İdollerimizi öldürme vakti gelmedi mi: J.K. Rowling ve transfobik söylemleri

Transfobik söylemleriyle bizi tam kalbimizden vurmaya devam ediyor J.K. Rowling. Popüler kültüre muazzam bir hikaye ve onun etrafında şekillenen bir mitoloji armağan eden ünlü yazarın zihninden çıkan ürünlerle fazlasıyla haşır neşir olmuş bir nesil olarak, yine bu zihinden çıkan bazı ayrımcı sözler bizi şöyle bir silkeleyip kendimize getirdi. Ve belki de geçmişte, o çocuksuluğun arkasında kaçırıp durduğumuz gerçeklerle yüzleştirdi. J.K. Rowling ve transfobik söylemleri, yine yeniden idollerimizle yüzleşmemizin vaktinin geldiğini gösteriyor. (Ve neyse ki tüm bunlara cevap, Judith Butler’dan geliyor.)

Bir zamanlar saygı duyduğumuz ve bize çocukluğumuzun en özel hikayelerinden birini veren J.K. Rowling maalesef ki günümüzdeki tavırlarıyla gözümüzden düşmeye devam ediyor. Biz kendisinden bahsetmek istemesek de o her fırsatta gündemde kalmanın yeni bir yolunu arıyor gibi. Rowling’in transfobik yorumları ve bu konuya olan sorunlu yaklaşımlarını daha önce de masaya yatırmıştık. Ancak yazarın bu kez de yeni kitabı Troubled Blood’da kadın kılığında giyinen bir erkeğin, vahşi bir katile dönüşmesini anlattığını ve transfobisini hikayelerine açıkça yedirmekten çekinmediğini öğrendik. Bu da yetmezmişçesine “trans kadınlar erkektir” gibi sloganlar taşıyan rozetler satan bir dükkanın linkini Twitter hesabından paylaştı. Bu bir boomer’ın gündemde kalma çabasından çok daha fazlası gibi görünüyor. Sanki Rowling, kendi alıştığı dünyanın değişmesinden ve bildiği düzeni kaybetmekten ölesiye korkuyor.

Kalbimiz kırılarak da olsa soruyoruz: Harry Potter’da da bunun izlerini görmek mümkün mü? Bugün Rowling üzerinden Harry Potter, Judith Butler ve kendi eserlerinin sınırlılığını kabul edebilme erdemine dadanıyoruz.

Kolaj: İrem Türkmen

Bu aralar yazarları eserlerinden bağımsız düşünmek ve ürettiklerinin onların söylemlerini etkilememesi gerektiği çokça tartışılıyor. Ama burada da sormadan edemiyoruz, ırkçı veya cinsiyetçi düşüncelere sahip bir sanatçının bunu eserlerine yansıtmamış olması mümkün mü gerçekten? Woody Allen filmlerinde pedofili ve mizojini olmadığını kim söyleyebilir? Louis C.K. stand-uplarında sonradan öğrendiğimiz tacizlerinin sinyallerini vermiyor mu? Bu açıdan baktığımızda da koskoca bir evren yaratan Rowling’in de buna kendi muhafazakar görüşlerini katmamış olmasını beklemek fazla iyi niyetli sanki. Zaten Harry Potter serisi, bu olaylardan çok önce de azınlık temsili yoksunluğu ve çoksesliliğe alan açmadığı için eleştirilmişti.

Bu bağlamda da tüm bu söylemler ve garip gündemde kalma çabaları Harry Potter hayranlarını ikiye böldü. Kitabın savunduğu güzelliklere ve ilham dolu fikirlere odaklanmamızı söyleyenler bir yanda, artık bu Harry Potter hayranlığının miadını doldurduğuna inananlar diğer tarafta. Biz de idollerimizi öldürme vaktinin geldiğini düşünen taraftayız. Belki de çocukluğumuzu çok keyifli geçirmemizi sağlayan, çoğunluğu sihirle tanıştıran bu dünyayı artık masaya yatırmanın ve tüm gerçekliğiyle görmenin zamanı gelmiştir.

Öncelikle serinin tektip ve temsilden kaçınan yapısında hemfikir olabiliriz.

Rowling’in yarattığı beyaz olmayan karakterlerin neredeyse yok denecek kadar az olduğu dünyada kadınlar da genelde ikinci planda, erkekleri destekleyen karakterler olarak varlar. Çoğunlukla beyazlardan oluşan bu büyülü evrende Rowling’in oldukça yaratıcı isimlere imza atıp Çinli karakterine Cho Chang ismini vermesi de kendisine yöneltilen eleştirilerden biri. Cho’nun bir isim değil, Kore kökenli bir soyadı olduğunu da ekleyelim. Kitaptaki Patil kardeşlerinin tasviri de Hintliler tarafından oldukça klişe ve tembel bulunmuştu. Her şeyi kendi yaratabildiği bir evrende evcinleri ve goblinlerin köle olarak çalıştırılması da kayda değer başka bir saçmalık. Yazar belki Dobby üzerinden bize bir özgürlük hikayesi yaratmış gibi görünse de, aslında Dobby de kendini bir nevi efendisi için feda eden bir köle olmaktan çok da ileri gitmiyordu. Yazar bu kölelik meselesini sonradan çözümleme çabasına bile girmemişti.

(Ah ah, nasıl kanmışız J. K. Rowling’e, şu yukarıdaki Instagram post’u bile çoğu şeyi özetliyor…)

Tüm bu detaylar çoğaltılabilir, ama görüyoruz ki Rowling’in eski tip ve muhafazakar yapısıyla ilgili fikirleri ilk bakışta bile fark etmek mümkün. Harry Potter’ın bu kadar başarılı olmasının altında yatan sebeplerden birinin herhangi bir risk almayan ve muhafazakar değerlere sadık olması olduğunu da söylemeliyiz. Sonuçta Rowling, eğer kendi ismini kapağa yazarsa kadın yazar olduğu için çok satmayacağını söyleyen yayıncısının tavsiyesine uymuş ve ismini kitabına yazmaktan kaçınmış biri. Kadın kimliğinin değişmesinden bu kadar korkan birinin kendi kadınlığını saklama gereği duymuş olması ne ironik…

Rowling’in yaptığı en büyük yanlışlardan biri yeterince çeşitli olmamakla suçlanan kitaplarına sonradan farklı kimlikler ekleme çabası. Dumbledore’un aslında eşcinsel olduğunu kitabı bitirdikten sonra açıklaması ve Hermione’nin beyaz olmayabileceğini söylemesi en popüler örnekler. Bu, onun yarattığı evreni çeşitli ve temsil açısından iyi kılmıyor. Aksine başka bir pazarlama hamlesinden ibaret görünüyor. Bu da haliyle queerbating denen ve aslen LGBTQ+ okuyucuları de çekmek için kullanılan bir pazarlama hamlesi olmakla suçlanıyor. Tabii ki herkes kendi bildiği, kendine yakın olan ve ait olduğu kimliğin, dünyanın hikayesini anlatabilir. Bunda bir sorun yok zaten. Durumu sorunlu kılan Rowling’in kendi hikayesini ve değerlerini evrenselleştirme ve kabul ettirme çabasıyla başlıyor.

Burada da konunun uzmanına; cinsiyet çalışmaları alanında devrim yapmış, cinsiyeti bir performans olarak ele alan ve ‘kadın kategorisi’nin nasıl tanımlandığı üzerine yazdığı Cinsiyet Belası kitabıyla tanıdığımız, yaşayan en değerli teorisyenlerden Judith Butler’a geliyoruz. Kendisi yakın zamanda verdiği bir röportajda transfobi ve JK Rowling’le ilgili sorular cevaplamıştı.

Butler’ın bu röportajdaki en mantıklı hamlelerinden biri her cevabında Rowling gibilerden gelen söylemlerin anaakım gibi görünmeye çalışan bir azınlığı temsil ettiğini hatırlatmak.

Öncelikle terf olarak da bilinen trans dışlayıcı radikal feministleri ”marjinal” olarak tanımlayan Butler, bunun feminizmin bir temsili gibi görülmemesinin önemini vurguluyor. Daha sonra da bu tip dışlayıcı söylemleri benimseyen kişilerin dayanaklarının çoğu zaman kendi kafalarındaki bir fanteziden ibaret olduğunu söylüyor. Örneğin, Rowling’in kadınlar tuvaletleri trans bireylere açılırsa şiddet vakalarının artacağı iddiasının de kişisel bir korku olduğunu ve bunun toplumsal bir gerçeği yansıtmadığını açıklıyor. Asıl toplumsal gerçeğin şu anki dünyamızda trans kadınların erkekler tuvaletinde uğradığı şiddet ve taciz vakalarının sayısı olduğunu vurguluyor. Dünyanın her yerinde şiddete maruz kalan transları konuşmanın, Rowling’in sosyal medyada maruz kaldığı tehditleri konuşmaktan daha gerekli ve önemli olduğunu anlatıyor.

30 yıl önce yayınlanan fikirlerini yeniden ziyaret ettiğini ve sınırlılığını kabul ettiğini söyleyen Butler cinsiyeti toplumsal anlamlara ve değişime açık, yeni toplumsal anlamlara evrilebilecek bir kavram olarak tanımlıyor. Biyolojik cinsiyet kavramını benimsemenin veya bazı kişilerinin kişisel korkularını trans kadınlara dayatmasının çok tehlikeli sonuçları olabileceğini anlatıyor. Çözüm olarak da transların kimliklerinin hem toplumsal hem de kamusal alanda tanınması gerektiğini vurguluyor. Trans ve kuir aktivizminin feminizmle etkileşimini de açıklayan Butler, birbirine bağlılık kavramını öne çıkarıyor. Bu zihin açıcı röportajdan da görebildiğimiz üzere Butler, geçmişteki fikirleri ve eserleri için sorumluluk alabilen ve onları şimdinin gözüyle görebilen biri. Güncel kalma kaygısından muzdarip değil, aksine her daim kendini geliştirmeyi ve kavramların değişkenliğine vurgu yapmayı hedefliyor. Diğer taraftaki Rowling ise, tüm tutuculuğuyla eski fikirlerinden vazgeçmeyi reddeden ve değişime kapalı biri olarak konumlanmayı seçiyor.

Birkaç gün önce Harry Potter adıyla doğan trans bir kadının adını, Ridley Scott’ın Alien filminin ana karakteri Ellen Ripley’den ilhamla Ellen Potter olarak değiştirdiği haberini okuduk. Ne anlamlı! Belki de artık tek başına hiçbir şey beceremeyen, kaderinin kurbanı Harry’lerin değil; bağımsız, güçlü ve kendi kaderine şekil veren Ellen’ların zamanı gelmiştir.

Rowling’e üzülenler için de ekleyelim: kendisi iptal edilmiş bir halde değil. Son kitabı ilk gününde binlerce kopya sattı ve onun tarafında her şey yolunda görünüyor. Gördüğünüz gibi ‘cancel culture’, bazılarına uğramıyor.

 

 

 

J.K. Rowling ve transfobik söylemleri J.K. Rowling ve transfobik söylemleri J.K. Rowling ve transfobik söylemleri J.K. Rowling ve transfobik söylemleri