Yavaş modanın içinden senelerce sürecek hikayeler: one square meter markasının kurucu ve tasarımcıları Zeynep Özar Berksu ile Çağrı Berksu anlatıyor

Bir metrekarelik bir masanın etrafında, tasarım sürecinden üretim aşamalarına kadar tüm adımlarında çevreye duyarlı bir politika benimseme mottosuyla doğmuş one square meter. Zamansız ve evrensel bir perspektifle tasarlanan her bir parçanın hikayesi onlarla başlayıp yeni kullanıcısıyla devam ediyor. Fazladan her zaman kaçınan tamamen, ihtiyaca yönelik ve doğaya saygılı bir üretim politikası benimseyen one square meter markasının kurucu ve tasarımcıları Zeynep Özar Berksu ile Çağrı Berksu yavaş modanın hem kendileri hem de sektör için ne ifade ettiğini anlatıyor.

Sürdürülebilir moda prensiplerini benimsemiş yerli markalarından birisiniz. Bu serüvene nasıl başladınız?

one square meter ikimizin birlikteliği ile başlayan bir aşk hikayesi. Bizi tüketen reklamcılık hayatlarımızdan sıyrılıp güzel yaşamaya, üretmeye, kıymetli bir şeyler yaratıp hayatımıza değer katmaya karar verdik. Bir metrekarelik bir masada düşündük, karaladık, diktik, boyadık ve bolca oyun oynadık. Ürettikçe şekillendik ve yolumuzu bulduk. İsim de kendiliğinden geldi; sürecin oluşumuna ve gelişimine zemin olan o bir metrekarelik yaşam alanı, kendi adını koydu. 2016’da İstanbul’da ağaç baskı çantalarla başlayan hikayemizi Ayvalık’a yakın Gömeç kasabasına taşıyıp atölyemizi kurduk. Burada askılı bir elbise ile başlayan garment/kıyafet yolculuğumuz beş yıl içinde artarak büyüdü. Yolumuza güzel bir şeyler yapmak için çıktığımız ve bu güzelliği yavaşlamakta bulduğumuz için yavaş moda ilkesel olarak bizim değerlerimizle örtüştü. Temel ve evrensel bir tasarım anlayışı benimsemek, ihtiyaç kadar -bizim özelimizde sipariş üzerine- üretmek, kullanılan malzemeleri çevreye duyarlı üreticilerden temin etmek, adil ve hakkaniyetli fiyat politikası benimsemek gibi.

Üretim ve tüketim konusunda sürdürülebilirlik hakkında ne gibi faaliyetler yapıyorsunuz? Biraz bahsedebilir misiniz?

Üretimimiz tamamen sipariş üzerine. Tek satış kanalımız internet sitemiz ve üretim yerimiz atölyemiz. Olumsuz şartlarda işçi çalıştıran atölyelerde binlerce adette üretim yaptırıp ardından o stokları eritmek için hileli fiyat politikalarının benimsendiği, normalleştirilmiş bir sistemin tamamen karşısında duruyoruz. Talep edildiği kadar üretiyor, fiyatlarımızı sene başında bizim için sürdürülebilir ve müşteri için ulaşılabilir bir dengede belirliyoruz; indirim/kampanya yapmıyoruz. İnternet sitemize sipariş düştüğünde hangi ürünün hangi bedeni ise kumaşını seriyoruz, parçalarını tek tek kesiyoruz, dikiyoruz, paketliyoruz ve yeni yolculuğuna uğurluyoruz.

Kumaş tedarikçilerimizi ve ortaklarımızı özenle seçiyoruz. Denizli, Buldan’da lokal olarak üretilmiş ham ketenleri; sürdürülebilir ve inovatif üretim yapan, geri dönüşüm konusunda aktif olarak çalışan, üretimde minimum su tüketen, özenli ve kaliteli kumaşlar dokuyan YÜNSA’nın kumaşlarını ve ÇALIK’ın denimlerini kullanıyoruz. Her ikisi de AR-GE’lerini tamamen sürdürülebilirlik üzerine kurgulayan, çok kaliteli kumaş üreticisi firmaları. Müşterilerimize bu güvenceyi vermek de bizim için son derece önemli. Seçkimizi onların stoklarındaki doğal elyaflı kumaşlar arasından yapıyoruz. Atölyemizde “zero waste” yani atıksız üretim gerçekleştiriyoruz. Üretim artığı kumaşları biriktirip ileri dönüşüme sokuyoruz. Küçük parçalar halinde kesilip dikilerek tekrar birleşen kumaşlar kendilerine has desenleriyle one square meter modellerinin eşsiz birer yorumu haline geliyorlar. Bu çok emek ve zaman isteyen özel parçaları yurt dışındaki iş ortağımız olan butiklerde sergiliyoruz.

