Tüketim alışkanlıklarında sürdürülebilirlik bilinci neden önemli?: Az ve değerli üretimi benimseyen sat-su-ma markasının kurucu ve tasarımcısı Özge Horasan anlatıyor

Boyama sürecinden tasarım ve dikiş işlemlerine kadar her aşamanın ilmek ilmek doğal yollarla işlendiği bir üretim felsefesi benimseyen sat-su-ma doğanın tam orta yerinde yaşayan bir marka. Tekstil ürünlerinin yanı sıra doğal boyama yöntemlerinin eğitiminin verildiği bir stüdyo rolü de üstleniyor. Böylece sadece üretim değil, tüketim alışkanlıklarının da bilinçlendirilmesinde aktif bir rol üstlenen sat-su-ma markasının kurucu ve tasarımcısı Özge Horasan sürdürülebilirlik konusunu tüm yönleriyle ele almamız gerektiğini savunuyor.

Sürdürülebilir moda prensiplerini benimsemiş yerel markalarından biri sat-su-ma. Bu serüven nasıl başladı?

Beni sat-su-ma’yı oluşturmaya iten şey doğal boyama oldu. Doğal boyadığım kumaşlar biriktikçe onları neye dönüştüreceğimi düşünmeye başladım. Giyinme eylemini sevdiğim için de bunları sonunda giysiye dönüştürmeye karar verdim. Böylece bu serüven başlamış oldu. Yedi sene içinde de başlangıç noktasından daha kapsamlı bir şeye dönüştü.

Bitkilerden elde edilen doğal boyalar üzerine çalışan bir stüdyo ve de bir tekstil markası sat-su-ma. Her aşamanın ilmek ilmek doğal yollarla işlendiği; boyamadan, tasarım ve dikim işlemlerine kadar ilerleyen bu yaratım sürecinde karşına ne gibi zorluklar çıkıyor?

Karşılaştığım zorlukların çoğunlukla benim henüz yeterince deneyim sahibi olmadığım alanlardan çıktığını söyleyebilirim. Dolayısıyla başlarda (yani yedi sene önce) daha çok zorlanıyordum. Son bir yıldır ise sat-su-ma studio’nun sistemi büyük oranda oturmuş durumda diyebilirim. Ama tüm süreci genelleyecek olursam; küçük ölçekte, profesyonel ve iyi işçilik ile, sürdürülebilirlik standartlarına uygun iyi malzemeye ulaşmakta oldukça zorlandım.

Kumaş ve boyamaların dışında tasarım ve üretim pratiklerinde sürdürülebilirlik adına ne gibi süreçler izliyorsun? 

Sürdürülebilirlik bir pazarlama kavramı değil, öncelikle bunu belirtmek isterim. Yani ürününüzü daha çok satmak için sürdürülebilir pratikler peşindeyseniz, bu durum kavramsal olarak kendi içinde çelişir. Sürdürülebilirlik iddianız varsa, aksine, en başta, daha az ürün satmayı kabul etmeniz gerekiyor. Bu nedenle sat-su-ma, hep az ve değerli üretim yapan bir marka. Yüksek kalitede, çevresel etkisi görece az malzemelerden, artizan pratiklerle ürünler yaratıyoruz. Küçük üreticilerle çalışıp, onların yok olmaya yüz tutmuş zanaat kollarını desteklemeye çalışıyoruz. Örneğin, birlikte özel dokuma kumaşlar üretiyoruz. Öte yandan, sadece son ürüne odaklanmıyor, kişilerin malzemeleri bir araya getirerek kendi ürünlerini yaratmaları için gerekli tüm malzemeleri de sunuyor, bu konuda eğitimler veriyoruz. Konuya daha hammadde noktasından ihtiyaca yönelik olarak çokyönlü yaklaşıyoruz ve aynı üründen yüzlerce stoklayıp, yeryüzüne yeni olası çöpler katmamak konusunda özenli davranıyoruz.

Tüketim ve üretimin ultra hızlı olduğu yeni dünya sisteminde marka olarak sürdürülebilir modayı benimseyen satış ve pazarlama stratejileri geliştirmenin ne gibi zorlukları var sizce? Yolda nelerle karşılaşıyorsun?

