Cadılar gerçek ve hiçbir yere gitmiyorlar!

Kimdir bu cadı dedikleri? Neden korkutur bizleri? Peki hanım hanımcık mı, yoksa şeytani mi? Yoksa c-hiçbiri, d-hepsi mi? Evet, gördüğünüz gibi, Cadılar Bayramı kapıdayken, ekim ayının kalan günlerini cadılar, vampirler ve bazı karanlık içeriklerle geçirmeye devam ediyoruz. Bugün ise odağımızda eli süpürgeli, kara kedili cadılar var…

Cadılığın popüler kültür tarafından son birkaç yıldır tekrar benimsendiği ve bir geri dönüş yaptığı yadsınamaz bir gerçek. 2015 yılından beri artışa geçen cadı konulu diziler Charmed, Chilling Adventures of Sabrina ve AHS Coven bunun televizyondaki örnekleri. Astrolojiye, tarot kartlarına ve kristallere artan ilgi de yok sayılamayacak bir boyuta geldi. Hatta bu cadılık işi öyle normalize oldu ki, Sephora bile cadılar için bir başlangıç kiti satmaya başladı. The Hoodwitch ve Phantasmaphile gibi bloglar ve siteler de modern zaman cadıları için tavsiyelerle, ritüel önerileriyle dolup taşıyor. Hatta insanların el işi ürünlerini sattığı Etsy platformu, çevrimiçi ritüel ve büyüleri yoğun talep sonrası yasaklamak zorunda kaldı. ABD’de de kendini cadı olarak tanımlayan kişilerde de ciddi bir artış görülüyormuş. Peki cadı figürünü tekrar bu kadar çekici kılan nedir? Çocukluğumuzdan hayal meyal hatırladığımız bu figür şimdiki hayatımızda neden popüler ve gerekli hale geldi? Cadıların önlenemez yükselişine ve bu zamanda neden cadı figürünün tekrar benimsendiğine dadanıyoruz bugün.

Özellikle de son beş yıldır hayatın her alanında yükselişe geçen cadı figürü, sinemada da iki yeniden çevrimle karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Bu filmlerin değiştirmeyi seçtikleri detaylar, bize cadının modern versiyonuyla da ilgili fikirler veriyor. Robert Zemeckis’in, Roald Dahl’ın The Witches kitabından uyarlanan yeni filmi önümüzdeki günlerde seyirciyle buluşacak.

Anjelica Huston’ın başrolünde olduğu, aynı isimli 1990 yapımı kült film izleyenler için travmatik bir deneyimdi diyebiliriz. İlkinin aksine bu kez bizi çok daha yumuşak ve komik bir versiyonun beklediğini düşünüyoruz. Korkunç birer canavar olarak yansıtılan cadılar bu sefer kontrolü eline almış havalı kadınlara dönüşmüş gibi duruyor.

Roald Dahl’ın Quentin Blake imzalı The Witches kapağı. Muhteşem değil mi?

1990’lı yılların başka bir kült filmi The Craft’in de yeniden çekimini bu ay izleme şansı bulacağız. Bu kez filmin günümüze uyarlandığı ve azınlık temsili açısından ilerlemelere önem verdiği konuşuluyor. Bu anlamda da cadının geri dönüşü bir nevi yeniden yaratıma da yol açmış oluyor. Yani cadılar artık her türlü ‘öteki’yi ve de güçlü kadınları temsil etmekten çekinmiyor. Aslında Sabrina örneğinde de gördüğümüz gibi tatlı ve masum cadı imgesi, günümüzde karanlık tarafını benimseyen ve kontrolü eline alan bir cadıya dönüşmüş durumda. Canavarlaştırılan bir kadın imgesi de yerini güçlü ve ne yaptığını bilen bir kadına bıraktı. Geri dönmüş cadı figürünün eskiden olduğu gibi kendini sevdirmek için olduğundan daha yumuşak davranmaya ihtiyacı yok anlaşılan. Burada da cadının aslında ne bazılarının sandığı gibi şeytani, ne de bazı tasvirleri gibi yumuşacık ve hanım hanımcık bir figür olmadığını hatırlamak iyi olabilir.

Kristen Sollée, Witches Sluts Feminists: Conjuring the Sex Positive kitabında cadıyı hem kadınlara zorla verilen, hem de kadınlar tarafından özgürce ve gururla benimsenen bir kimlik olarak nitelendiriyor. Okült pratiklerle ve pagan ritüellerle uğraşan kişilerin hepsine herhangi başka bir kısıtlama yapılmadan ”cadı” denebileceğini söylüyor. Ama aynı zamanda günümüzdeki anlamıyla cadılık artık sisteme başkaldıran, feminist ve aktivist birçok kişinin de kendini tanımlama şekli olarak dikkat çekiyor.

Bazı kaynaklara göre İngiltere kökenli olduğu iddia edilse de cadılık, dünyanın dört bir yanında neredeyse her kültürde kendini farklı bir şekilde gösteren bir figür. Şifacı, bilge bir kadını da buna dahil edebiliriz, hisleri çok kuvvetli olduğu için dışlanmış bir kişiyi de… Cadı aslında her daim sistemin dışına atılan, ölüm ile hayat arasındaki alanda durduğu düşünülen ve çoğunluğa tekinsiz gelen bir karakter. Kendi hayatının kontrolünde, doğayla tamamlayıcı bir ilişki kuran bu kadın figürünün birçok kez karşımıza bir canavar ya da deli olarak çıkartılması da tesadüf değil elbette. Bu yüzdendir ki cadı, ne olursa olsun her daim politik bir figür olarak görülebilir. Sisteme karşı duran, asi ve kimseye boyun eğmeyen cadının biraz da tarihine bakalım.

Sollée’ye göre erkeklerin ve genel anlamıyla toplumun kadın bedeni hakkında çok az bilgiye sahip olduğu zamanlarda ebe figürü, hem cinsiyetini hem de konumunu aşan bir güce sahipti. Doğumdan sorumlu olması ve biyolojiye, bitki-bilime ve üreme sağlığına hakim olan bu kadınlar büyücülükle ve cadılıkla suçlanıp cadı avının kurbanı olmuşlardı. Aslında o dönemin bilime en yakın kişileri sayılabilecek bu kadınlar ataerkil düzene bir tehdit olarak görülmüşlerdi. Çünkü bu durumda kadınların kendi bedenleri üzerinde kontrole sahip olacağından ve bunun da tehlike yaratacağından korkulmuştu. Erken cadı avları da bu anlamda kısmen kadın bedenlerini disipline etmek ve cezalandırmak için kullanıldı.

Marksist feminist teorisyen Silvia Federici, ünlü kitabı Caliban ve Cadı Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim’de cadıyı, hüküm süren ekonomik düzenin zafer kazanması için “kapitalizmin yok etmek zorunda olduğu bir kadın özneler dünyasının somutlaşmış hali” olarak tanımlıyor. Federici’ye göre, cadı avları “kadınları üreme işiyle sınırlayan yeni bir cinsel iş bölümünün çağdaş gelişimi” ile de bağlantılı olabilir. Bunun bir sonucu olarak da günümüzde kendi üreme işlevleri üzerinde kontrol sağlamaya çalışan kadınlara genellikle bir zamanlar cadılıkla suçlananlarla aynı mercekten bakılıyor. Bugünün doğum kontrolü ve temel üreme özgürlükleri arayan kadınları geçmiş yılların ‘şeytani’ cadı ebelerinden pek de farklı görülmüyor. Yani cadılıkla itham edilenler aslında ilk etapta kendi bedenine ve kadın bedenine dair bilgisi olan ebelerken günümüzde kendi bedeninin ve hayatının kontrolünde olan kadınlara evrilmiş durumda. Bu kimliği şimdi benimsemenin de kadınların bedenleri üstünde hak iddia etmesinin bir yolu olarak görebiliriz.

Beden ve doğaya dair bilgeliğin yanı sıra cadılığın bir de performatif yönü var. Zira cadılığın en önemli parçalarından biri olan ritüel, yapısı gereği performatif olan ve belli kurallara sadık kalarak bir dönüşümü hedefleyen bir aksiyon. Bununla da bağlantılı olarak cadılığı performans sanatında ve bir protesto biçimi olarak da sıkça görüyoruz.

Görsel topic.com/witches-brew içeriğinden alıntıdır

Women’s International Terrorist Conspiracy from Hell (Cehennemden Kadınların Uluslararası Terör Komplosu) olarak da bilinen W.I.T.C.H, 1960’larda Amerika Birleşik Devletleri’nde birçok protesto düzenleyen bir grup kadın hakları aktivisti. Kapitalizm ve şirketlerinin kadına yönelik cinsiyetçiliğine ve adaletsizliğine dikkat çekmeyi amaçlayan bu grup; süpürgeleri ve sivri cadı şapkalarıyla Amerika’nın farklı şehirlerinde birçok eylem düzenlemişler. En bilinen performanslarından biri, Wall Street’in önünde toplandıkları ve bir ritüel performansının parçası olarak Wall Street’i lanetledikleri performansları. Sadece performans sanatında değil, diğer sanat türlerinde de cadıya bir direniş ve feminizm figürü olarak sahip çıkma konusunda pek çok kişiye ilham verenin bu grup olduğunu söyleyebiliriz. Cadı kavramını popülerleştirip çeşitli direniş biçimleri için nasıl yeniden tasarlanabileceğini uygulamalı olarak göstermişler. Bu grubun ilhamı hâlâ sürüyor. Geçtiğimiz günlerde de ABD’de cadılık pratiğini benimsediğini söyleyen altmış kadın, Trump’ı ve Brett Kavanaugh’yu lanetlemek için buluştu.

 

Görsel topic.com/witches-brew içeriğinden alıntıdır

Cadılığın günümüzdeki popülerliğin bir sebebi kültürel, dini ve politik yapıların insanları artık tatmin etmediği bir noktada olmamız olarak görülebilir. Bunu bir nevi vahşi doğamıza yeniden bağlanma ve kendimizi iyileştirmekten doğan ilkel bir ihtiyaç olarak yorumlayabiliriz. Cadı kimliğinin yakın zamanda kendilerini ‘öteki’ olarak gören çeşitli kişiler tarafından benimsenmiş olması, cadının bugün hâlâ ne kadar güncel ve gerekli olduğunu gösteriyor. Sürekli değişen ve özünde akışkan bir kavram olan cadılık, kendisini çeşitli zamanlara ve yerlere adapte edebiliyor ve aslında birisi onu kimlik olarak benimsediği her seferde dönüşmüş oluyor. Cadının asıl büyülü yönünün bu akışkanlık ve çok yönlülük olduğunu söyleyebiliriz. Gerektiğinde kullanılabilen doğaüstü bir güç olarak da değişim ve dönüşümü gösterebiliriz. Umarız ki cadının bu yolculuğu devam eder ve büyüsü hayatımızda daha da çok yer alır. Bizim kendisine kapımız her zaman açık!