UNEP Akdeniz Eylem Planı kapsamında Barselona’da faaliyet gösteren “Sürdürülebilir Üretim Tüketim Bölgesel Faaliyet Merkezi (SCP/RAC)” ve “İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye)” işbirliği ile hazırlanan moda/tekstil sektöründeki döngüsel ekonomi iş fırsatlarına yönelik kılavuzda yavaş moda, çevre dostu malzeme ve teknik kullanımı alanlarında yaptığımız çalışmalarla farklı ülkelerden toplam 20 firmadan biri olarak yer aldık, ki bu bizim için oldukça gurur verici.

Kaliteli malzeme ve işçilikle üretilmiş bir ürünün yıllarca kullanıcı ile yaşamasını istediğinizden bahsetmişsiniz. Bu tasarımlara zamansız yani sezonsuz ürünler diyebilir miyiz? Sezonsuz ürün üretmek ne demek?

Ürünlerimizi günün moda anlayışını ve dayatmalarını görmezden gelerek, zamansız ve evrensel bir perspektifte tasarlıyoruz. Bu bir meydan okuma; hem tasarım hem de üretim çerçevesinde normalleştirilmiş sistemin karşısında duruyoruz. Herhangi bir trendi yakalamak gibi bir kaygımız yok, one square meter’ın kendine dair bir çizgisi ve dili var, onu köklendiriyoruz. Koleksiyonlarımızı senelik olarak çıkarıyoruz ve senede iki edisyon sunuyoruz; sıcak hava ve soğuk hava. Dört senedir tasarımında ufak iyileştirmeler yaparak nihai formuna ulaştırdığımız bir elbise var örneğin; tükendikçe yeni kumaşlar atadığımız ve her yenilikte farklı bir karaktere bürünen bir elbise. Benzer şekilde bir pantolon modelimiz var; öyle ki senelerdir bazı kumaşları değişmedi bile. Çünkü onlar iyi ürünler; gardırobunuzdan her zaman çıkarıp giyebileceğiniz rahatlıkta, o anki ihtiyacınıza cevap verebilen, üzerinde bir süs olmayan veya bir kimlik bağırmayan, kumaşı kaliteli olduğu için size daha senelerce eşlik edebilen modeller. Koleksiyonumuza dahil ettiğimiz tüm modellere bakış açımız bu şekilde; bir-iki kez giyildikten sonra gözden çıkarılsın istemiyoruz, zaten endüstri dünyayı yeterince kirletiyor. Biz bunun bir parçası olmak istemiyoruz. Biz, hikayesi bizimle başlayan ve yeni kullanıcısı ile devam eden kıyafetler üretiyoruz. Gardırobunuzdaki o çok sevdiğiniz, elinizi her attığınızda size başka bir anı anımsatan o ceket, o gömlek, o elbise olmak istiyoruz.

Tüketim ve üretimin ultra hızlı olduğu yeni dünya sisteminde marka olarak sürdürülebilir modayı benimseyen satış ve pazarlama stratejileri geliştirmenin ne gibi zorlukları var sizce? Yolda nelerle karşılaşıyorsunuz?

Dürüst, şeffaf ve biraz da sabırlı olursanız yolculuk aslında son derece keyifli. one square meter, iyiyi, güzeli ve doğruyu yaratma yolunda çok çaba gösterdiğimiz kıymetli bir hikaye ikimiz için. Elbette bir ışık gördüğümüz için daha çok motive oluyor ve doğru yolda ilerlediğimize inanıyoruz. Yavaş moda ve hızlı modanın iletişim yöntemleri elbette oldukça farklı, öyle olmalı da.

Hızlı moda sürekli alışverişi ve en yeni olanı satın almayı teşvik eden ve hemen öncesinde yapılanı ise değersizleştiren bir işleyişe sahip. Tüm iletişim araçlarında kullandığı dili de buna göre kurguluyor. Yavaş modanın görünürlüğü ise oldukça yeni. Biz eğer hızlı modanın kullandığı ezberlenmiş iletişim dilini kullanırsak kendimize ve yaptığımız işe ihanet etmiş oluruz. Dolayısıyla önümüzde boş bir sayfa var, kendi iletişimimizi inandığımız değerlere zarar vermeyecek şekilde kurguluyoruz. Bunun yolunu ezberlenmiş metodları reddetmekte ve yaptığımız işi insanlara anlatacak projeler geliştirmekte bulduk. Kendi ürünümüze saygı duyuyor ve ilk günden itibaren onu olması gerektiği fiyattan satışa sunuyoruz, indirim ve kampanyalarla kimseyi aldatmak istemiyoruz. Tasarım pazarları için stoklu mal üretmiyor ve çekiliş yapmanın ihtiyaç için üretmekle örtüşmediğini düşünüyoruz. Influencer iletişimi yapıp satış odaklı bir anlayış içinde ilerlersek kendi hikayemize zarar vereceğimizi düşünüyoruz.

