Bu 8 Mart’ta da isyanı ve mücadelemizi büyütüyoruz

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

365 günün biriciği 8 Mart geldi çattı. Gönül ister ki sadece coşkuyla, danslarla, eğlenerek “kutlayalım” kazanılmış hakları, verilen mücadeleyi, geldiğimiz yolları… Ama bu sene de 8 Mart’a acıyla, yasla, öfkeyle ama en çok da birbirimize olan güvenimiz ve dayanışmayı merkeze alan mücadelemizle giriyoruz.

Kadınlar en çok güvende olmaları gereken yerde, evlerinde ya da sokak ortasında katlediliyor, hemen yanıbaşımızda yaşanan yıkıcı savaşlarda okullar doğrudan hedef alınıyor, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere doğrudan sivillere saldırılıyor. Göçmen kadınlar, vahşice katlediliyor. Çocuk yaştayken istismar edilen ve daha sonra faille evlendirilen Fatmanur Çelik ile yine Şengüler’in yıllarca istismar ettiği kızı Hifa İkra Şengüler, Zeytinburnu sahilinde ölü bulunuyor. “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” demeyen kadınların, şüpheli ölümlerin haberlerini alıyoruz her gün. Kadınlar, birbirlerinin tabutlarını sırtlıyor. Öte yandan cezasızlık politikaları erkek şiddetine alan açıyor, erkekler ellerini kollarını sallayarak hayatlarına devam ediyor. Faillerin, ellerini kollarını sallayarak gezdiği, uğradıklarını iddia ettikleri itibar suikastinin yanlarından teğet bile geçmediğini görüyoruz.

Biz her zaman olduğu gibi gücünü, feminist ve kuir dayanışmasından alan 8 Mart’ı karşılarken yaşadıklarımızı düşünüyor ve her şeye rağmen “devam etme” gücü veren dayanışmamızı büyütüyoruz.

Erkekler kadınları katlediyor: Kadınlar en çok evlerinde, ateşli silahlarla öldürüldü

Kadın cinayetlerinde tablo maalesef geçen yıllardan farklı değil.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunu’nun verilerine göre Ocak 2026’da, 22 kadın cinayeti işlendi, 14 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen 22 kadından 1’i ekonomik bahanelerle, 1’i kızının evli olduğu erkeğin barışma teklifini kabul etmemesi bahanesiyle öldürüldü. 20’sinin hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

Kadınlar en çok evli olduğu erkekler tarafından öldürüldü

Ocak ayında öldürülen 22 kadından 5’i evli olduğu erkek, 3’ü birlikte olduğu erkek, 2’si tanıdığı biri, 2’si babası, 1’i oğlu, 1’i kardeşi, 1’i eskiden evli olduğu erkek, 1’i eskiden birlikte olduğu erkek, 1’i akrabası, 1’i eski damadı tarafından öldürüldü. 4 kadının öldüren kişi ile yakınlığı tespit edilemedi. Bu ay kadınların  yüzde 23’ü evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Kadınların 16’sı evinde, 3’ü sokakta, 2’si ıssız bir yerde öldürüldü. 1 kadının öldürüldüğü yer tespit edilemedi. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 73’ü evlerinde öldürüldü.

Ocak 2026’da öldürülen kadınların 11’i ateşli silahlarla, 5’i boğularak, 4’ü kesici aletlerle, 1’i yüksekten atılarak, 1’i darp edilerek öldürüldü. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 50’si ateşli silah ile öldürüldü.

Şubat ayında 23 kadın cinayeti, 29 şüpheli kadın ölümü

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Şubat 2026 verilerine göre bu ay 23 kadın cinayeti işlendi, 29 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen 23 kadından 6’sı hayatına dair karar almak istediği için, 2’si ekonomik bahanelerle, 1’i ise diğer bahanelerle öldürüldü. 14’ünün hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

Kadınların 15’i evinde, 4’ü sokakta, 2’si araba içerisinde, 1’i diğer kamusal alanlarda öldürüldü. 1 kadının öldürüldüğü yer tespit edilemedi. Şubat ayında öldürülen kadınların yüzde 65’i evlerinde öldürüldü. Yani yine en güvende olması gerekilen evler, kadınların öldürüldüğü yer oldu.

