Vintage alışveriş sürdürülebilir modaya nasıl katkı sağlar: Vintage Istanbul kurucusu Özge Tan Özbek anlatıyor

Popüler kültürün olaylı ikonları Kardashian’lardan tutun Kraliyet Ailesi’nden Düşes Meghan’a kadar artık pek çok ünlü, lüks moda markalarından seçtikleri kıyafetlerini vintage ürünlerle bir arada kullanarak karşımıza çıkıyor. Kim derdi ki Kim Kardashian Jean Paul Gaultier, Azzedine Alaïa ve Thierry Mugler’den ikinci el parçalarla kırmızı halıda salınıp moda haftalarına katılacak? Moda endüstrisinin çevreye verdiği zarara karşı bir duruş mu sergiliyorlar yoksa tamamen trend olmasından kaynaklı mı giyiniyorlar bilinmez ama sürdürülebilir moda konusunda hayırlı bir davranış sergiledikleri kesin. Tüketicilerin tekstil endüstrisinin dünyayı en çok kirleten sektörler arasında ikinci sırada yer aldığının bilincine artık yavaş yavaş vardıklarına inanmak istiyoruz. Diğer bir yandan da hâlâ kafası karışık olanlar nasıl çevre dostu bir alışveriş yapabilecekleri konusunda bir tür arayış içerisinde. Peki, vintage ya da ikinci el ürün satın almak bu yollardan biri mi?

İçindeki koleksiyonerlik tutkusuyla tüm dünyayı arşınlayan ve büyük titizlikle seçip topladığı vintage ürünleri Vintage Istanbul markası altında satışa sunan Özge Tan Özbek’e aklımıza takılan soruları sorduk. Cevapları duydukça da herkesin sürdürülebilir bir gardırop oluşturabilmesinin aslında çok da zor olmadığına ikna olduk.

Marka serüveninizin her anında yavaş modaya vurgu yapıyorsunuz. Vintage Istanbul olarak bu serüvene nasıl başladınız?

Aslında her vintage sever ya da “toplayıcı”nın olduğu gibi kişisel bir merak ve biriktirme tutkusunun önüne geçilememesi ile başladı. Senelerce kendime vintage kıyafetler, aksesuarlar ve eşyalar aldım, aslında hâlâ da alıyorum. Genelde yeni şeylere pek ilgim yok. Tek ve farklı olan parçaları seviyorum. Biriktirme, yani koleksiyonerlik tutkum bir gün geldi ve işe dönüştü diyebiliriz. 2013 yılında bir etkinlikte bazı koleksiyonlarımı satışa çıkardım, topladığım her şey çok beğenildi ve yüzde 90’ı satıldı. Hemen bunun üzerine 2014 yılında bir Instagram hesabı açmaya karar verdim ki böylece toplamaya devam edebilmek için para kazanacaktım. Ancak beklediğimden çok daha büyük bir ilgi oldu ve 2014 yılının mayıs ayında Balat’ta bir dükkan açtık. 2016 yılında ise eşim ve ben kendi işlerimizi bırakıp sadece Vintage Istanbul ile ilgilenmeye başladık.

Vintage, ikinci el ürün alışverişi yapmanın sürdürülebilirlik anlamında faydaları neler? Örneğin; çevreye daha duyarlı bir alışveriş davranışı mı sergilemiş oluyoruz? 

Kesinlikle çevreye daha duyarlı bir alışveriş davranışı sergilemiş oluyoruz. Neden? Çünkü bir çoğumuzun bildiği üzere tekstil ve kıyafet endüstrisi (yani hızlı moda markalarının üretimi) en büyük kirliliği yaratan sektörlerden biri, hatta ikinci sırada. EPA’ya göre (US Enviromental Protection Agency) 1960 ile 2015 yılları arasında tekstil atıkları yüzde 811 arttı ve çöp toplama alanları sadece 2017 yılında, 11,2 milyon ton tekstil ürünü almış. Burada çok ciddi rakamlardan bahsediyoruz. Yani siz vintage ya da ikinci el bir ürün almayı seçtiğinizde bu atıkları ve çöpü doğrudan azaltmış oluyorsunuz. Tüm dünyada 2000’lerde vintage ve ikinci el ürün alımı özellikle kadın giyimde artsa da asıl artış son beş yılda oldu. Türkiye’de vintage ürün alımı Avrupa ve Amerika’ya göre son yıllardaki trend sebebi ile oluşan artışa rağmen hâlâ oldukça düşük. Ancak ThreadUp’ın raporuna göre, 2018’de dünyada kadınların %64’ü vintage ya da ikinci el kıyafet almış. Bugün dünyada vintage ürün alımında ilk sırada Londra, ikinci sırada Berlin ve üçüncüde de Madrid yer alıyor. Ancak çalışmalar tüm dünyada Y kuşağı ile başlayan bu alışkanlığın Z kuşağında da artacağını ve 2028 yılında birçok kadının gardırobunun yüzde 13’ünün vintage ve ikinci el kıyafetlerden oluşacağını söylüyor. Bu da her birimiz için özellikle çevre için büyük bir umut.

Dünyanın farklı şehirlerindeki ikinci el, vintage dükkanlarını dolaşarak topladığınız ürünlerden oluşan özel seçkilerin satışını yapıyorsunuz. İkinci el ürün satmanın ne gibi zorlukları var? 

En önemli zorluk aslında vintage ürünleri bulmak. Maalesef önceden oldukça kolay ve ulaşılabilir fiyatlar iken, dünyada bir akım trend olunca işler değişiyor. Vintage ürünlerde de böyle oldu. Üstelik hem zor ürün bulabiliyor hem de o ürünün kondisyonunun iyi olmasını istiyorsunuz. Özellikle Türkiye’de müşterilerimizin çoğu yeni gibi ürün almak istiyor, bu da durumu daha da zorlaştırıyor. Tabii ki ürünlerin yüzde 90’ınının tek olması ve o ürünü bir daha satamayacak olmamız hem bizi hem de müşterileri bazen üzebiliyor.

Çok özel olarak seçtiğiniz ürünlerin her birinden birer tane olması tüketici gözünde nasıl bir etki yaratıyor?

Tabii ki herkese çekici geliyor, yukarıda da bahsettiğimiz gibi asıl olay zaten tek ve size özel olması. Ancak bir ürünü birden fazla kişi isteyince mutlaka üzülen taraflar oluyor.

Tüketim ve üretimin ultra hızlı olduğu yeni dünya sisteminde marka olarak sürdürülebilir modayı benimseyen satış ve pazarlama stratejileri geliştirmenin ne gibi zorlukları var sizce? Yolda nelerle karşılaşıyorsunuz?

Kendi adımıza çok fazla zorluğu var. Örneğin; biz hiçbir özel günü (Anneler, Babalar, Sevgililer Günü, Yılbaşı gibi) pazarlama stratejisi olarak özellikle kullanmıyoruz. Hiçbir zaman indirime girmiyoruz; çünkü bu bize müşteriyi aldatmak gibi geliyor. Özellikle sizin de bildiğiniz üzere Black Friday’e takıntılıyız. O gün showroom’u ve web sitesini kapatıp satış yapmıyoruz. Tüm bunlara ek olarak stoklu bir ürün gamınız olmadığı için herhangi bir reklam/pazarlama planı da yapamıyorsunuz; çünkü çok beğenilen bir ürünün devamının olması yüzde 90 mümkün olmuyor. Bu yüzde 10’luk kısım ise bazen 1980-1990’ların depolarından bulduğumuz “deadstock” yani yıllar önce üretilmiş ve artık üretilmeyen ürünler oluşturuyor. Bunlar da zaten oldukça az adetlerde çıkıyorlar ve çok nadir karşılaşıyoruz. Bu sebeple ürünlerin tek olması ve çok farklı tarzlarda ürünler satıyor olmanız sizi klasik pazarlama taktiklerinden uzak tutuyor.

Peki, yavaş modayı neden önemsemeliyiz?

En önemlisi kendimiz için. Son 10 yılda hızlı moda markalarının mağazalarına belki dört, beş kere girmişimdir. Son yedi yıldır ise hiç adım atmadım 🙂 Türkiye’de iyi işler yapan tasarımcılar var, illa yeni bir kıyafet ya da çanta almak istiyorsak onları tercih etmeliyiz. Böylece hem daha kaliteli ürünler alıp, daha uzun süre giyebilir ve küçük işletmelere ve tasarımcılara destek vermiş olmanın iç rahatlığını hissedebiliriz. Bu destekler tahmin edemeyeceğiniz kadar önemli. Sizi farklı kılan, kişiliğinizi ve duruşunuzu gösteren markalar varlıklarını sürdürmeliler. Onlar sayesinde bir tarzınız ve duruşunuz oluyor. Bunu kaybetmemeliyiz. Özellikle içinde bulunduğumuz bu günlerde paramızı nereye ve ne kadar harcadığımıza dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Black Friday’de tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tüm markalar hem offline hem de online satış kanallarında yüksek rakamlı indirimlerle yılın belki de en büyük satışını yapmayı hedefliyor. Markanız ve ekibinizle birlikte bu güne bakışınız nasıl?

Bunu kelimelere dökmek çok zor, bu kadar tüketime yönlendiren reklamlara harcanan emek ve paralar karşısında çok büyük bir şaşkınlık içindeyiz. Black Friday’e tamamiyle karşıyız ve bu günü oldukça antipatik buluyoruz. Hiçbir satış elemanının da önceki yıllarda yaşananları göz önüne alırsak, bu günü heyecanla beklediğini düşünmüyoruz.

Peki, bu sene Black Friday’in hemen ertesi gününe denk gelen Buy Nothing Day yani Hiçbir Şey Almama Günü’nde Vintage Istanbul olarak nasıl bir aktivasyon yapmayı planlıyorsunuz?

Aynen önceki senelerde olduğu gibi, o gün de hiçbir pazarlama planımız olmayacak. Buy Nothing Day’de yani Hiçbir Şey Almama Günü’nde showroom ve web sitemizi kapatacağız ve satış yapmayacağız ve “Buy Nothing Day” hareketine uyarak ekip olarak bizler de alışveriş yapmayacağız.