En yoğun hislerle dadanıyoruz: İhanet kokan şarkılar

Ortak dertlerden muzdarip, ihanetin o yakıcı hisleriyle tutuşan şarkılardan bir demet bizden size… İhanet

Yazı: Özge Akkaya

Siz de hayatınızda hiçbir karşılığı olmayan, yaşamadığınız bir olayı anlatan bir şarkıyı dinleyip duygudan duyguya koşarken buluyor musunuz kendinizi? Ben sık sık buluyorum. Yalnız olmadığımı da biliyorum aslında. Yoksa “ah bu şarkıların gözü kör olsun” demezdik muhtemelen.

Mesela Moriarty’den Jimmy’i dinlerken, çalıların döne döne ilerlediği, tekinsiz ve ıssız bir yolun kenarına konuşlanmış derme çatma evin bahçesinde, iki demirin arasına gerdiği tel ipte kurumayı bekleyen beyaz çarşafların önünde, uzun elbisesi ve kovboy çizmeleriyle bekleyen o kadınla birlikte Jimmy’nin yolunu gözleyebiliyorum. Ya da Dolly Parton’dan Jolene’i dinlerken, genç ve güzel Jolene’e kocasını almaması için yalvaran, yaşı biraz geçkince kadınla bir olup Jolene’e hem hayran olup hem onun yüzünden başıma gelebileceklerden ölesiye korkabiliyorum. Veya Barış Manço’dan Arkadaşım Eşek’i dinlerken hiç görmediğim o köyün hasretiyle yanıp tutuşuyor, büyük şehirde kendimi yapayalnız hissedip elime kağıdı-kalemi alıyor, arkadaşım eşeğe içimi döküyorum o adamla birlikte; “seni çok çok özledim arkadaşım eşek” derken çok samimiyim, çünkü 2.52 dakika boyunca o eşek, benim de en yakın arkadaşım…

Şu anda okuduğunuz yazı, benim gibiler için şarkılar ve duygular arasında bir yolculuk olmasını hayal ettiğim bir yazı dizisinin ilki. Şarkıların janrası, dönemi, diliyle ilgili hiçbir vaatte bulunmayan bu yazı dizisinde, her yazıda bir duyguyu ele alıp bizi bazen kahreden, bazen içimizi gıcıklayan, bazen karnımızda kelebekler uçuşturan şarkılara kulak kabartacağız.

İlk yazımızın konusu: İhanet.

İhanet şarkıları deyince üç cephe söz konusu biliyorsunuz: Aldatan, aldatılan, aldatmaya vesile olan. Bu üç ayrı cephenin bir ortak noktası oluyor genelde: Acı. Ama çekilen acının şekli, içeriği, başka hangi duygularla iç içe geçtiği konuma göre değişiyor… Hangi karakterlerle karşılaşacağımızı aşağı yukarı içselleştirdiysek, ihanet yolculuğumuza başlayalım.

Famous Blue Raincoat – Leonard Cohen

Bu Leonard Cohen klasiği, aldatılan bir adamın ağzından gerçek anlamda yürek dağlayan bir hikaye anlatıyor. Olabilecek en kötü aşk üçgenlerinden biri sanırım… Kahramanımızın eşi Jane, adamın en yakın arkadaşına aşık oluyor. Tek taraflı bir aşk değil tabii bu. Bu “ünlü mavi yağmurluklu” arkadaşın, Jane’e saçından bir tutam verdiği bilgisi var elimizde. Bunun tam olarak ne demek olduğunu anlamasak da, romantik bir ana işaret ettiği kesin.

İhanetin yarattığı duygularla ilgili bir yolculuk aslında bu şarkı. Aralık ayının sonunda, sabaha karşı 04.00’te kaleme alınan bir mektupta, kahramanımızın acısından başlayıp arkadaşını affedişine doğru yol alıyoruz. Kahramanımızın şarkı boyunca Jane’in neden en yakın arkadaşına aşık olduğunu aslında anladığını görüyoruz, çünkü kahramanımız da onu çok seviyor; ona “kardeşim, katilim” diye hitap etmesinin nedeni de bu sevgi.

Yüreğiniz yeterince dağlandıysa, artık şarkıyı dinleyerek kahrolabiliriz.

 

Leif Erikson – Interpol

Bu şarkı resmi olarak bir ihanet şarkısı mıdır, emin değilim. Ama benim için kesinlikle öyle. Şarkıyı söyleyen kişi aldatmaya vesile olan konumunda. Sözler vasıtasıyla onu daha yakından tanıyoruz: Biraz soğuk biri, “kadınlar için bir av” olduğunu düşündüğüne göre sevdiği kadın, belli ki çekici biri, sevgilisine rağmen kendini onun koynunda bulan kadına bakacak olursak karşı konulmaz derecede seksi olduğunu da düşündüm ben açıkçası. Kahramanınızın duygu dünyasına gelecek olursak… Onun dışarıdan görünen buzdan kalelerinin altında yanan bir ateş var, bu kadın o ateşi görüyor ve harlıyor. Zaten bu yüzden kahramanımız ona aşık oluyor. Kahramanımız için “yeni bir dil öğrenmek gibi” bu karşılaştığı duygu, daha önce hiç tatmadığı türden bir şey… Çektiği acıdan açık açık söz etmese bile “Ama sen bana geldin (But you come here to me)” derken, avuntuyu “tercih edilmiş” olmakta bulduğunu seziyoruz. Sevdiği kadını alıp Leif Erikson gibi, keşfedilmemiş kıtalara doğru gitme isteğinin ardında, sadece karanlıklarda yaşanılan bu aşkı belki de aydınlığa kavuşturma isteği yatıyordur…

 

Aşk Her Şeyi Affeder mi? – Özlem Tekin

Sıra geldi aşk üçgenlerinin “suçlu”suna… Bu şarkıdaki aldatan arkadaşımız pişman olanlardan. Biliyorsunuz, illa öyle olmak zorunda değil; aşık olup aldatan da var, bir anlık bir içgüdüyle aldatan da. Bu ihanet şarkısı, yürek dağlayan kategorisinde değil, ama iç sıkıştırıyor, anksiyeteye sokuyor. Kahramanımızın korkudan pıt pıt atan yüreğini duyabiliyoruz.

Çünkü burada söz konusu olan ihanet bir anlık bir dürtüyle gelişen bir olay ve kahramanımız çok pişman.

Kahramanımızın asıl kaygısı affedilecek mi, affedilmeyecek mi ve affedilse bile her şey eskisi gibi olacak mı, olmayacak mı? İhanet edenlere sempatiyle yaklaşmak zor olsa da, bu sözlerdeki kahramana benim kanım kaynıyor açıkçası, çünkü yalan söylemek aklının ucundan bile geçmiyor ve çok korkuyor. Bence biraz tatlı.

Jolene – Dolly Parton

Jolene, yürek dağlayan bir ihanet şarkısı. Aldatılan bir kadın, kocasının aşık olduğu kadına sesleniyor. Ama ne öfke, ne nefret, ne de intikam var bu seslenişte. Zaten tam da bu yüzden yürek dağlıyor. Kocası uykusunda “Jolene”in adını sayıklarken, kahramanımız sevip sevebileceği tek adamı almaması için Jolene’e yalvarıyor. Jolene çok güzel, bembeyaz teni, yemyeşil gözleri, su gibi bir sesi var, daha da önemlisi önünde kendisini bekleyen kocaman bir ömür var, çünkü Jolene genç. Kahramanımızın “Erkeğimi ne kadar kolay bir şekilde elde edebileceğini anlıyorum (And I can easily understand, how you could easily take my man)” demesinin nedeni bu… Bu şarkı beni kahrediyor, siz de kahrolmak isterseniz şarkıya buyurun…

 

You Know I’m No Good – Amy Winehouse

Zamansal sıçramalarla bir ihanet hikayesini dinliyoruz bu şarkıda. Şarkının kahramanı aşk üçgeninin aldatan kenarı. Bir şarkı içerisinde birden fazla ihaneti anlatmasıyla, nicelik anlamında “aldatan” şarkıları arasında ipi göğüslediğini gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Şarkıdaki ihanet sahnelerini detaylı anlatmayacağım, ama halı yanığından aldatıldığını anlayan sevgiliyi tebrik etmeden geçmemek gerekir. Kahramanımız tüm bu yaşanılanlardan pişman. Ama “N’olur beni affet” tarzı bir pişmanlık değil, daha çok “Kahretsin, ben böyle berbat bir insanım işte” tarzı bir pişmanlık. Yani aslında bir ilişkiye, bir sevgiliye yönelmiş bir pişmanlık değil bu, varoluşuna yönelmiş bir pişmanlık gibi… Şarkının sahibi Amy Winehouse’u düşününce bu pişmanlık türünün, ötekinden çok daha büyük bir acı olduğunu düşünmeden edemeyiz galiba.

 

Uykusuz Her Gece – Ajda Pekkan

Şarkının adı başlı başına bir spoiler. Kahramanımız aldatılıyor ve uykularına mal olan, günler, geceler, aylar süren bir acı şarkımızın orta yerine oturuveriyor. Acı verici olaylarda insanın aklına tuhaf ayrıntılar kazınır, bazen o sırada esen rüzgarın sesini unutmazsın, bazen lambadan gelen ışığın rengini. Bu şarkıdaki “Gülünecek ne vardı” dizesi bence tam öyle bir ayrıntı… Her şeyin içerisinde o gülüşe içerlemiş kahramanımız. İçerlenmeyecek gibi mi ama?

Bu andan sonra olanları bir film gibi izliyoruz adeta. O korkunç ihanet anını yaşadıktan sonra kahramanımız alıp başını gidiyor, bir kahvede bulaşıkçı olarak çalışmaya başlıyor. Önünde yığılı bulaşıkları kimseyle konuşmadan yıkadığını, musluktan akan suyla aslında bulaşıkları değil, hafızasını temizlemeyi umduğunu görmüyor, sadece biliyoruz.

 

Dadanizm bonusu: 

Aldatıldığını yemek fişinden öğrenen divamız Whitney Houston… Seni de unutmadık.