Şubat ayında öldürülen kadınların 14’ü ateşli silahlarla, 6’sı kesici aletlerle, 2’si boğularak, 1’i darp edilerek öldürüldü. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 61’i ateşli silahla öldürüldü.

Fatmanur Çelik ve kızı ölü bulundu

Çocuk yaştayken Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler tarafından istismar edilen ve faille evlendirilen Fatmanur Çelik ile yine failin yıllarca istismar ettiği sekiz yaşındaki kızı ölü bulundu.

Kendisine cinsel saldırıda bulunan Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler ile zorla evlendirilen, çocuğu da aynı fail tarafından cinsel istismara maruz kalan anne Fatmanur Çelik haftalarca adalet nöbeti yapmıştı.

Hayattayken gerçekleştirdiği adalet nöbetinde bianet’e şunları demişti:

“Bu aşamada benim intiharım asla söz konusu değildir. Başıma bir şey gelirse bunun intihar gibi gösterilmesine izin verilmemesini istiyorum. Bu kadar doktor raporu varken, bu kadar mücadele ederken neden evladımın elimden alınmasıyla tehdit ediliyorum? Yanımda olması gerekenler neden karşımda duruyor? Fakir ve kimsesiz olduğumuz için bizi kurban etmek daha mı kolay?”

Çelik, Ayhan Şengüler’in kızını üç yaşındayken istismar ettiğini duyurmuştu.

Çelik’in avukatı Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği üyesi Buse Naz Güneş BirGün’den Sarya Toprak’a konuştu. Güneş, “Hifa yaşadıklarının etkisiyle ve yetkili kurumların ihmali nedeniyle aylardır yemek yemiyor su bile içmiyordu. Annesinin şırınga yardımıyla birkaç damla su içirerek hayatta tutmaya çalıştığı bir çocuk haline gelmişti” dedi.

Annenin Çekmeköy civarındaki birçok hastaneye başvurup kızının yatışının yapılması için talepte bulunduğunu kaydeden Güneş hiçbir hastanenin çocuğun yatışını kabul etmediğini söyledi.

Evrensel’den Eylem Nazlıer’in haberine göre ise Fatma Nur Çelik ve kızı Hifa İkra Çelik’in şüpheli ölümü ardından cenaze töreni düzenlendi. Kadınlar, “Fatma Nur iki kere öldü. Nerede adalet, nerede savcı nerede hakim?” diye tepki gösterdi. Kadınlar, Çelik ve kızının cenazelerinin erkekler tarafından taşınmasına müsaaade etmedi. Anne ve kızı Ihlamurkuyu Mezarlığı’nda defnedildi.

LGBTİ+’ların “tepesinde” sallanan bir parmak: Yargı taslağı

Türkiye bir süredir LGBTİ+ haklarını hedef alan yeni yargı paketini konuşuyor.

11. Yargı Paketi döneminde gündeme gelen düzenlemeyle transların cinsiyet uyum süreci zorlaştırılırken yurtdışında ameliyat olanların cezalandırılması öngörülüyor, doğrudan LGBTİ+’ların yaşam ve özgürlüklerini sınırlayıcı maddeler konuşuluyordu.

Geçen yıl, AKP iktidarının “Aile Yılı” propagandası altında konuştuk tüm bu gelişmeleri. Nihayetinde LGBTİ+ varoluşunu ve haklarını doğrudan hedefe alan bu olası düzenlemeler, toplumsal cinsiyet rollerini daha da keskin hale getirecek, kadınların ve kuirlerin bedenleri ve kimlikleri üzerinde doğrudan bir baskı hatta yasaklar oluşturacak. Feminist aktivistler ayrıca bu baskıların, örgüt ve kadın aktivistlerin “genel ahlaka aykırılık” gerekçesiyle yasal takibe uğrayabileceğini söylüyordu.

