23 Yıl beklemeye değdi: 28 Years Later film incelemesi

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Merak ve aksiyon dozu oldukça yüksek fragmanından sonra, 28 Years Later’a dair beklentiler iyice artmıştı. Tabii, ilk filmin yaratıcıları ve onun bu kadar efsanevi hale gelmesinin asıl mimarları Danny Boyle ve Alex Garland’ın yeniden bir araya gelecek olmaları heyecanımızın asıl kaynağıydı.

Serinin ilk filmi, 2002 çıkışlı 28 Days Later, bizi hem genç Cillian Murphy ile tanıştırmış hem de korku sinemasına adını altın harflerle kazımıştı. Britanya’da ortaya çıkan “öfke” enfeksiyonunun kısa sürede yayılması ve tüm bölgeyi enfekte etmesi sonucu kalan bir avuç insanın hikayesini anlatan film; Danny Boyle ile özdeşleşen çekim teknikleri ve müzikleriyle kült haline geldi. Ben ve yaşıtlarımın çocukluk travması olması bir yana dursun, üzerinden geçen zaman ve türün yarattığı çokça örneğe rağmen sağlam yerini hep korudu.

2007’de, Garland ve Boyle ikilisinin yalnızca yapımcı olarak yer aldığı ve Juan Carlos Fresnadillo’nun yönetmen koltuğunda olduğu ikinci film 28 Weeks Later vizyona girdi. Amerikan ordusunun Londra’nın belirli bir bölgesini temizleyerek “yeniden yerleşim” süreci başlatması ve bir hata ile virüsün yeniden yayılmasını anlatan film, ilki kadar ilgi görmedi; ancak seriye dair hislerimizi korumayı bir şekilde başardı.

Şimdi, ikinci filmin üzerinden 18 yıl geçmişken, serinin üçüncü filmi için Garland-Boyle ikilisi yeniden bir araya geldi ve sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: bekleyişe değen bir üçüncü filmle karşımızdalar.

İskoçya’da küçük bir adada yaşadıkları için tüm bu olup bitenden etkilenmeden sıyrılan bir grup insan, temel ihtiyaçlarını karşılamak için zaman zaman ana karaya gitmek zorundadır. Gelgit sebebiyle ana karaya giden yol yılın belirli zamanlarında sular altında kalmaktadır. Her ne kadar ada hayatında herkes sağlıklı olsa da ana kara tamamen enfektelere bırakıldığı için herkes bu türle savaşmayı da öğrenmek zorunda kalmıştır. Ana karakterimiz, 12 yaşındaki Spike, artık rüştünü ispat etmek ve ilk “enfekte fight”ını yaşamak için ana karaya gider. Ne var ki, ana karada o şartlara göre her şey yolunda olmasına rağmen Spike’ın kendine dair içine sinmeyen bir şeyler vardır. Bu huzursuzluk, hiç bilmek istemeyeceği bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalmasıyla artık arşa çıkar.

Jodie Comer, Ralph Fiennes, Aaron Taylor-Johnson ve Alfie Williams’ı başrollerinde izlediğimiz filmin ilk yarısında yeni enfekte türleriyle tanışıyor ve şiddet dozu oldukça yüksek sahneler izliyoruz. Özellikle, Alfa adını verdikleri ve steroid etkisi almış gibi son derece çevik ve hızlı hale gelen bu güçlü enfekte türü, bizim için asıl tehlike ve şiddetin esas kaynağı. Çok yoğun ve uzun şiddet sahneleri, böylesi bir film için gerekli olduğu ve yönetmenin başarısıyla da dozunda kaldığı için rahatsız edicilik seviyesine asla ulaşmayan bir seviyede.

İlk filmde olduğu gibi CGI tercih edilmeyip optik kamera oyunlarına başvuran Danny Boyle, birçok sahnede yalnızca iPhone kamerası kullanıyor. Derinlik ve hız algısıyla sürekli oynayan lensler sayesinde filmin temposu hiç düşmüyor ve bize özlediğimiz o mücadeleyi yeniden veriyor.

İkinci yarıda aksiyon dozu biraz düşerek karakterlerin duygusal dönüşümlerine odaklanıyoruz. Spike’ın büyüme sancıları ve yaşadığı bu olağanüstü durumlara rağmen ailesini koruma çabasını izlerken; ölüm korkusu ve ölüme rağmen sevgi gibi, aslında tüm serinin merkezinde duran o temayı yeniden ve daha güçlü hatırlıyoruz.

Benim ve yaşıtlarımın çocukluk travması olan ilk filmle doğrudan bir bağ kuran ve ona hak ettiği devamı veren filme dair iki olumsuz yorumum; ikinci yarıdaki asker karakterin biraz sallapati yazılmış olması ve finale doğru adımların koşar hale gelmesi. 2026’da izleyeceğimiz ve Jim karakteriyle Cillian Murphy’nin yeniden kadroya dahil olacağı bilgisi, bu hızlı finale biraz daha yapıcı bakmamızı sağlıyor.

İzlemeyenler için, filmin ilk ve son sahnelerindeki bağa dikkat etmelerini veya Danny Boyle’un bu konudaki açıklamalarına mutlaka göz gezdirmelerini öneririm.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin