Yıl bitmeden gelen bir soru: 2020 Johnny Depp’i de bitirir mi?

Dünyanın tüm cephelerinde olduğu gibi, Johnny Depp cephesinde de birtakım kritik gelişmeler söz konusu. Aslında mevzu yeni değil ama geçtiğimiz günlerde Depp’in Instagram hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşım (ki şu ara Instagram üzerinden paylaşılan açıklamalar ve mektuplarla dolu hayatımız), olayların ciddi yerlere doğru savrulmaya başladığının bir kanıtı oldu gibi. Yani, Depp’in dokunulmaz olduğunu hiç düşünmemiştik zaten, değil mi?

Koskoca Hollywood yıldızı şimdilerde ”ibretlik” bir karakter olarak karşımızda. 90’lı yıllardan günümüze hızılıca ”ikon” mertebesine yükselen; havasıyla, tavrıyla ve oyunculuğuyla kalbimizi çalan biri nasıl bu hale geldi? Evet, hep biraz serseri ve ‘kötü çocuktu’ ama kimse onu şiddet uygulayan biri olarak görmedi. Belki de görmek istemedi… Eski eşi Amber Heard ile olaylı boşanması, şiddet uyguladığına dair iddialar, ki artık iddia olmadığını herkes biliyor, kariyerini fena etkiledi. The Sun gazetesiyle arasındaki dava süreci de sonlanınca Warner Bros. tarafından Fantastik Canavarlar (Fantastic Beasts) filmindeki rolünden istifa etmesi istendi. Aklımız karışık, kalbimiz kırık neler yaşanmış bir de biz inceliyoruz.

Gilbert Grape’ten Kaptan Jack Sparrow’a… Sinema tarihine de geçmiş pek çok kült karakterle kazındı Johnny Depp aklımıza. Fakat film yıldızı olmayı sevmeyen bir film yıldızı o. Hatta kendi filmlerini izlemediği de biliniyor. Resmen gönülsüz bir ünlü. Kentucky’de doğuyor ve liseyi rock star olmak için bırakıyor, aynı yıl annesi ile babası da boşanıyor ve zor bir süreç geçirdiği biliniyor. Daha sonra da hayat pek onun istediği gibi ilerlemiyor aslında. The Kids adını verdikleri bir müzik grubunda çalmaya başlıyor ve ilk eşi Lori Anne Allison ile de bu sayede tanışıyorlar. Grubunun basçısı ve vokalistinin kız kardeşi çünkü. Çift 1983’te evleniyor. Müzik grubu ise zamanla adını Six Gun Method olarak değiştiriyor, Depp’in evliliğindeki sorunlar sebebiyle de henüz stüdyoya bile giremeden dağılıyorlar. Üzücü bir son gibi gözükse de onun için her şey yeni başlıyor. O zamanlar Nicolas Cage ile çok sıkı kankalar ve Cage de o sıralar yeni yeni adını duyuruyor. (Malum, Nicolas Cage Coppola soyadını özellikle kullanmıyor; basamakları ağır ağır tırmanıyor.) Depp’teki potansiyeli gördüğünden olsa gerek, Nicolas Cage bazı tavsiyeler veriyor ve onu oyuncu olmaya ikna ediyor. Sinema kariyerine atılması fazla zaman almıyor, 1984 tarihli Wes Craven filmi A Nightmare on Elm Street ile ilk rolünü kapıyor.

Bir-iki sene sonra da 21 Jump Street dizisi geliyor. Ciddi bir çıkış yakalıyor ve gençlik idolü olarak görülmeye başlıyor. Ondan sonra da öyle böyle bir şekilde devamı geliyor kariyerinin, orasını biliyorsunuz zaten. Dönüm noktası ne diye sorsanız da bizce Tim Burton’la yollarının kesişmesi ve birlikte tam dokuz filmde iş birliği yapmış olmaları. Oynadığı tüm filmler göz alıcı hasılatlara ulaşıyor, bir yandan da Akademi adaylıkları yağmaya başlıyor… Gel gelelim özel hayatı ise hep biraz karışık Depp’in.

Bu noktadan itibaren magazine bulaşıyormuşuz gibi gelebilir ama olayların gidişatını takip etmek için önemli…

Winona Ryder, Kate Moss ve Vanessa Paradis… ”Yakın tarihin ikonik çiftleri” diye bir liste yapsak, Johnny Depp bu üç ayrı ilişkisiyle basamakları dolduruverir, listeyi yükseklerde kapatır.

