve bazı dizilerde küçük rollerle devam ettiği kariyeri, kendi adını taşıyan dizisi Ramy ile şaha kalktı diyebiliriz. A24 ve Hulu’nun ortak yapımcılığını üstlendiği ve Youssef’in senarist, yönetmen ve başrol oyuncusu olarak yer aldığı dizi, şimdiye kadar izlediğimiz her şeyden çok farklı, oldukça cesur bir yapım! Mısır’dan Amerika’ya göçmüş bir ailenin kimlik bunalımı yaşayan oğlu Ramy, tüm çevresinin aksine kendini köklerine ve geleneklerine Amerikalı kimliğinden daha bağlı hissediyor.

İnançla ve ruhani yönüyle bağlantısını keşfetmeye ve derinleştirmeye çalışırken alışık olduğu hayat tarzı sürekli ayağına dolanıyor. Tabii bu ruhani yolculuğa zihinsel olarak da pek hazır olmadığını eklemeliyiz. Biz de bu şahane ve taptaze bakış açısıyla gönüllerimizi fetheden komediye dadanıyoruz bugün!

Emmy’lerin karanlık yüzü

Youssef’in espiri anlayışına bir giriş niteliğinde, geçtiğimiz günlerde dijital ortamda gerçekleşen Emmy ödülleri sırasında paylaştığı videoyu konuşabiliriz. Emmy’e aday olan Youssef, kendi evinin bahçesinden elinde Emmy ödülüyle bekleyen, tüm vücudunu kaplayacak şekilde koruyucu kıyafet giymiş bir kişinin videosunu paylaştı. Sonradan tüm şehre yayılmış, adayların evinin önündeki stajyerlerden biri olduğunu öğrendiğimiz bu kişi Youssef ödülü kaybedince de el sallayarak uzaklaştı. Yeni nesil dünyamız, kaybedenlere bir de ödülü uzaklaşırken izletme keyfi yaşatmış oldu yani. Youssef’in bu videosu aynı Ramy gibi, herkesin aşina olduğu bir durumun çok da keşfedilmemiş bir tarafını, daha az temsil edilen bir yönünü inceliyor. Bize bir nevi, çok da düşünmediğimiz karanlık ve komik bir arka plan sunuyor.

View this post on Instagram

when u lose the emmy

A post shared by ramy youssef (@ramy) on

Mısırlı göçmen bir ailenin oğlu Ramy, New Jersey’de kendi gibi Arap ve Müslüman göçmenlerin çoğunlukta olduğu bir toplulukta yaşıyor. Kendi yaşıtlarının çoğunun geleneklerine sempati duyduğunu, ama çok da bağlı olmadıklarını söyleyebiliriz. Birçok kişi Amerikan kimliğinin daha baskın olduğunu hissediyor ve göçmen ailelerinin ikinci jenerasyonunda olmanın etkisiyle de ailelerine ve geleneklerine başkaldırıyorlar.

Ramy böyle değil.

Bir şekilde kendini Müslüman kimliğine daha da yakın hissetmeye başlamış. İçki içmiyor, ama arkadaşlarıyla barlara gitmek istiyor. Cinsel anlamda aktif olmaktan ötürü pişmanlık duyuyor, ama bu da onu durdurmuyor. Bir arayış içinde ve mütemadiyen kendini her yaptığıyla ilgili suçlu hissediyor. Yeni nesil hikaye anlatıcıları biraz da ruhani yönlerini keşfetmeye mi yöneliyor diye sormadan edemiyoruz. Bu tip bir ruhani arayış bu dönemdeki birçok işte karşımıza çıkmaya başladı. Bunlardan akla ilk geleni Fleabag tabii. Christopher Partridge’in Batı toplumunun paganizme olan güncel ilgisi üzerine iki ciltlik araştırması The Re-Enchantment of the West, Batı toplumunun 1960’lı yıllardan beri yeniden ‘efsunlandığını’ ve bunun alternatif bir maneviyat yaratma isteğinden doğduğunu savunuyor. Belki de bu Y jenerasyonunda kendini bu şekilde gösteriyordur.

Kimlik savaşları

Ramy’nin ilk sezonu otuzlarına yaklaşmış bir Mısırlı-Amerikalının inancıyla modern dünyada var olmaya çalışmasını anlatıyor. Geleneksel ailesi, asi kızkardeşi, dünyanın en kötü tavsiyelerini veren arkadaşlarıyla Ramy, tüm bu insanların inançlarıyla paralel olarak uğraştıkları gariplikleri yansıtıyor. Batının ve belki de modern dünyanın inancı direkt reddeden bakış açısından çıkmayı ve inancın da rol oynadığı modern hayatları anlatmayı başarıyor. Ramy, dizinin isminden de anlaşılabileceği gibi kendi bakış açısını ve bir Müslüman göçmen olarak öznel deneyimini anlatıyor. 

Yani inançlarını çok da yaşamayan ile haberlerde görülen teröristler arasında bir yerlerde olduğunu söylüyor. Konuk olduğu bir canlı yayında da bununla dalga geçiyor: ”Müslümanım, hani haberlerde duyduğunuz tiplerden”. Ramy kimseye bir şey öğretmeye çalışmıyor. Ya da amacı Müslümanlar hakkında bilgi vermek ve imajlarını düzeltmek de değil. Aslında yalnızca yeni bir tartışma ve konuşma konusu başlatmak istiyor.

Dizi, uluslararası ortamlarda kendi ülkenizin veya kökeninizin bir temsilcisiymiş gibi davranma stresiyle hem dürüst hem de eğlenceli bir şekilde oynamayı başarıyor. Karşılaştığı tüm önyargıları, komiklikleri ve saçmalıklarıyla olduğu gibi anlatmayı seçiyor Ramy. Seyirciye bu önyargılarla ve fikirlerle başa çıkması için alan tanıyor ve aslında bir duruş da sergilemeden, yargılamadan tüm bunları yansıtmış oluyor.

Öznel bir temsil

”Tüm Müslümanların yaşadıklarının temsili” diye bir şeyin mümkün olmadığı çok açık. Ancak karşılaştığı sorular da aslında ne kadar çok insanın bunu genellemeye meyille olabildiğini gösteriyor. Bu şekilde de Ramy, aslında öznel hikayelerin ve öznel temsilin önemini kanıtlamış oluyor. Çeşitlilik ve temsilin en önemli ayağının hikayeler ve kişisel hikayeleri paylaşmak olduğunu hatırlatıyor. Youssef, işinin en sevdiği kısmının haksız olmasına izin verilmesi olduğunu söylüyor. Bilinçaltının her zaman doğruyu söyleyen ve ahlaklı bir yer olmadığını ve gerçeği olduğu gibi yansıtabilmenin önemini vurguluyor. Ramy, aslında ne kadar benziyoruz fikrinden çok daha ötede, farklılıklarımızla var olmamızın gerekliliğini kanıtlıyor aslında.

Dizinin en güçlü bölümlerinden biri Strawberries, 12 yaşındaki Ramy’nin tuvalete gittiği beş dakikada tüm hayatının nasıl değiştiğini anlatıyor. 11 Eylül saldırısının yaşandığı andan sonra tuvaletten geri dönen Ramy, tüm arkadaşlarının ve öğretmenin ona nasıl farklı baktığını anlıyor. Tüm çevresi değişen ve kimliğinin bununla bağlantısını anlamaya çalışan Ramy’nin köklerine olan ruhani yolculuğunun burada başladığını söyleyebiliriz. Bu yüzden de yetişkin Ramy, Mısır’a gidip köklerini keşfetmek ve belki de kendiyle ilgili bir cevap bulmak istiyor. Ama burada da kendi kafasından ve suçluluk sarmalından çıkamıyor maalesef.

Dizinin ikinci sezonu çok daha cesur ve güçlü. Çünkü bu kez hikaye çok daha dürüst ve kişisel bir bakış açısına geçmeyi seviyor. Ramy içinde dev bir boşluk hissediyor, kendini bencil ve kendinden başkasını düşünmeyen biri olarak görüyor. Bunun izlerini farklı karakterlere adanmış bölümlerde de pekiştiriyoruz. Ana karaktere sevgimiz giderek azalırken hâlâ onun hikayesini heyecanla takip edebilmemiz Youssef’in bir oyuncu olarak başarısı. Kendini düzeltmeye and içmiş Ramy, Mahershala Ali’nin canlandırdığı bir şeyhin yanında çıraklık yapmaya başlıyor. Ama onun kendini keşif yolculuğu tüm çevresini suistimal etmesine ve belki de herkese daha çok zarar vermesine yol açıyor. Herkese kendi üzerinden bakan Ramy, her şeyi kendi gelişiminin yolunda bir piyon olarak görüyor.

Üçüncü sezonla, daha da karanlıklara doğru

Çok da detay vermeden söyleyelim: bir noktada Ramy tüm bu bencilliğinin cezasını çekiyor. Dünyanın en sabırlı insanını bile çileden çıkarmayı başarıyor. Şeyh ona tüm dünyanın onun kendine bakıp bir şeyler anlaması ve düzeltmesi için var olan bir yer olmadığını açıklıyor. Niyeti ne olursa olsun, insanları gerçekten kırdığını ve onlara zarar verdiğini söylüyor. Aslında Ramy, bu diyalogla tüm dizide yaptığı çıkarımı yapıyor: İnançlarımızdan, kökenlerimizden ve kimliklerimizden bağımsız olarak hepimiz kendimizden sorumluyuz. Davranışlarımızı ve hatalarımızı kimliklerin altına süpürüp yola devam edemeyiz. Bir Y kuşağı üyesi için ne zor ve ağır bir yüzleşme!

Yeni sezonunda daha da karanlık yerlere gideceğini düşündüğümüz Ramy’i heyecanla bekliyoruz. Henüz izlemediyseniz, uyandırdığı hisler dışarıdaki havayla oldukça uyumlu.

 

Ramy dizisi Ramy dizisi