Her ne kadar sürdürülebilirlik yükselen bir trend olsa da, halihazırda içinde yaşadığımız sistemin kodları henüz değişmedi. Dolayısıyla satış ve pazarlama yöntemleri, sürdürülebilirlik iddiası taşıyan markalar için de bu hızlı sisteme göre işliyor. Bunların çoğu sat-su-ma gibi bir marka için çalışmıyor. Sürdürülebilirliğin temelinde yavaş ama sağlam, yani değişen koşullara çok bağlı olmayan dengeli bir gelişim vardır. O yüzden başka iş modellerine göre gelişiminiz farklı ve çok daha yavaş olur. Emek ve çalışmanızın karşılığını aldığınızı hissetmeniz daha uzun sürer. Satış stratejisi geliştirmenin zorluğundan ziyade, bu durum sizi daha çok zorlayabilir. Çünkü ortalamanın üzerinde bir dirayetle yaptığınıza inancınızı korumanız gerekir.

Bilinçlenmeyi artırmak adına hızlı moda ilkelerini benimsemiş herhangi bir tekstil markasıyla iş birliği yapmayı düşünür müsün?

Markaların bilinçlendirme rolüne bürünmesini çok etik bulmuyorum. Bu daha çok tüketicilerin, editörlerin, ürünleri kullanıp inceleyenlerin üstlenmesi gereken bir rol. Çünkü ürün satmak için bilinçlendirme kampanyası yapmak, dönüp dolaşıp yine tüketim kültürünü besliyor ve bu çok güven kırıcı bir şey. İnsanlara neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretip, sonunda kendi doğrunuzu satmaya çalışmamalısınız. Kendinizce doğru olduğunu düşündüğünüz üretim pratiğini benimseyip, kanaati kullanıcıya bırakmak bence etik açıdan daha sorunsuz. Dolayısıyla herhangi bir iş birliğini değerlendirirken aklımda öncelikli olarak bunlar bulunur.

Peki, yavaş modayı neden önemsemeliyiz?

Önemsememiz gereken, insanlığın sonunu getirecek olan tüketim kültürünün kurbanı olmamak. Buraya çıkan her yol mübah. Yavaş moda da bunlardan biri. Tüketim kültürünün sorunlarına dikkat çekip, olası alternatif yollar sunuyor.

Black Friday’de tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tüm markalar hem offline hem de online satış kanallarında yüksek rakamlı indirimlerle yılın belki de en büyük satışını yapmayı hedefliyor. Marka olarak bu güne bakışınız nasıl?

Birincisi, yılın en büyük satışını yapmak gibi bir hedefimiz yok. Aylık ortalama bir hedefimiz var. İkincisi, hiçbir zaman yüksek rakamlı indirim yapamayız, çünkü üretim maliyetlerimiz çok yüksek. Dolayısıyla içinde olmadığımız akım.

Peki, bu sene Black Friday’in hemen ertesi gününe denk gelen Buy Nothing Day yani Hiçbir Şey Almama Günü’nde sat-su-ma olarak nasıl bir aktivasyon yapmayı planlıyorsunuz?

Bir marka olarak Hiçbir Şey Satın Almama Günü’nde herhangi bir aktivasyon yapmamız gerektiğini bu soruyu görünceye dek düşünmemiştim. Bunu bir marka olarak aktivasyona dönüştürmeyi biraz anlamsız bile bulabilirim açıkçası. Çünkü bu, ”Bugün bizden bir şey satın almayın ama yarın mutlaka alın çünkü biz iyi bir markayız” gibi bir yere bağlanıyor. sat-su-ma studio’nun genel olarak böyle dertleri yok. Zaten şu an piyasadaki en temiz tekstil ürünlerini, çok küçük ölçekte, sömürüden en uzak şekilde üretiyor. Kendi pratikleri konusunda son derece şeffaf. Yani Hiçbir Şey Satın Almama Günü’nde aktivasyon alarak kendi vicdanını rahatlatmaya ihtiyacı yok. Böyle bir vicdan temizliğine ihtiyaç duyan biz tüketicileriz çünkü yoldan çıkmış durumdayız. Bizi bir şeyleri satın almaya iten hislerimizi ve alışkanlıklarımızı dikkatli bir şekilde gözden geçirip, gerekli değişiklikleri yapmamız gerek.