Winona Ryder’la yaşadığı bir tür gençlik aşkı aslında. Sadece beş aydır tanışıyor olmalarına rağmen Winona’ya evlenme teklif ediyor Depp; ikisi de yaşadıklarının ilk görüşte aşk olduğunu söylüyor birçok röportajda. Yanıp bitiyorlar, öyle böyle değil. Ama ne var ki çift, 1993 yazında ayrılıyor. Dört yıllık bu tutku dolu aştan ise geriye Winona’nın basın danışmanı tarafından yapılan bir açıklama kalıyor: ”İkisi de büyüdü ama farklı yönlere doğru.” Ha bir de Depp’in kolundaki dövme var… “Sonsuza kadar Winona” anlamına gelen “Winona Forever” dövmesini ayrılıklarından sonra “Wino Forever” olarak değiştiriyor ve şu açıklamayı yapıyor Depp: “Dövmeyi sildirmek veya silmek, bazı şeylerin hiç yaşanmadığını söylemeye çalışmaktır.” ARABESK! (Ama doğru.)

Depp’in daha sonra da birçok tutkulu ilişkisi oluyor aslında ama bugün bile özellikle bu ikilinin ayrılığına üzülen olabilir. İkisi bir çift olarak bir dönemi ve bir dönemin bitişini temsil ediyorlardı sanki…

Ama esas popüler kültürü Kate Moss ile ilişkisiyle sallıyor Johnny Depp. Kate Moss… Aslında dönüp bakınca, belki de Johnny Depp’ten de ikonik bir isim. İkilinin yan yana verdiği pozlar bugün bile nice ergen kalbi heyecanla çarptırıyor. İlham yüklü moodboard’larda hâlâ onlar var. Genliklerinin ve güzelliklerinin doruklarında…

1994 yılında tanışıyor çift ve Kate’in o zamandan beri Depp’i ‘hayatının aşkı’ olarak nitelendirdiği söyleniyor. Öyle ki, bir dönem imzasını Kate Depp diye atıyormuş… Bu ikilinin de arasında epey tutkulu bir ilişki var tabii. O kadar çok ayrılıp barışıyorlar ki. Bir türlü de kopamıyorlar ama. İlişkiyi bitiren temel olayın ise Kate Moss’un hamileliğini Depp’ten gizleyerek sonlandırması olduğu söyleniyor. İkisi de epey dağıtıyor tabii ayrılıktan sonra. Kate’in bu ayrılıktan sonra defalarca alkol ve uyuşturucu tedavisi gördüğü de biliniyor.

Hatta Winona da benzer şeyler söylemişti ayrılıklarından sonra: “İki hafta alkolik olmaya çalıştım; otel odamda çok zaman geçirdim… Bir gece yanan bir sigarayla uyuyakaldım ve alevlere uyandım. O zamandan beri o karanlık tarafı ziyaret etmedim. Benim ‘uyanma çağrım’ da buydu.”

Yakmışsın gönülleri be adam.

1998 yılında ise 14 yıl boyunca birlikte olacağı Vannessa Paradis ile bir ilişkiye başlıyor. Hatta Lily-Rose ve Jack adlı iki çocukları da var; Lily-Rose Depp, anne-babasının forsuyla şu aralar çok sükse yapıyor, mutlaka görmüşsünüzdür. Birliktelikleri boyunca Johnny Depp, Paradis’nin bazı şarkılarını yazmış, kayıtlarında gitar çalmış, kliplerini yönetmiş ve albüm kapaklarını tasarlamış. Fransa’nın güneyinde baya tatlı bir hayatları varmış yani. Hatta Johnny’nin Vanessa ve çocukları ile yaşantısını “kaybettiği ve yeniden bulduğu denge” olarak tanımladığı da biliniyor. Ne yazık ki bu ilişki de ayrılıkla sonuçlanıyor. Tam olarak sebebi bilinmese de küçük kızlarının rahatsızlığının etkili olduğu da konuşulanlar arasında. Fakat bu sefer belki de yaşlarının getirdiği bir olgunlukla dramasız ayrılıyor çiftimiz. Ya da pek fazla yansımıyor basına.

Artık kırılma noktası tam olarak nerede yaşanıyor bilmiyoruz ama 90’lar ile 2000’lerin ilk 10 yılında gişelerde uçup giden filmlerde boy gösteren, içinde olduğu her işi parlatan, her türlü role ve kılığa kusursuzca uyum sağlayan bu altın oyuncunun kariyerinde belli belirsiz bir yavaşlama başlıyor. Onun üzerine kurulu, onu ilah yapan filmler geride kalmış gibi. İmajıyla bütünleşen aşk hayatında da terslikler kendini gösteriyor. Amber Heard ile evliliklerinin daha birinci yılında boşanmaları ve Heard’ün Depp’e yönelik fiziksel şiddet iddiaları, düşüşü daha da ivme kazandırıyor.

Kimileri konduramıyor bu iddiaları ona. Hatta eski partnerleri Winona Ryder ve Vanessa Paradis The Guardian’ın haberine göre ‘inanmakta zorlandıklarını’ belirtiyorlar. Londra’da gerçekleşen mahkemeye de video konferans yoluyla katılarak ifade veriyorlar. Saçma tabii, sanki her ilişkinin dinamikleri aynı olabilirmiş gibi…

Mesela Winona Ryder: “Aklım bu suçlamaları almıyor. Bana karşı asla ama asla saldırgan değildi. Hiçbir zaman istismarda da bulunmadı. Gördüğüm hiç kimseye karşı da saldırgan değildi. Kimseyi yalancı diye nitelemek istemem ama Johnny ile olan deneyimlerimi düşününce, bu tip korkunç iddiaların doğru olduğuna inanmak imkânsız” demiş. Vov.

Çocuklarının annesi Vanessa Paradis ise: “Onca yıl Johnny’i nazik, özenli ve saldırgan olmayan biri olarak tanıdım. Film setlerinde aktörler, yönetmenler ve tüm ekip ona bayılıyordu çünkü gördüğümüz en mütevazı aktörlerden biri olmasının yanı sıra herkese karşı alçakgönüllü ve saygılıydı. Bu şoke edici ifadelerin gerçekten üzücü olduğunu ve kariyerine zarar verdiğini düşünüyorum. Ne yazık ki insanlar bu yanlış olaylara inanmaya devam edecek” diyerek veriyor ifadesini.

Gel gelelim geçtiğimiz günlerde Depp, The Sun gazetesine kendisi hakkında ”wife beater” yani ”karısını döven” gibisinden bir başlık attıkları için açtığı davayı kaybetti. Haber büyük ses getirdi tabii. Esasen, dönem dönem yeni delillerin de basına yansımasıyla durumun aslı çoktan ortaya çıkmıştı. Kondurmak zor geliyordu muhtemelen. Sonuçta dünyanın dört bir yanında her gün cinsiyet eşitliği, kadın hakları ve özgürlükleri adına epey savaş veriyoruz. Cephemiz o kadar çok ki… J.K. Rowling mevzularında olduğu gibi, biraz da inanmak istemedik belki. Bu arada Rowling, dava süreci devam ederken Johnny Depp ile çalıştığı için Harry Potter serisinin oyuncuları ve izleyicileri tarafından eleştirilmişti. Hoş kendisini bu ara epey eleştirdik zaten ama neyse konumuz başka şimdi. Velhasıl, eski eşi Amber Heard’e şiddet uyguladığı iddiaları da mahkeme tarafından delillerin yeterli görülmesi üzerine kabul edildi…

Tüm bunların üzerine Warner Bros., çok haklı olarak, Johnny Depp’in Fantastic Beasts serisinin kadrosundan ayrılmasını istedi. Yani Depp bir nevi gelecek filmden kovulmuş gibi oldu. Bu durum pek tabii bazı eleştirmenler ve avukatlar tarafından “Depp’in Hollywood’daki kariyeri bitti” diye de yorumlanıyor; sinema dünyası daha önce hiç ona böyle sırtını dönmemişti.

Warner Bros. ise “Bugüne kadar filmlerdeki çalışmaları için Johnny’ye teşekkür ediyoruz” diye yaptı açıklamasını.

Depp de Instagram hesabından şu açıklamayı yayınladı: “Warner Bros tarafından Fantastic Beasts-Fantastik Canavarlar’daki Grindelwald rolümden istifa etmemin istendiğini, buna saygı duyduğumu ve bu isteği kabul ettiğimi bilmenizi isterim. Son olarak şunu söylemek istiyorum, İngiltere’deki mahkemenin gerçek üstü kararı, doğruyu söyleme mücadelemi değiştirmeyecek. Kararlılığım hâlâ geçerli ve aleyhimdeki iddiaların yanlış olduğunu kanıtlamaya niyetliyim. Hayatım ve kariyerim bu şekilde tanımlanmayacak.”

Sonuç olarak film, pandemi şartlarının da etkisiyle 2022 yazına ertelenmiş oldu.

Fantastic Beasts serisinde Depp’in yerine kim gelir bilinmez. Asıl mesele sevenlerinin akıllarındaki ve kalplerindeki Johnny Depp’le ne yapacakları.

Bir süredir, birlikte büyüdüğümüz ve yaptıkları her şeyi idealize ettiğimiz bazı isimlerin hayatlarımızdan birer birer çıkışına şahir oluyoruz. Hâlâ ”hayatlarımız” diyoruz farkındaysanız… Televizyon ve sinemanın ”büyüsü” altında büyüyen son nesil olmanın yan etkilerinden biri de bu galiba. Öte yandan büyümek kafamızda idealize ettiğimiz karakterleri gerçek ve mühim idealler ışığında silmek de demek tabii. Biliyorduk aslında ama bir kere daha öğrendik.