Farklı hikayelerin içinde kendi hikayemizi görmekten mutluluk duyuyoruz. Geçtiğimiz yıl yaptıkları işlere, duruşlarına ve görüşlerine yakın hissettiğimiz kadınlarla birlikte GÜZEL YAŞAMAK isimli bir seriye başladık. Onlara güzel yaşamanın ne olduğunu sorduk ve kendi çalışma alanlarında onları fotoğrafladık. Pandemi süreci ile seyahat etmekte zorlandığımız için projeyi bir süre askıya aldık. Ancak farklı bir formda yeniden iletişimimize dahil etmeyi planlıyoruz. Hızlı modanın yarattığı tahribatı ve buna verdiğimiz cevabı ise FRIDAY FACTS başlığı altında topladık. Her cuma günü Instagram hesabımız üzerinden bilgi-yoğun posterler paylaşıyoruz ve bu seriyi internet sitemizde BLOG’da da arşivliyoruz.

Yavaş modayı üretim ve tüketim pratiklerinde oldukça benimsemiş ve bunu ürünlerle birlikte kullanıcıya da aşılamayı ilke edinmiş bir markasınız. Peki, yavaş modayı neden önemsemeliyiz?

Yavaş moda, ilkesel olarak aslında olması gereken hazır giyim üretim/tüketim modelini sunuyor. Moda endüstrisi hız anlamında rayından çıktığı için ahlaki, insani ve çevresel tüm değerler sanki yoklarmış ve hiç olmamışlar gibi bir hafıza yitimi var; ancak aslında böyle değildi. Bir şeylere yetişmek ne zaman ki zor oldu, işte o zaman ipleri elimizden kaçırdık. Terzilik, zanaat kıymetsizleştiği için sona ermedi; modern yaşamın sunduğu çoklu senaryolara ve hıza ayak uydurmakta zorlandığı için arka plana itildi. Hızlı modanın tüm başarısı birçok senaryoyu aynı anda çok düşük maliyetle kurmasında yatıyor. Çalışan kadın için, plaja giden kadın için, akşam bir etkinliğe katılacak kadın için çok fazla alternatifi, çok kısa sürede kurgulayabildiği gibi onlara yüksek moda markalarının çizgisinde ancak daha ucuza giyinme şansı da veriyor. Çevresel, insani ve ahlaki tüm değerleri hiçe sayıp, tamamen sermaye bazında düşünerek senenin her haftasında askılarına yeni ve cezbedici senaryolar asabiliyor. Biliyor ki ilk hafta satın alınan ürün nasılsa birkaç kullanımdan sonra miladını dolduracak ve gardıroplar yeni bir senaryoya daha açık olacak. Yavaş moda ise şunu söylüyor; “Günlük hayattaki tüm olasılıklara açığım ve senelerce sürecek bir hikayede senin yanındayım.” Bunu yaparken insanı, çevreyi, ahlakı ve kıyafete bakış açımızı yeniden tanımlamaya da olanak tanıyor.

Modanın sürdürülebilirlik sorunu adı altında her cuma endüstrinin barındırdığı aksaklıkları ve onlar için çözüm önerilerini paylaştığınız Friday Fact isimli seriniz de çok kıymetli, ondan da detaylıca bahsedebilir misiniz?

Friday Facts ile amacımız moda endüstrisinin sorunlarını didiklemek ve değişim için neler yapılabileceğinin alternatiflerini sunmak. Dünyaya bakış açımızın değiştiği pandemi sürecinden dönüşerek çıkmak istiyorsak bazı gerçekleri ve bunlara nasıl cevap vermemiz gerektiğini bilmemizde fayda olduğunu düşünüyoruz. Yavaş moda kavramanın literatüre girmesine aracı olan olay Bangladeş’in başkenti Dakka’da, beş tekstil fabrikasının bulunduğu Rana Plaza’nın, uzmanların ve çalışanların tüm uyarılarına rağmen, 24 Nisan 2013’te çökmesi ve 1127 tekstil işçisinin enkaz altında kalarak hayatını kaybetmesi. Yaşanan bu insani trajedi, hızlı moda için taşeronluk yapan üretim noktalarının ne denli insanlıktan uzak olduğunu gösterdiyse de sistemin çarklarını ne yazık ki kıramadı. COVID-19 nedeniyle Bangladeş’te dönmeye devam eden bu endüstri 3.5 milyar dolarlık kayba uğradı ve bunun faturasını ödeyenler yine tekstil işçileri oldu; 4 milyon işçiden 1 milyonu işini kaybetti, 4000 fabrikadan yüzde 58’i kapandı.

Bir diğer sorun, çevre. Tekstil dünyayı en çok kirleten endüstrilerin başında geliyor. 7.8 milyar insanın yaşadığı dünya üzerinde her sene 80 ila 150 milyar adet kıyafet üretiliyor ve bunların yüzde 80’i eninde sonunda çöpe gidiyor. Dünyadaki atık alanlarının yüzde 5’ini tekstil ürünleri oluşturuyor. Her saniye 1 kamyon tekstil ürünü çöpe gidiyor. Separasyon teknolojilerinin yetersizliği nedeniyle geri dönüşüm oranları ne yazık ki yüzde 1’lerde. Yine okyanuslardaki plastik kirliliğinin yüzde 35’i tekstil ürünlerinden kaynaklanıyor. Bunun nedeni ürünlerin yüzde 65’inin polyester ve sentetik elyaf içermesi ve her yıkamalarında ortaya çıkan mikroplastiklerin suya karışması. Moda endüstrisi, cinsiyet ayrımcılığını ve sınıf farkını en çok besleyen sektörlerin başında geliyor. Yaklaşık 75 milyon insana istihdam sağlayan sektörün 3/4’ü kadın çalışanlar. Konfeksiyon üretiminin ise yüzde 80’i kadın işçilerden oluşuyor. Global çapta üst düzey yönetici veya önemli pozisyonların sadece yüzde 14’ü kadın ve kadın çalışanlar erkeklere göre yüzde 15-30 daha az maaş alıyor. Endüstride çalışan çocuk işçi sayısı ise 170 milyon.

Black Friday’de tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tüm markalar hem offline hem de online satış kanallarında yüksek rakamlı indirimlerle yılın belki de en büyük satışını yapmayı hedefliyor. Markanız ve ekibinizle birlikte bu güne bakışınız nasıl?

Biz fiyatlarımızı sene başında müşterilerimiz için ulaşılabilir ve bizim için sürdürülebilir olacak şekilde belirlediğimiz için, o gün her zamanki gibi sade bir cuma bizim için. Adil olduğumuza inandığımız ve kalitemizden ödün vermediğimiz için de içimiz çok ferah. Daha az ama öz tercihlere dayanan, insana ve doğaya karşı sorumlu bir satın alma alışkanlığı ile herhangi bir dayatmaya boyun eğmeden sorumlu bir gardıroba sahip olabilirler. Çünkü güzel bir gelecek, doğaya saygıyla ve sorumlu bakış açısıyla üretilmiş, iyi hissettiren ve kıymetli hikayeler anlatan parçalardan oluşan giyim seçimlerimiz sayesinde mümkün.

Peki, bu sene Black Friday’in hemen ertesi gününe denk gelen Buy Nothing Day yani Hiçbir Şey Almama Günü’nde One Square Meter olarak nasıl bir aktivasyon yapmayı planlıyorsunuz?

Satın alma eyleminin karşısına koyulabilecek anti-duruşun eylemsizlik olması çok üretken gelmiyor bize, hatta mevcut sistemin kendini yeniden üretmesini sağlıyor. Üzerinde durulması gereken mevzu, bu kadar yüksek rakamlı indirimlerin nasıl yapılabildiği; o ürünlere biçilen ilk değerle tek bir gün için dahi olsa etiketlendikleri rakam, ve o rakamların insanlara nasıl cazip getirildiği… Sorun çok daha sistemsel; adaletsiz bir dağılım var hem üretim hem de tüketim anlamında. Belli ki bir şeyler haddinden fazla fiyatlandırılıyor, o gün geldiğinde ihtiyaçtan öte satın alınıyor. Bu tahribatın karşılığı eylemsizlik olmamalı; bu her gün yaptıklarınızla, ürettiklerinizle, dillendirdiklerinizle karşı durmanız gereken sistemsel bir sorun. Onun yerine bağımsız yerel üreticileri, müzisyenleri sanatçıları, zanaatkarları, yazarları, fotoğrafçıları ve atölyeleri destekleyin. Ve soru sorun, birileri tarafından ‘tescillendiği’ için satın almak yerine o markanın veya ürünün hikayesini merak edin; bir şeyin üzerinde ‘sürdürülebilir’ veya onun ‘çevre dostu’ olduğu söylendiği için değil, şeffaf cevaplar alabildiğiniz için tercih edin. Tüketim her ne kadar materyalist görünse de idealisttir ve biz ‘şeyleri’ onlara iliştirilmiş düşünceler için satın alırız. Sürdürülebilirlik evreninde sonuçlar sürekli romantize edilse de aslında bu oldukça politik bir süreç, bunu kabul ederek