Geek’lik kazanacak: Lego koleksiyonerliği değerlenme hızıyla altına bile kafa tutuyor

Koleksiyonerlik popüler kültürün içerisinden yeni yeni akımlar çıkarıyor. İkinci el piyasası sneaker’lar eşliğinde yeni bir yükseliş kazanırken beklenmedik bir yerden yükselen ve kazandığı değerle altına ve hisse senetlerine kafa tutabilen bir şey daha var gündemde: Lego. Özel Lego setleri, eşsiz parçaların peşine düşen koleksiyonerlerin çoktandır radarındaydı zaten ama 2020 itibariyle işlerin bu noktaya ulaşabileceğini kim bilebilirdi ki? Lego koleksiyonerliği

Koleksiyonerlik dadanizmin ruhunda var… Bir şeyin sıkı sıkıya peşine düşmek, tüm detaylarıyla inceleyip ezberlemek ve sonra da bir şekilde ne yapıp edip onu, yılların emeğiyle büyütülmüş o koleksiyonun bir parçası yapmak… İşte, dadanmak budur esasen. Plak, saat, pul, çizgi roman ve hatta oyunu daha da yükseltebilenler (!) için klasik araba… (Vov.) Klasik anlamda koleksiyonerliğin başucu objelerini saydık size.

‘Pul koleksiyonu’ vaktiyle kötü emellere alet edildiğinden, literatüre bile girdi, malum. Bu saydıklarımızın hiçbiri o yüzden şaşırtıcı gelmeyebilir koleksiyon anlamında. Çoğu zaten zamanında da değerli ve ilerleyen zamanlarda tüm bunların hem maddi hem de manevi açılardan daha da değer kazanacağı geçmiş deneyimlerle sabit. Evet, plak ve çizgi roman gibi kültürel ürünler, eğer özel bir edisyon değillerse, raflara taşındıkları ilk anlarda manevi değerleriyle öne çıkıyorlar; yanlarına eklenen yeni sıfırlarla maddi olarak da değerlerini katlamaya başlamaları ise birkaç yıla bakıyor. Belki de kimi zaman birkaç birkaç yıl…

Son yıllarda ise umulmadık yerlerden, yeni akımlar çıkıyor.

Sneaker mesela… Artık zaten ”spor ayakkabı” demeyi bıraktık sanki; sneaker ve sneaker kültürü, spor ayakkabıdan çok daha fazlasını ifade ediyormuş gibi. Yüksek moda, sokak kültüründen her şeyi aldığı gibi, son birkaç yıldır sneaker’larla da fazlasıyla haşır neşir; sneaker’lar sadece sporda ya da sokakta giyilen bir şey olmaktan çıkalı çok oluyor. Fiyatları ise hele ki bir tasarımcı imzasıyla raflardaysa, bir de yanına meşhur bir ünlüyle iş birliği eklenmişse, o klişe tabirle ”dudak uçuklatıyor.” Mesela 2019’da Kanye West’in Louis Vuitton’la ortaklaşa çıkardığı sneaker’lar 30 bin dolara satışa sunulmuştu. (Bu yazıyı okurken, ne olursa olsun, akıl sağlığınızı korumak için fiyatları TL’ye çevirmeye kalkışmayın.) Kanye West ve Yeezy aldı başını gitti tabii, el attıkları her model 10 binlerle açıyor satışı.

Fiyatlarıyla dudak uçuklatan başka sneaker’lar da var tabii. Onlar söz konusu olduğunda duygusallık da işin içine giriyor, kalpler bir başka atmaya başlıyor. Popüler kültür veya spor tarihinde de yer etmiş ve çok geçmeden, birer efsaneye dönüşmüş olan modellerden bahsediyoruz. Sneaker koleksiyonerleri de işte çok uzun zamandan beri bu modellere sevdalı, bu modellere yanık. Tabii ki ilk aklınıza Air Jordan’lar geliyorsa bir sebebi var. Adını aldığı Michael Jordan’la birlikte efsaneleşen, sneaker’ı sadece bir spor ayakkabı olmaktan çıkaran emektar bir ayakkabıdır Air Jordan. (Saygımız sonsuz.) Hâlâ dünyanın en pahalı spor ayakkabılarından biri olarak listelerde zirveyi tutuyor. Ve tüm klasiklemiş sneaker modelleri gibi, yeni sürümleriyle de yine yeniden karşımıza çıkmaya devam ediyor.

Efsanelerin açtığı yoldan ilerleyen yeni modeller de fiyatları ne olursa olsun kapış kapış gidiyorlar. Klasik modeller ve koleksiyonlar günümüzde de hızlıca bir karşılık bulabiliyor artık. Özellikle ikinci el sneaker satışları tüm bunlardan besleniyor ve hem moda alemini hem de ekonomistleri şaşırtacak hamlelerle dünya çapında bir ilerleme kat ediyor. Buisness Insider’ın analiz şirketi Cowen & Co.’nun verdiği bilgilerle hazırladığı haberine göre 2025 yılına gelindiğinde ikinci el sneaker pazarı dünya çapında 6 trilyon dolarlık bir değere ulaşacak. Hem sadece StockX gibi kendini sadece sneaker işine adamış satış sitelerinden bahsetmiyoruz. Koskoca Sotheby’s bile artık bu işe girdi; klasik modelleri açık artırmayla binlerce dolara satıyorlar. Pardon bir ekleme daha yapalım: binlerce dolara değil, yüz binlerce dolara.

Sneaker dediğimiz gibi koleksiyon anlamında pek çokları için hâlâ şaşırtıcı. Ama işin içinde artık yüksek moda var (asıl paranın oradan geldiğini gördüler neticede), efsanelerle pekişen bir kültür var. O yüzden arkasını didikleyince bir noktadan sonra anlaşılabilir bir konu haline geliyor.

Lego koleksiyonerliği

Peki Lego koleksiyonerliği, tüm bunların arasında nerede duruyor?

Lego’ları çocuk oyuncağı olarak görenlere konuyu anlatmak biraz daha zor tabii. Hele ki o meşhur Lego acısı hâlâ zihinlerinde tazeyse… (Çıplak ayakla yanlışlıkla Lego’ya basmak… Enternasyonal bir sıkıntı.)

Ama onlara iki kere düşünmelerini sağlayacak bir bilgi verelim: Legoya yapılan yatırım, hisse senedi veya altından daha çok değer kazanıyor.

Ve biraz durup şimdiye kadar yaptığınız yatırımları bir gözden geçirin…

Oyuncak koleksiyonerliği yeni bir şey değil ama Lego’larda farklı dinamikler söz konusu. Lüks segmente ait olmasa bile, lüks segmentteki bir kıyafet ya da eşya kadar çok değer kazanıyorlar. Ve bu gelip geçici bir trend de değil, işler daha da büyüyor. 2015 yılında, Brand Finance’in ‘‘Dünyanın En Güçlü Markası’’ ilan etmiş olması bile (düşünün, bu unvan ondan önce Ferrari’ye aitti) bir gösterge aslında. Markanın yıllık geliri 5.3 trilyon dolar. Ayrıca açıklamalara göre yılda 75 trilyon Lego parçası satılıyormuş. 3.700 farklı türden… Matematik ağladı.

Tasarımıyla ve yaratıcılık anlamında sunduğu sonsuz özgürlükle sadece çocuklukta kalan bir oyuncak değil Lego. Yetişkinlerin dünyasında da önemli bir yeri var. Hem belki de bu sonsuz özgürlüğün değerini de büyüyünce anlıyoruz. Evet, bir puzzle gibi, hangi parçanın nereye gelmesi gerektiğini dikte eden modellemeler de söz konusu (eh, bu çok özgür değil tabii) ama bunlar da üzerinde emek sarf edilmesi gereken önemli challenge’lar. Kesinlikle çocuk işi değil. YouTube, klasik modellemelerin peşine düşen ya da kendi çılgın modellemelerini yaratarak takipçilerine meydan okuyan hesaplarla dolu. Ve şöyle bir dolanınca anlıyorsunuz ki, hepsinin arkasında yılların emeği var.

Tabii yine de tüm bunlar Lego’ların altına kafa tutan değerini açıklamaya yeterli değil.

Zaten merak etmeyin, her Lego da o kadar değerli değil.

Lego’lar ilk olarak 1930’larda Danimarkalı Ole Kirk Christiansen’in marangozhanesinde üretilmeye başlıyor. Ahşap tabii. İç içe geçen ama dünya standartlarında tasarlanmış minik parçalar… Bildiğimiz anlamda plastik Lego’ların üretilmeye başlaması ise 1947. Sarı, yeşil, kırmızı ve mavi olmak üzere dört orijinal renge sahip olan Lego zaman içerisinde rengine renk, figürlerine figür kattı, hızını alamayıp devasa koleksiyonlar çıkardı. 1958’den bu yana, iç içe geçen Lego parçacıkları, özel setler halinde de piyasaya sürülüyor. İşte esas değeri de bu setler kazanıyor. Satış fiyatı belki de birkaç yüz doları aşmayan bu Lego setleri, kısa zaman içerisinde ikinci el piyasasında on binlerce doları bulabiliyor.

e-Bay tabii ki Lego’ların satışında en çok söz sahibi olan site. Ama ayrıca  bu işi üstlenen BrickLink, BrickPicker, BrickScout, BrickEconomy gibi siteler de var. (Ayrıca bu iş Türkiye’de de çok seri bir şekilde ilerliyor, meraklısına duyurulur.)

Bazı setler, çok kısa bir süreliğine piyasada kaldığı için, diğer setlere göre daha yüksek rakamlara çıkabiliyor. Taj Mahal ve Eyfel Kulesi setleri mesela. Ama setler asıl, hiç açılmamış olduğunda değer kazanıyor. Üstündeki koruyucu naylon ne kadar kusursuzsa o kadar değerli diyelim. Yani renklere, figürlere kapılıp kutuyu açtığınız anda kaybediyorsunuz. Kutuyu alıp kesinlikle kesinlikle açmayacaksınız!

Zaman içerisinde popüler kültürle de yollarını sıkça kesiştirmeye başlayan Lego’ların, Disney, Harry Potter ve Star Wars serileri var. Evet, işte bunlar en çok değer kazanan. Ama Work + Money‘deki habere göre bu kur da biraz dalgalı. Mesela diyorlar ki, 2016’da 4 bin dolara satılan Millennium Falcon seti, maddi değer olarak düşüş yaşamış, bugün olsa daha az bir rakama alıcı bulur diyorlar. Hazırladıkları ”En Değerli 25 Lego Seti” listesinde ise çoğu basamak Star Wars edisyonları tarafından doldurulmuş. Haklı olarak… Star Wars gibi başlı başına kendi mitolojisini yaratmış bir dünya, Lego’ların sınır tanımayan tasarımlarıyla birleşince sonuç da bu oluyor; fanatikler coşuyor.

Üretimi duran ve fanatiği olan her şeyin böylesine sağlam bir şekilde değerlenme potansiyeli var aslında. Bu yeni bir şey değil. Lego’lar gibi popüler kültüre ve içinde bulunduğu zamana selam çakan Barbie’ler de var mesela ve hepsinin de koleksiyon değeri ayrı.

Ama tabii altına kafa tutan bir değerlenme, sadece Lego’lara has bir özellik. Şimdilik.

 

 

Lego koleksiyonerliği Lego koleksiyonerliği Lego koleksiyonerliği Lego koleksiyonerliği Lego koleksiyonerliği