Kırmızı halıda aktivizm: Ödül törenleri, yakalara iliştirilen rozetler ve dahası

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Kırmızı halı artık yalnızca modanın değil, politik duruşların da vitrini. Peki bu sembolik jestler dünyada gerçekten bir şeyleri değiştiriyor mu, yoksa yalnızca sessiz kalmamanın ‘şık’ bir biçimi mi?

Bir zamanlar yalnızca “kim ne giymiş sorusunun” sorulduğu kırmızı halılar, bugün politik mesajların dolaşıma girdiği yeni bir kamusal alana dönüşmüş durumda. Bu dönüşüm, protestoların görünürlüğü açısından önemli bir avantaj sağlarken beraberinde bazı temel soruları da getiriyor. Sosyal medyanın anlık yayılımı sayesinde ödül törenlerinde neler olup bittiğini artık ertesi gün gazetelerden değil; story’ler, canlı yayınlar ve sosyal medya paylaşımları üzerinden anlık olarak öğrenebiliyoruz. Bu gösterişli geceler, bazı ünlüler için yeni bir “ses ortamı” yaratıyor. Bu da yalnızca bireysel ifadeleri değil, kolektif politik hareketleri de görünür kılıyor.

Free PalestineStop ICEBe Good… Göçmen haklarından iklim krizine dünyanın büyük ölçüde gözlerini yumduğu meseleler Altın Küre, Oscar, Emmy, Cannes ve tabii ki Grammy gibi ihtişamlı ödül törenlerinin merkezine yerleşti. Son dönemde neredeyse tüm büyük ödül törenlerinin kırmızı halıları, benzer protestolara ev sahipliği yapıyor.

Sokak protestolarının dünya genelinde kısıtlandığı, savaşın ve şiddetin gündelik hayatın bir parçası haline geldiği bu dönemde; lüksün ve şatafatın konuşulduğu bu gecelerde böyle bir duruş sergilemek elbette güçlü bir görüntü yaratıyor. Peki bu duruş samimi mi? Gerçek bir sosyal etki barındırıyor mu? Ünlüler yalnızca sessiz kalmamak için mi bu sembolleri taşıyor, yoksa gerçekten odağı bu konulara çekmek mi istiyorlar?

Bu soruların merkezinde birçok sembol var. Mesela kıyafetlere iliştirilen o rozetler… Küçük ama dikkat çekici bu sembollerin, adeta sessiz çığlıklar gibi yayıldığına şahit oluyoruz. Performatif aktivizmle eleştirilen ünlüler, sponsor markalarla çelişen rozetler ve PR ajanslarında yaşanan gerilimler derken; rozetler kırmızı halının en yaygın eylem biçimlerinden biri haline geldi.

Geçtiğimiz yıl Billie Eilish, Ramy Youssef ve Mark Ruffalo gibi isimleri, Filistin’e destek amacıyla aktivist sanatçılar tarafından kurulan Artists4Ceasefire rozetleriyle gördük. Sosyal etki açısından bakacak olursak pek çok kişinin bu kolektif yapının varlığından bu sayede haberdar olduğunu söyleyebiliriz. Topluluğun kendine özgü PR dili ve savunduğu protesto normunun, kırmızı halı aracılığıyla görünürlük kazandığını söylemek yanlış olmaz.

Mark Ruffalo ise daha uzun soluklu ve tutarlı bir aktivizm modeli yürütüyor. Son Altın Küre ödül töreninde de kendisi Be Good rozetiyle karşımızdaydı. Ayrıca sözlü olarak da düşüncelerini en güçlü ifade eden ünlülerden biri Ruffalo. ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ekiplerinin müdahalelerine ve ölümcül uygulamalarına karşı geliştirilen bu sembolik rozeti, Ruffalo’nun yanı sıra Natasha Lyonne, Jean Smart, Justin Bieber, Hailey Bieber ve Ariana Grande gibi isimler de taşıdı bu arada.

Bu rozet meselesi popüler kültürde alaycı bir karşılık da buluyor. Saturday Night Live’da Dua Lipa’nın da yer aldığı bir skeçte, “teeny tiny statement pins” (‘‘politik mesajlı ufacık rozetler’’ diye çevirelim biz) üzerinden bu sembollerin, ünlülerin marka sponsorluklarının arkasına geçmeyecek şekilde nasıl konumlandırıldığıyla dalga geçildi. İlk bakışta komik görünen bu parodi, aynı zamanda en başta sorduğumuz şu soruyu da gündeme getiriyor: Bu mikro jestler gerçekten bir duruş mu, yoksa estetik bir denge oyunu mu?

Bazı isimler ise rozet yerine elbise renklerini kullanarak ödül törenlerine getirilen kısıtlamaları daha dikkat çekici bir şekilde aşmayı tercih etti. Filistin bayrağını çağrıştıran renklerle yapılan bu tercihler arasında en akılda kalıcı örneklerden biri Cate Blanchett’tı. Bazı gazeteciler bunu “optik bir yanılsama” olarak yorumlamaya çalışsa da, ateşkes çağrılarının açıkça yasaklandığı bir dönemde bu seçim, güçlü bir destek mesajı taşıyordu.

Javier Bardem’in Filistin kefiyesiyle ödül törenine katılması da bu çizgide önemli ve istisnai bir örnek olarak öne çıkıyor. Bardem, yalnızca sembolik bir aksesuarla yetinmedi; tören öncesinde verdiği röportajlarda açıkça “Free Palestine” çağrısı yaptı. Ateşkes talebini doğrudan dile getirdi ve Filistin’e destek veren kampanyalara halka açık biçimde destek verdiğini ifade etti. Ödül törenlerinde sergilediği bu duruş, dolaylı imalar ya da estetikle gizlenen mesajlardan farklı olarak, doğrudan ve sözünü sakınmayan bir politik pozisyon içeriyordu. Bu taraftan bakıldığında Bardem’in tavrı, kırmızı halı aktivizminin yalnızca görünürlük üretmekle sınırlı kalmadığı; kimi anlarda açık, risk alan ve net bir politik söyleme de evrilebildiğini gösteren nadir örneklerden biri olarak okundu.

Son gelişmelere bakacak olursak aktivizm denince müzisyenlerin sinema alemine göre daha farklı bir yerde durduğunu söyleyebiliriz…

Geçtiğimiz pazar gecesi müzik dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olan Grammy’ler sahiplerini buldu. Gecenin politik ekseni ise artık yabancı olmadığımız bir yerden geçti: rozetler, ICE politikalarına karşı mesajlar ve göçmen karşıtı söylemlere yöneltilen açık itirazlar… Ancak bu yıl Grammy sahnesinde fark yaratan şey, yalnızca bu sembollerin varlığı değildi. Alışılagelmiş jestlerin ötesine geçen, daha doğrudan konuşan, risk almaktan çekinmeyen duruşlar gecenin tonunu belirledi.

Bad Bunny, böylesine çatışmalı bir politik iklimde, tamamı İspanyolca olan bir albümle ödüle layık görüldü. Kültürünü, dilini ve köklerini merkezine alan bir temsil biçimiyle gecenin en güçlü anlarından birini yarattı. Amerika’nın yalnızca Kuzey Amerika’dan ibaret olmadığını, Latin Amerika’yı dışarıda bırakan anlatının eksik kaldığını hatırlattı. Kısacası, politik mesaj bazen bir aksesuardan değil, varoluşun kendisinden geliyor. (Evet, kendisine olan hayranlığımı gizlemiyorum.)

@varietymagazine

#BillieEilish says “f*ck ice” during her #Grammys acceptance speech: “Nobody is illegal on stolen land. We need to keep fighting and speaking up. Our voices do matter.”

♬ original sound – Variety – Variety

Billie Eilish ise ödül konuşmasıyla gecenin bir diğer öne çıkan ismi oldu. Göçmen karşıtı politikaları ‘‘Çalıntı topraklarda kimseye yasa dışı değildir, ICE defol’’ diyerek açıkça lanetledi. Son dönemde müzik dünyasında politik seslerin daha net, daha yüksek ve daha az çekingen çıktığını söylemek mümkün. Grammy sahnesinde, diğer ödül törenlerinde alışık olmadığımız ölçüde hükümet politikalarını iğneleyen şakalara, açıkça pozisyon alan ve sesini yükselten ünlülere rastladık.

Ödül konuşmalarında verilen mesajlar ve sahnede yapılan doğrudan çağrılarla birlikte, müzik ödüllerinin etrafında hatırı sayılır bir protesto ve görünürlük alanı oluştuğunu söylemek mümkün. Ama burada durup sormak gerekiyor: Neden özellikle müzik? Neden bu sahneler diğer kültürel alanlara kıyasla daha politik, daha cesur ve daha sesli? Cevap belki de çok basit: Müzik zaten her zaman politikti. Protesto şarkılarından direniş marşlarına, yas tutmaktan kolektif öfkeye kadar müzik, duyguları örgütlemenin en hızlı yollarından biri oldu.

Müzik dünyasında dinleyiciyle kurulan ilişki daha temaslı, daha süreklilik içeren bir bağa dayanıyor. Dinleyici kendisine sunulanı sahipleniyor, sözleri sloganlaştırıyor, sanatçının duruşunu kendi kimliğinin bir parçası haline getiriyor. Konserlerde, sosyal medyada ve bağış kampanyalarında bu katılım açıkça hissediliyor. Bu nedenle müzik ödülleri, sembolik jestlerin orada kalmadığı ve kolaylıkla kolektif bir harekete evrilebildiği nadir alanlardan biri haline geliyor.

Büyük film şirketlerinin sinemacılar ile izleyicinin arasında durduğu (ve belirleyici olduğu) Hollywood’da politik mesajların önüne geçen pek çok mekanizma söz konusu. Ödül törenleri de bu mekanizmaların gölgesinde steril bir alana dönüşüyor o yüzden. Ama buna sağlam şekilde meydan okuyanlar da yok değil; Olivia Colman, Mark Ruffalo, Tilda Swinton, Javier Bardem, Joaquin Phoenix gibi isimlerin de yer aldığı binlerce sinemacının bir araya gelerek Filistin’deki soykırıma karşı İsrailli şirketlerle çalışmayacaklarını açıklamaları o açıdan anlamlıydı.

Ufukta, çok yakında Oscar’lar sahiplerini bulacak. Neler göreceğimizi aşağı yukarı tahmin ediyoruz gibi. Muhtemelen ABD’de yaşananlar sonrası Trump hükümetinin göçmen karşıtı politikalarına karşı daha çok ses duyacağız. Ve elbette, daha çok rozet görecek bu gözler… Yine de yazının başındaki gibi düşünmeden edemiyoruz: Mikro aktivizm bu ölçekte yeterli bir araç mı? Vicdan rahatlatan estetik bir pozisyon mu? Yoksa ‘‘hiç yoktan iyi’’ mi?

Belki de cevapsız kalan bu soruların merkezinde, protestoların yer değiştirmiş olması yatıyor. Sokakların giderek daha fazla kısıtlanmaya çalışıldığı, şiddetin ve savaşın gündelik hayatı belirlediği bir dünyada, sosyal medya giderek daha da güçlenen bir araç, bir alan. Kırmızı halılar, sahneler ve mikrofonlar sosyal medyada ses getirmenin bir yolu belki de. Peki ünlüler kendi platformlarının üstlendiği sorumluluğu yerine getiriyor mu?

Bu noktada Song ve Choi’nin 2024 yılında yayımladıkları çalışma önemli bir çerçeve sunuyor. Araştırma, ünlü aktivizminin etkisinin bireysel temsilden değil, hayranların katılımcı kültüründen kaynaklandığını ortaya koyuyor. Kırmızı halıdaki sembolik jestler, ancak hayran toplulukları tarafından kolektif eyleme dönüştürüldüğünde anlamlı bir politik etki yaratıyor. Kampanyalar düzenleniyor, sosyal medya görünürlüğü artıyor, bağış ağları oluşuyor…

Hatırlayacağımız üzere bir dönem Instagram, Filistin içeriklerini gizliyor ya da erişimini kısıtlıyordu. Bu durumun ardından, ünlülerin sergilediği duruşlarla birlikte algoritmaların yeniden düzenlendiği ve içeriklerin görünür hale geldiği gözlemlendi ya da en azından görünmez kalması artık mümkün olmadı. Kim bilir…

Bu kolektif hareketler, hayranların ve takipçilerin desteğiyle güç kazanıyor. Kolektif iletişim süreçleri, kampanyaları ve bağışları büyütüyor. Bu bağışlar bazen somut bir umuda dönüşüyor, bazen de yalnızca “biliniyor olmak” bile yeterli oluyor. Tıpkı bu yazıda sorulan diğer sorular gibi, bu mesele de açık uçlu kalıyor.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin