Yazı: Seden Mestan

Son bir yıldır Neil Young albümlerine dadanıp neredeyse başka da bir şey dinlemeyen biri olarak (abartmakta sakınca yok) söyleyebilirim ki yeni müzikler karşısında heyecanlanmam, duvarlara bakıp efkarlanmam çok zor… Birazdan söyleyeceklerimin önemini (!) kavrayabilmeniz için bunu belirtmeyi gerekli gördüm. Neyse…

Genellemelerden çok korkarım (ve hatta koşarak kaçarım) ama bir grubu ilk dinlediğiniz anı hatırlıyorsanız o grupla aranızdaki ilişki hep özel kalacaktır -ki bence bu durum “ilk duyuşta aşk” olarak da nitelendirilebilir.

Yazı: Seden Mestan

Pixies tam 22 yıl sonra yepyeni kayıtlarla geldi. Önce, “Kim Deal’sız Pixies’i ben n’eyleyeyim” diye nankörce bir tavır takınmış olsam da şu bir gerçek ki Pixies’in yaptığı her müziği alırım hayatımın baş köşesine koyarım. (Arabesk!)

Hayatımın başköşesine koyarım derken gerçekten diyorum. Yolda giderken, ofiste bunalırken, bira içerken, duştayken vesaire vesaire ama en çok göbek atarken seviyorum Pixies’i…

Yazı: Seden Mestan

Marsilya’ya daha önce hiç gitmemiş olmak oraya dair hayaller kurmaya bir engel olmasa gerek çünkü kafada oluşacak görüntüler çok net: Masmavi suların dibinde uzanan devasa limanı, birkaç yüzyıllık bir tarihi günümüze taşıyan ihtişamlı mimarisi, kozmopolit yapısı sayesinde her geçen gün daha da kalabalıklaşan…

Tamam bu kadar edebiyat yeter!  Marsilya’ya ilk kez gideceklerin neler yapması gerektiğini yukarıdaki birkaç cümleyle özetler gibi olduk zaten.

İlk başta Le Vieux Port (hani yatların limanda yan yana dizildiği o klasik Marsilya manzarası vardır ya, işte o manzaranın ait olduğu yer) ve çevresini bir güzel gezdikten sonra limandan azıcık uzaklaşıp şehrin daracık sokaklarına daldığınızda Marsilya’nın genç yüzüyle karşılaşmanız fazla uzun sürmeyecek.