Stella McCartney ve yeni çevreci manifestosu: Teoride iyi, ama pratikte nasıl?

Moda alemlerinde çevreci duruşuyla kendine has bir alan yaratan tasarımcılardan biri Stella McCartney. Hatta bu açıdan bir öncü bile sayılabilir. Markasını daha ilk andan itibaren sürdürülebilirlik ve etik üretim üzerinden kurgulayan ünlü tasarımcı, en son karşımıza A’dan Z’ye hazırladığı güçlü bir manifestoyla çıktı. Yeni koleksiyonuyla birlikte sunduğu bu manifesto, hem sahip olduğu etik değerlerin hem de tasarımcının arayışına düştüğü soruların yaratıcı bir hayat buluşu. Peki bu manifesto, markanın arka planında olup biten her şeyi sorgulamadan kabul etmemiz anlamına mı geliyor? Kafamızda deli sorular…

Dünya son sürat bir değişimin içindeyken moda camiasının da bundan nasibini alacağını hepimiz biliyorduk. Kaldı ki bu sektör tüketim kültürünün kalesi. Geçmiş felaketlerle ağzı da fena yandı. (bkz. Rana Plaza faciası) Haliyle ”sürdürülebilirlik” başta olmak üzere sektörün çevreci ve etik üretime vurgu yapan pek çok değeri üzerine geçirmesi çok uzun sürmedi. Sürdürülebilirlik kavramını benimseyen öncü isimlerden biri de Stella McCartney. Günahını almayalım, kendisi bu terim tabiri caizse ”moda” olmadan önce de marka kimliğini bunun üzerinden şekillendirmişti. (Her ne kadar şimdilerde içinin boşaltıldığını ve yanlış yönlere doğru çekildiğini düşünse de…) Ve hatta pek çok açıdan, yüksek moda için örnek teşkil etmişti. Ayrıca faaliyetleri moda endüstrisiyle de sınırlı kalmıyor, mesela çok yakın bir zaman önce Google ve WFF moda camiasında olup şeffaflık peşinde koşanlar için yeni bir platform hayata geçirdiğinde ilk olarak Stella McCartney’nin kapısını çalmıştı. 

Stella McCartney, Birleşmiş Milletler Eski Genel Sekreteri Christiana Figueres ile birlikte İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında 2018-19 yıllarındaki doğaya katkılarını açıklayan bir rapor da yayınlayarak sahip olduğu misyonunu yeniden duyuruyor. Dünya çapındaki operasyonel maliyetleri 2018’de 8,22 milyon euro iken, 2019’da 8,21 milyon euroya gerilemiş mesela. ”Bu küsurlardaki azalma ile mi dönüşüm gerçekleşecek” demeyin. Lüks segmentteki bir marka için her kayıp sembolik bir öneme sahip. Evet, belki o büyük dönüşümü başlatmayacak ama tam da bu sembolikliğinden ötürü dikkate değer. 

McCartney de evde daha fazla vakit geçirdiğimiz şu pandemi günlerinde birçok soru yöneltmiş kendisine. Neden çalıştığına, ne için çalıştığına neden ‘moda olmak’ istediğine dair ciddi sorgulamalara girişmiş, uykusuz geceler geçirmiş… Onun için önemli olan, hayatını anlamlı kılan her ne varsa kağıda aktarmaya başladığında yaratıcı kimliği de devreye girmiş pek tabii. Sonradan farkına varmış ki karşısında bir manifesto duruyor. A’dan Z’ye her harfe karşılık gelen bir kelime ve o kelimelerin de karşılık geldiği etik değerler var.

View this post on Instagram

Hi, guys! Taking a break from our #StellaSummer21 shoot to tell you about what I have been working on. During lockdown, I had a rare moment to pause, reflect and question what really matters. I put into words everything that we love and believe about fashion – an A to Z of #StellaMcCartney. It is a manifesto of sorts; a map of our DNA and a blueprint of our future, brought to life by 26 global artists handpicked by me. Each one chose a letter and created a piece that embodied their vision and our values, elaborated on further in our Spring and Summer 21 collections – to be revealed in the weeks to come. Stay tuned. x Stella⁣ ⁣ Discover our A to Z manifesto on #StellasWorld (link in bio).⁣ ⁣ #StellaCommUnity #StellaAtoZ⁣ ⁣

A post shared by Stella McCartney (@stellamccartney) on

Temelde markanın taşıdığı değerlere ve anlamlara karşılık gelen kelimeleri yazdığını anlatıyor. Hem Türkçe hem de İngilizce örnek vermek gerekirse; ”S” harfi sürdürülebilirliği, ”O” harfi organik maddeleri temsil ediyor. ”Z” ise ”zero” yanisıfır atık” anlamını taşıyor. Aynı şekilde ”R”, ”recycle” yani ”geri dönüşüm” için, ”V” de ”vegan” kelimesi için kullanılıyor. Böylece A’dan Z’ye markanın sahip olduğu tüm değerleri anlatan bir manifesto duruyor karşımızda.

2021 İlkbahar/Yaz sezonundaki tasarımları da bunun bir yansıması niteliğinde tabii. Cesarete ve şeffaflığa vurgu yapıyor; markanın benimsediği duruşun bir uzantısı gibi. 8 Ekim’de gerçekleşen dijital şov da hem bu değerleri hem de tasarımcının arayışına düştüğü soruları ve cevapları karşımıza çıkarıyor.

Tasarımcı defile öncesi yaptığı bir açıklamada “Dünya ile ilgili kritik sorunlara dikkat çekmek ve attığımız adımların neden olduğu sonuçları duyurmanın bizim görevimiz olduğunu düşünüyorum. Son on yılda oldukça büyük bir yol katettik ancak önümüzdeki yolun daha da uzun olduğunu farkındayız. Ancak attığımız her adımla canlanıyoruz, umuyorum ki tüm dünya bu canlanma sürecinde bizlere eşlik eder” diyerek niyetlerini ve hedeflerini açıklıyor.

Manifestosu için de uzun uzun kafa patlatmışa benziyor.

”Kişisel olarak uzun zamandır bu girdabın içinden çıkmaya çalışıyordum. Salgın ile birlikte ise bana eşlik edenlerin sayısı oldukça artmaya başladı. Artık sabah kalktığımızda, kahvemizi yudumladıktan sonra içinde bulunduğumuz sistemi daha fazla sorguladığımız ve değiştirmeye çalıştığımız yeni bir düzene giriyoruz. Daha modern bir endüstri için neleri yeniden değerlendirebilir, yerinden oynatabilir ya da değiştirebiliriz? Açıkçası, bunu malzeme tedarikinin yanı sıra çalışma ve sunum şeklimizle de ilişkilendiriyorum. Sektördeki herkes markaların ne kadar savurgan, pahalı ve aşırı olduğundan bahsetiyor. Belki bazı şeyleri hayatımızdan çıkararak girdiğimiz bu yolda ağırlıklarımızdan biraz kurtulabiliriz.”

İçerik ve kaynak bulma noktasında kendilerini epey zorladıklarını belirtmelerine rağmen koleksiyonun tamamı yüzde 100 organik denim ve örme kumaştan oluşuyor. Aynı zamanda geri dönüştürülmüş malzeme kullanmaya önem verdikleri de dikkat çekiyor.

”Tabii ki, yarın organik mahsulüm başarısız olabilir veya ben onu tedarik edemeyebilirim. Bu şekilde çalışmanın bir kırılganlığı var ve bir şekilde ellerini kaldırıp şunu söylemelisin: “Biliyor musun, gerçekten çok çabalıyoruz, ama biz mükemmel değiliz ve sadece bazı şeyleri kontrol edebilirsin” diyor konuyla ilgili. Esas soru işaretleri de buradan yükseliyor; bilhassa da ”tedarik etmek” ifadesi üzerinden…

”Artık dürüst olunması gerekiyor çünkü böyle çalışmak hiç kolay değil. Tüketicilere dürüst bilgiler verilmesi ve tamamen transparan olunması gerekiyor. Sürdürülebilirlik sadece pazarlama ve yeni nesilin ilgi alanları olması sebebiyle yapılmamalı” diyen tasarımcı sahiden ne kadar dürüst davranıyor acaba sektöre ve tüketicilere? Yalan söylemiyor katiyen, zaten yeni çevreci düzenlemeler, markalara yalan söyletmeyecek kadar sert ama Stella McCartney tarafında yalan söylenmediği gibi bazı doğrular da dile getirilmiyor aslında.

Lüks segmentteki her şeye şüpheli yaklaşıyoruz tabii. Neticede Stella McCartney de sürdürülebilirliğin esas anlamından koparıldığını ifade etse de bir noktadan sonra bunu marka kimliğine, sloganlarına ve ifade biçimlerine yedirerek bir tür pazarlama stratejisi haline getiriyor. Bunlar tabii ki affedilebilir; hiç olmamasındansa bu yönde adımlar atılıyor olması da takdir edilebilir ama Stella McCartney cephesine, özellikle vegan ve organik malzemelerin üretimi sırasında izlenen yöntemlerle ilgili çok ciddi eleştiriler yönlendiriliyor. 

Evet, polyester markanın kapı dışarı ettiği bir malzeme. Bunun yerine ağırlıklı olarak viskoz kullanıyorlar. Vizkozun üretilme şekli ise pek de çevreci değil aslında. Vizkoz çam ya da ökaliptüs gibi ağaçlardan ve şeker kamışı bitkilerden elde ediliyor. Stella McCartney’nin de 2014 yılında katıldığı Canopy adlı çevreci organizasyonun belirttiği gibi vizkoz ve diğer benzeri materyallerin üretimi için her yıl 150 milyon ağaç kesiliyor.

Ayrıca bu materyallerin işlenme şekli de (mesela vejetal deri üretiminde olduğu gibi) ciddi kimyasal salınımına sebep oluyor. Stella McCartney, karbon ayak izini azaltmak için kıyafetlerimizi daha az yıkamamız gerektiği yönünde mesajlar veriyor olabilir ama suni deri ve diğer materyallerinin üretimleri sırasında çıkan kimyasallar da insan sağlığı ve çevre için eşit derecede tehlike yaratıyor.

Yani kısacası evet, teoride mükemmel gözüküyor Stella McCartney cephesinden gelen her haber ve gelişme ama deşmeden de olmuyor. Ve sürdürülebilirlik ya da etik üretim diye sıkça dillendirilen kavramlar pratikte, sonuna kadar sadık kalınmazsa, çok farklı yerlere gidebiliyor.

Bize de bu ikilik arasında bocalayıp kara kara düşünmek kalsa da yine de iyi niyetli olmaya devam edelim. Koskoca devlet başkanları bile Stella McCartney’nin manifestosundaki kavramlardan bihaber ya da hepsini toptan reddediyorlar. Her ufak adım sırf sembolik olduğu için bile fark yaratabilir. (Böyle de Polyanna’yız işte.)