Mücadele her zamanki gibi büyüyerek devam etti. Siyasi partiler, feministler, insan hakları kurumları ve LGBTİ+ aktivistlerinden gelen tepkilerin ardından LGBTİ+’lara yönelik “cinsiyet değişikliğine” ilişkin düzenleme, 11. Yargı Paketi’nden kaldırıldı.

Fakat bu taslak adeta LGBTİ+’ların tepesinde sallanan bir parmağa dönüştü. Muhtelif zamanlarda hortlayan bir hayalet de diyebiliriz tabi… Zira yakın zamanda11. Yargı Paketi’nden çıkarılan LGBTİ+ karşıtı düzenlemelerin yeniden gündeme alınacağı öne sürüldü. İlk iddia, iktidara yakın Türkiye gazetesinden geldi. Gazetenin 17 Şubat tarihli  “LGBT’yi övene 3 yıl hapis yolda! Sapkın akımlara karşı ağır yaptırımlar geliyor” başlıklı haberine göre, 11’inci yargı paketinden son anda çıkarılan cezai düzenlemelerin kısa süre içinde yeniden gündeme getirilmesi bekleniyor.

Hak savunucularına da ceza

Üzerinde çalışılan taslağa göre, cinsiyet geçiş operasyonları zorlaştırılırken, “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunan ya da bulunmayı alenen teşvik eden, öven veya özendiren kişi” 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İddialara göre taslak, hak savunucularını da kapsıyor.

Haberde iddia edildiği üzere, taslakta LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı yasal ve tıbbi düzenlemeler daha da katı hale geliyor. Ayrıca hak savunucularını da kapsıyor. Habere göre taslakta şu maddeler yer alacak:

  • Cinsiyet uyum operasyonlarının yaşı 25’e yükseltilecek ve operasyon için kişilerin mahkemeye başvurarak izin alması gerekecek. “Kanuna aykırı cinsiyet değişikliği” operasyonu gerçekleştiren kişilere 3-7 yıl hapis ve adlî para cezası verilecek. Eğer ameliyat çocuğa karşı veya yetkili olmayan biri tarafından yapılmışsa, cezalar bir kat artırılacak. Kanunda belirtilen kurallara aykırı olarak cinsiyet uyum operasyonu yaptıran kişiye ise 1-3 yıl hapis cezası öngörülüyor.
  • Operasyonun ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunu belgelemek için kişilerin, Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen eğitim ve araştırma hastanesinde en az üçer ay aralıklarla yapılan dört değerlendirme sonucunda verilecek resmî sağlık kurulu raporuna sahip olması şart olacak.
  • Taslak ayrıca, “genel ahlaka aykırı” tutum ve davranışlarda bulunan veya bunları alenen teşvik eden, öven ya da özendiren kişilere 1-3 yıl hapis cezası getirilmesini öngörüyor.
  • Aynı cinsiyetteki kişilerin nişan veya evlilik töreni düzenlemesi hâlinde taraflar 1 yıl 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak.

Bakan Gürlek 12. Yargı paketini işaret etti

Söylemler yalnızca, haber adı altında kulaklarına fısıldananları nefret söylemleriyle yazan gazetelerle sınırlı kalmadı tabii. Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek de yakın zamanda LGBTİ+’ları hedef alan açıklamalar yaptı. Gürlek sosyal medyada “çocukların cinsiyetsizliğe teşvik edildiğini” söyledi. “Bunlarla mücadele etmemiz lazım, edeceğiz (…)”dedikten sonra ekledi:  (…) İnşallah bunları 12’nci Yargı Paketi’nde getirmeyi düşünüyoruz.”

Bakan Gürlek ayrıca AKP toplantısı öncesinde gazetecilerin sorusu üzerine, LGBTİ+ları hedef alan yasa tekliflerine dair, “Sapkın akımlar, gençlerin cinsiyetsizleştirmeye özendirilmesi, sosyal medyada buna dair kurulan siteler, bunlarla ilgili zaten bizim genel şeyimiz bu, toplumun genel ahlakını bozan… Bunlarla ilgili elbette çalışma yapıyoruz” diye konuşmuştu.

26 kurumdan ortak tepki: Gürlek’in sinyalini verdiği ‘LGBTİ+ karşıtı yasa’ insan haklarına aykırı

Doğrudan LGBTİ+’ların yaşam haklarına müdahale eden ayrımcı taslak iddiaları üzerine siyasi partiler, feministler, insan hakları savunucuları ve LGBTİ+ aktivistleri mücadele etmeye devam ediyor. İnsan hakları, basın, hukuk ve sağlık alanından 26 örgüt Ankara’da düzenledikleri basın toplantısıyla LGBTİ+’lara yönelik baskılara ve hazırlanmakta olduğu belirtilen LGBTİ+ karşıtı yasa düzenlemelerine tepki gösterdi. Açıklamada “Baskılara, yasaklara ve kriminalize etme çabalarına karşı haklarımızı savunmaya devam edeceğiz” mesajı verildi.

ABD-İsrail, İran’a saldırılarında okul hedef alındı: Savaşın en büyük sivil katliamı

Takvimler 28 Şubat’ı gösterirken ABD ve İsrail, İran’a saldırdı. Hâlâ devam eden saldırılarda, İran’ın üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin yanı sıra çok sayıda çocuk hayatını kaybetti.

28 Şubat’ta ise İsrail’in ateşlediği füze, İran’ın güneyindeki Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentinde bulunan Shajareh Tayyebeh Kız Okuluna isabet etti. Füze, okul binasını yerle bir etti, yaşları 7 ila 12 arasında yüzlerce kız çocuğunu öldürdü.

Yerel sağlık yetkilileri ve İran devlet medyasına göre, Minab kasabasındaki Şajarah Tayyebeh okulunda ders gören çoğu öğrenci olmak üzere 165 kişi öldürüldü, 100 kişi yaralandı. The Times ve Guardian tarafından doğrulanan çeşitli video ve görüntüler, iki katlı binanın en az yarısının patlamada yıkıldığını gösteriyor.

ABD saldırıyı araştırıyormuş

UNESCO tarafından uluslararası hukukun “ciddi bir ihlali” olarak tanımlanan saldırı, İran ile İsrail ve ABD arasındaki savaşın en büyük sivil katliamı olarak tarihe geçti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, yaptığı açıklamada ABD ve İsrail’in okulu hedef aldığı saldırının soruşturulduğunu kabul ederek, “Sivil hedefleri asla kasten vurmayız ancak bu durumu inceliyoruz” dedi.

Şu an için kapsamlı ve teyitli verilere ulaşmak mümkün olmasa da saldırılar, kadınlar ve kız çocukları da dahil olmak üzere sivilleri doğrudan hedef alıyor.

Birleşmiş Milletler Kadın birimi de İran’a yönelik saldırılar ve Ortadoğu’da yaşananlar üzerine 3 Mart tarihinde bir açıklama yayımladı: “Dünyanın her yerindeki kadınlar ve kız çocukları, şiddet ve ayrımcılıktan uzak, güven ve huzur içinde yaşama hakkına sahiptir. Artan düşmanlıklar temel hizmetleri aksatmakta, cinsiyete dayalı şiddet riskini artırmakta ve kadın liderliğindeki örgütleri ve ilk müdahale ekiplerini daha da kısıtlayıp tehlikeye atmaktadır.

Birleşmiş Milletler’den çağrılar

Saldırı sonrasında uluslararası toplumdan tepkiler geldi. Birleşmiş Milletler ve insan hakları kuruluşları olaydan duydukları endişeyi dile getirerek bağımsız bir soruşturma çağrısı yaptı. UNESCO, bir ilkokulun bombalanmasının insani hukukun ciddi bir ihlali oluşturduğunu ifade eden bir açıklama yayınladı.

BM Kadın Birimi, Genel Sekreterin Ortadoğu’da derhal gerilimin azaltılması ve tüm tarafların uluslararası hukuka uyması, kadınları, kız çocuklarını, tüm sivilleri ve sivil altyapıyı koruması yönündeki çağrısını yinelemektedir.”

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin yayımladığı güncel bir başka rapor ise ”Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları İçin Adalete Erişimi Güvence Altına Almak ve Güçlendirmek” başlıklı. Rapor kadınları ve kız çocuklarını korumakla görevli sistemlerin bizzat kendilerini ihmal ettiğini, bu durumun onları istismara, adaletsizliğe ve cezasızlığa maruz bıraktığını ve cinsiyet eşitliğine karşı tepkilerin yoğunlaştığını gözler önüne seriyor.

ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ederken İran da misillime saldırılarıyla karşılık veriyor. Ortadoğu’daki kriz derinleşirken her zaman olduğu gibi çocuklar, kadınlar ve siviller savaştan en çok etkilenenlerin başında.

Gazze’de öldürülenlerin yüzde 56’sı kadın, çocuk ve yaşlılar

İsrail’in Filistin’deki soykırımı maalesef bitmiş değil. Her ne kadar “ateşkes” ilan edildiği duyurulsa da Gazze’den yeni saldırılar ve sivil ölümleri haberleri gelmeye devam ediyor.

The Lancet Global Health dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre İsrail’in Gazze’de yürüttüğü ve 16 ay süren savaşın ilk döneminde ölümler 75 bini aştı. Bu sayı, o dönemdeki resmî verilerin çok daha üstünde olduğu görülüyor.

Gazze Ölüm Araştırması (Gaza Mortality Survey), 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında Gazze’de 75 bin 200 kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor. Öte yandan 2025 yılı 5 Ocak tarihinde Filistin Sağlık Bakanlığı can kaybını 49 bin 90 olarak açıklamıştı. Yeni çalışma, gerçek sayının yaklaşık yüzde 35 daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Araştırmada ayrıca, Gazze sağlık bakanlığı tarafından öldürülenler arasında kadın, çocuk ve yaşlıların oranı hakkında veriler paylaşıldı. Çalışma, 7 Ekim 2023 ve 5 Ocak 2025 arasında toplam 42.200 kadın, çocuk ve yaşlının öldüğünü buldu. Bu ölümler Gazze’deki ölümlerin yüzde 56’sını oluşturuyor.

Epstein dosyası

Dünya bir süredir Epstein dosyalarından yayımlananan milyonlarca belgeyi konuşuyor. Tanıdık simaların boy boy isim listelerinin ifşa edildiği bu belgeler her ne kadar magazin sosu ve bol bol teorilerle konuşulsa da ortada istismarın, şiddetin, kadına ve çocuğa karşı işlenen birçok suçun yattığı buz gibi bir gerçek.

Jeffrey Epstein, yıllar boyunca çok sayıda genç kadın ve kız çocuğunun mağdur olduğu bir istismar zincirinin başındaki isim. Ve bu çarka dönüşen sistemin içinde birbirinden ünlü isimler, bürokratlar, siyasiler kısacası aklınıza gelebilecek ve hatta gelemeyecek isimler var.

Epstein dosyalarından yayımlanan 3 milyon küsür belgenin her birinde bir skandal yani esasen hayatı gasp edilmiş, istismar edilmiş kadınlar ve çocukların maruz bırakıldıklarını gösteren gerçekler var. Mahkeme belgeleri, tıbbi raporlar ve soruşturma kayıtları da yayınlanan yeni materyaller arasında yer alıyor. ABD Adalet Bakan Yardımcısı Todd Blanche, dosyalar arasında pornografik içeriklerin de bulunduğunu belirtti. Adalet Bakanlığı’nın internet sitesinde şu ana kadar toplam on bir veri seti yayınlanmış durumda. Bakanlık, ilk dosyaları Aralık ayı sonunda paylaşmaya başlamıştı.

Epstein dosyası ve ifşalar, bir “manyağın” tek başına işlediği suçların ve sapkınlıkların hikayesi değil, erkek egemen bir sistemin para ve güç parametreleriyle nasıl bir sisteme dönüştüğünü gösteren kan donduran bir mesele.

Söylenecek çok söz, konuşulacak çok şey ve gidilecek çok mesafe var bu konuda. Başlı başına bir başka yazının konusu. Sözü Çatlak Zemin’de yayımlanan Elif Sevimay imzalı yazıdan ödünç aldığımız şu alıntıyla bitirelim:

“Bugün servis edilen belgeler; cinsel sömürünün ve şiddetin yalnızca belirli bir gündeme hizmet ettiğinde görünür hale geldiğini, mağdurların deneyimlerinin ise araçsallaştırıldığını açıkça ortaya koyuyor.

(…)Belgeler magazinsel biçimde, şiddet mağdurlarının mahremiyeti gözetilmeden ve hâlâ karartılmış bölümlerle sunuluyor. Bu, sürecin önlemeye değil, ağı görünür kılarken kontrol etmeye hizmet ettiğini gösteriyor. Cinsel sömürü, faillerin ahlaki sapmasına indirgenerek tartışılamaz, tartışılmamalı. Epstein meselesini “Amerika’daki bir grup elit sapkın” anlatısı olarak kurmak, istismarın yanı başımızda da yaşandığı gerçeğinden soyutlanmamıza yol açabilir. Küresel seks ticaretinin sistemselliğini görmezden gelmeye de sebep verebilir. (…)”

Durdona Khakimova cinayeti göçmen kadınlar

Kadına yönelik şiddetin cezası kalması, kadınları koruma mekanizmalarının tam ve doğru işlememesi, kadınları koruyan yasaların yürürlükten çıkarılması, erkek egemen bakışın kadınların hayatları ve varoluşları üzerindeki baskıları… Tüm kadınların mücadele ettiği bu düzende göçmen kadınlar için her şey daha da zor. Zira göçmen kadınlar, uğradıkları şiddeti ve istismarı anlatacakları kurumlara gittiklerinde sonlarının geri gönderim merkezleri olduğunu biliyor.

Bir yanda siyasilerden toplumun her kesimine nüfuz eden göçmen karşıtı söylemler, bir yanda göçmen bir kadın olmanın getirdiği güvencesizlik, alabildiğine korku ve bir o kadar da çaresizlik. Göçmen kadınlar da bu sistem içinde hayatta kalmaya çalışıyor.

Yeni bir yaşam mücadelesi için geldikleri ülkelerde de durum maalesef değişmiyor. Yılın ilk aylarında, Özbekistan uyruklu 37 yaşındaki Durdona Khakimova’nın vahşice katledilmesi göçmen kadınların maruz bırakıldıklarını bir kez daha gündeme getirdi.

Cesedi parçalanarak çöp konteynerine atılan Khakimova’nın cinayetiyle ilgili iki Özbek uyruklu erkek Gürcistan’a kaçarken yakalandı. Ajanslara göre 12 Şubat’ta Khakimova’nın öldürüldüğü Ümraniye’deki evde Özbekistanlı Ergashalieva Sayyora’nın da aynı kişiler tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı.

Durdana Khakimova’nın İstanbul’da vahşice öldürülmesi, kadınlar sokaklarda erkek şiddetine karşı “Öldürülen kadınlar için adalet istiyoruz”, “Göçmen kadınlar yalnız değildir” sloganları ile yürüdü. Kadınlar yaptıkları basın açıklamasında Khakimova’yı öldürenin yalnızca elindeki bıçakla onu katleden fail olmadığını söyledi, katile ortam sağlayan düzeni bir kez daha ifşa etti.

Buradan bir kere daha tekrarlayalım. Kadına yönelik şiddettin ve cinayetlerin en temelini erkek egemen sistem ve cezasızlık politikaları oluşturmakta. Göçmen kadınları hedef haline getiren düzenin temelinde ise kadınlar başta olmak üzere tüm göçmenleri hedef alan söylemler, ayrımcılık ve bunları görünmez kılan göç politikaları yatıyor.  Tam da bu nedenle meseleyi bir caninin vahşice işlediği bir cinayet olarak görmekten ziyade büyük sistem sorunu, devlet politikaları ve ataerkil toplumsal yapının sonucu olarak görmek gerekiyor.

8 Mart’a çağrı: Öfkemizle, neşemizle, isyanımızla bir aradayız

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü koordinasyonu sosyal medya hesabından bu yıl ki Feminist Gece Yürüyüşü’nün çağrısını yaptı. Açıklamada, kadınlar ve LGBTİ+’lar 8 Mart akşamı saat 19.30’da bir araya gelmeye davet edildi.

Bu yıl 24’üncü kez gerçeklecek yürüyüşe dair çağrı ise şu şekilde:

“Bu düzeni feminist mücadelemizle, dayanışmamızla biz değiştireceğiz. Hayatın bizim için de yaşanır olduğu, eşit ve özgür bir dünya mümkün. Patriyarkaya karşı her adımda; isyanımızla, coşkumuzla, öfkemizle, neşemizle bir aradayız. 8 Mart’ta 19:30’da Feminist Gece Yürüyüşü’ndeyiz.”

Değişmeyen son sözümüz: 8 Mart’ı karşılarken…

8 Mart’ı her sene farklı ruh hallerinde ama ne olursa olsun bitmek bilmeyen bir coşku ve heyecanla karşılıyoruz. Sokakların da, meydanların da, gecelerin de bizim olduğunu biliyor, yılın en önemli gününe hazırlanıyoruz.

Yasımız, acılarımız ve büyük bir öfkemiz var. Birlikte iyileşmeye, birbirimize yetişmeye çalışıyoruz. Kadınlar ve LGBTİ+’lar olarak, birbirimizi dinlemeyi; sorunlara hep birlikte her bir öznenin faydasını düşünerek çözüm aramayı, kaybettiklerimizin hesabını sormayı ve en çok da “yalnız değilsin, değiliz” demeyi en iyi biz biliyoruz. Tam da bu nedenle önü kesilemeyen en güçlü mücadelenin özneleriyiz. İyileşmeyi, yaraları beraber sarmayı, hesap sormayı ve kırılamayan umudu, mücadelemizin kararlılığından alıyoruz.

Bu “düzen” yüzünden hayatını kaybeden her bir kızkardeşimizi sevgiyle anıyor; anılarına saygıyla, hayatta kalan ve mücadelesini sürdüren kız kardeşlerimizle dayanışmaya devam ediyoruz. İnanıyoruz ki, kurtuluşumuz hep beraber olacak. Biz hayatta kalanların haykırışları, yitirdiklerimizin ve sesini duyuramayanların sessiz çığlıkların duyurulmasına da yardım edecek. Çünkü, birbirimizi duyuyor, acılarımızı paylaşıyor ve mücadelemizi dayanışmayla büyütüyoruz.

8 Mart bizim için çok değerli. Ama en çok da isteklerimizin, hak arayışımızın ve taleplerin net bir şekilde duyulması için… Tüm dünya kadınları birbirini görüyor, güç alıyor, yola devam ediyor. Merakla, heyecanla, bitmek bilmeyen öfkemizin yanında bize yol gösteren mücadelemizle ve umutla… Ama sözde kalan, “boş” bir umut değil bu, biliyoruz. Bu umut, gücünü kadın ve LGBTİ+’ların mücadelesinden ve elbette haklılığımızdan alıyor.

Tüm bu yıkıcı gündemde, her sene olduğu gibi, biraz olsun iyi geleceğini biliyor ve hatırlatmak istiyoruz: Evde, sokakta, yıkılan bir şehirde, yardım elini beklediğimiz bir anda, gecenin karanlığında, yürümeye korktuğumuz o ıssız yolda, güvenlik endişesiyle plakasını paylaştığımız o takside, mobbinge, tacize, şiddete maruz bırakıldığımız okulda, güvende hissedemediğimiz o ortamda, iş yerinde, sosyal medyada ve aklımıza gelecek her yerde; asla yalnız yürümeyeceğiz.

8 Mart’ta sokaklarda görüşmek üzere.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin