The Meaning of Mariah Carey kitabı ile divanın hayatının tam orta yerindeyiz

Mariah Carey, kariyerinin 30. yılı şerefine şarkıları üzerinden şahitlik ettiğimiz hayatını bir de kitaba döküyor. The Meaning of Mariah Carey kitabı sesiyle şampanya şişelerini patlatmaya muktedir bu divanın hayatındaki bilinmeyen yerlere götürüyor bizi.

Hüzünlü bir çocukluk, travmatik ilişkiler, bir ömür boyu maruz kalınan ırkçılık… Her şeye rağmen divamız Mariah Carey tüm görkemiyle sapasağlam karşımızda. Üstelik şimdilerde yıldızı daha farklı parlıyor sanki. Kariyerinde 30 yılı devirmiş olmanın verdiği gururdan ötürü olsa gerek… Koskoca otuz yıl… O kadar fazla şey sığdırdı ki: Adını Guinness Rekorlar Kitabına yazdıran beş oktavlık sesi, 15 stüdyo albümü, 34 Grammy adaylığı, özel hayatındaki inişler-çıkışlar, ilham veren dönüşümler… Kendine ait bir mücevher serisi, yine kendi çıkardığı bir şampanya markası, realite şovu ve American Idol jüriliği de eklensin bunlara. Evet, bir divanın adına yakışır her şey var bu geçen 30 yılda.

30. yılı şerefine peş peşe kutlamalar patlatıyor Mariah Carey. Önce, şimdiye dek yayınlanmamış şarkılarının olduğu bir toplama albüm çıkardı. The Rarities adlı 32 şarkılık iki bölümden oluşan bu albüm 90’lardan 2000’lere uzanıyor.

Ardından da asıl bomba geldi: Yıllardır üzerinde çalıştığı ve aynı albümleri gibi, yayınlanır yayınlanmaz çok satanlar listelerinde hızla yükselişe geçen kitabı The Meaning of Mariah Carey yani kabaca bir çeviriyle ‘Mariah Carey’nin Anlamı’. Kitap dünyaları titreten ünlü divanın çocukluğundan bu yana yaşadıklarının bir özeti aslında, ki bir kısmına biz dışarıdan şahit olduk sayılır, gözümünün önünde geçen yıllarda…

Bu kitabın en büyük amacının “o korkmuş küçük kızı özgürleştirebilmek” olduğunu söylüyor Mariah Carey. “Şimdi sıra onda” diyor. Kitaptaki bazı öne çıkan hikayeleri şimdiye kadar duymuş ya da şarkılarından dinlemiş olabilirsiniz. (Emancipation of Mimi de adıyla sanıyla, yine o küçük kıza ithafen hazırlanmış bir albümdü mesela.) Zaten kendisi de söylüyor; “Eğer birisi yeterince derinlemesine bakıyorsa, bu hikayeleri anlatıyor gibiyim. Hayatımdaki karmaşıklığı ve katmanlı durumu kimsenin bilmesinin bir yolu yokmuş gibi hissediyorum.”

Çocukluğu biraz sert geçiyor tabii. Beyaz anne ve siyahi babayla, iki ayrı kültürün içerisinden çıkmış olsa da kendisini her daim dışlanmış hissettiğini anlatarak başlıyor kitabına. Her iki tarafta da melez olmasının getirdiği fiziksel farklılıklardan dolayı zorbalığa ve ciddi aşağılanmalara maruz kaldığını anlatıyor. Öyle ki “Erken çocukluk dönemlerimde yaşamaya layık olmadığıma inandığım bir zaman vardı” diyor. “Hayatımı sona erdirmek için çok gençtim ama yaşamaya başlamadığımı ve ait olduğum yeri bulamadığımı bilecek kadar da yaşlıydım. Dünyamın hiçbir yerinde bana benzeyen veya içimde nasıl hissettiğimi yansıtan birini görmedim” diye de ekliyor.

Maalesef çocukluk dönemlerindeki zorluklar sadece bununla da sınırlı kalmıyor. Bir gece, o zamanlar altı yaşlarında olan Carey abisinin annesini yaraladığını ve polisleri aramak zorunda kaldığını söylüyor. Hatta polislerden birinin “Bu çocuk hayatta bir yerlere gelebilirse bu bir mucize olur” dediğini de asla unutmamış. Kız kardeşinin ona ilaç verip erkek arkadaşlarından birine bıraktığını da söylüyor kitabında. Henüz on iki yaşındayken yaşadığı bu olaydan yaşlı bir adamın yardımıyla kurtulduğunu ve adamın yüzünü de asla unutmadığını ekliyor. Evet, biraz talihsiz olaylar zinciri gibi ama maalesef devamı da var. Annesinin sevgililerinden birinin onu ve annesini bir av tüfeğiyle öldürmekle tehdit ettiğini daha sonra arabayla kaçtıklarını anlatıyor. Hepsi küçük Mimi’nin zihnine birer birer işlemiş.

Fazlaca travma ve hüzün içeren çocukluğundan oldukça etkileyici bir anısı var. Hayattaki yolunu çizen bir anı…

Sevenleri bilir annesi Juilliard’da eğitim almış bir opera şarkıcısı. “Bir gün, ‘Rigoletto’ operasından bir arya pratiği yaparken, parçanın bir kısımda biraz takılmaya başladı” diye yazıyor kitapta. Onun takıldığı yerleri bir de ben, İtalyanca olarak söylemeye başladım. Üç yaşında olabilirdim. Bana baktı, şaşkına döndü ve o anda beni gördüğünü anladım. Onun için küçük bir kızdan fazlasıydım. Ben Mariah idim. Müzisyen.”

Hayatı boyunca sahip olduğu tek planının müzik yapmak olduğunu anlatıyor kitabında. Belli ki ta o yaşlardan başlıyor.

Yıl artık 1988’i gösterip Carey de on sekiz yaşına bastığında, o zamanlar Sonny Music’in esas adamı olan Tommy Mottola ile tanışıyor. Demolarından birini dinletmesinden kısa bir süre sonra da anlaşma imzalıyorlar. Onun için artık bir şeyler rayına oturur gibi olurken 1993 yılında Mottola ile evleniyorlar. Fakat yaşadığı evliliği bir esaret olarak tanımlıyor. O kadar ki acilen evi terk etmesi gerekirse diye yatağının altında bir çanta tuttuğunu belirtiyor. Ayrılmak istediğini söylediğinde onu bıçakla tehdit ettiğini üstelik oğullarının bu ana şahit olup hiçbir şey yapmadıklarını hatta konuya dair tek kelime bile etmediklerini söylüyor.

Tüm bunların yanında, neredeyse kariyerinin büyük bir bölümünde Mottola’nın onu “yıldız” yaptığı varsayılıyor. Kendisi pek tabii ki sıkı çalışmasıyla bunun aksi olduğunu kimilerine kanıtlamış olsa da “Hâlâ çoğu insanın bir piyanist ve aranjör olarak ne kadar iyi olduğumu anlamadığına inanıyorum” diyor ve devam ediyor; “İnanılmaz bir sese sahip bir kadınsanız, müzisyenliğiniz her zaman hafife alınır.”

Yıllar sonra Mottola, Carey’den alenen özür diliyor bir şekilde. The Post’a verdiği bir röportajda şu arabesk sözler söylüyor: “Mariah’nın hak ettiği olağanüstü başarısında bu rolü oynadığım için çok mutluyum ve ona ve ailesine en iyisini dilemeye devam ediyorum.” Temmuz 2019’da ise Mariah, Cosmopolitan’a Tommy ile olan aşırı üzücü bir şekilde anlatıyor: “Bir çocuk gelin hayal etmek isteyebilirsin. Çok kontrol edildim. Bir insan olarak benim için özgürlük yoktu. Neredeyse mahkum gibiydim.”

Aynı zamanlarda yani Tommy Mottola’dan boşanmadan önce, Yankee oyuncusu Derek Jeter ile yolları kesişiyor. Onun hayatında çok önemli bir amaca hizmet ettiğini söylüyor. Onun hakkında şarkılar yazdığını Mottola ile olan ilişkisinden kurtulmasında yardımcı olan bir katalizör görevi gördüğünü ekliyor. Yani özgürlüğün kapıları yavaş yavaş önünde açılmaya başlıyor.

Hikayenin aşklı bölümleri nasıl devam etti diye soranlar için: Mutlu son diye bir şey Mariah Carey’nin hikayesinde var mıdır, orasını bilemiyoruz ama daha sonra Nick Cannon ile evlenmişti divamız ve birlikte iki çocukları olmuştu. Bu evlilik de 2016 yılında resmen bitti ama.

Carey dönemdaşları arasından kendi hikayesini yazmak için yaşayan tek kişi olduğunu fark ettiğini ve bunun biraz yalnız hissettirdiğini söylüyor. “Whitney gitti. Prince gitti. Bununla birlikte gelen bir baskı var: Kendiniz hakkında hangi hikâyeyi anlatmak istiyorsunuz ve neyi kabul etmek istiyorsunuz?” diyerek aslında anlatım sürecinin nasıl başladığına da değiniyor.

Dünyanın birçok yerinde eşitsizliklere ve ayrımcılıklara karşı sağlam mücadeleler veren milyonlarca insan var ama sahne ışıklarının altında ışıltılar saçan sanatçıların gölge taraflarına bakıyor olmak bir yandan da ciddi miktarlarda umut ve cesaret aşılıyor. Mariah Carey’ninki de işte öyle bir hikaye. The Guardian’a kitabı hakkında verdiği röportajda da: “Aman Tanrım, bana diva diyorlar… Sanırım ağlayacağım!” diyor ve ekliyor “Hayatıma büyük bir şemadan baktığında benim için gerçekten önemli olan şeyin, diva olarak adlandırılmak olduğunu mu düşünüyorsun? Öyleyim, bu doğru!”

Öyle, doğruya doğru…