Bildirimlerin ortasında her an ulaşılabilir olmama hakkımız

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

WhatsApp, Instagram, Twitter ve Tiktok’tan gelen bildirimler, beğeniler, yorumlar, cevaplanması gereken mesajlar, sorular… Hangi birine yetişeceğimizi sorgularken bizi ele veren mavi tıklar, çevrimiçi, okundu veya görüldü ibareleri… Etrafımız bildirimlerle ve her yoldan iletişim istekleriyle sarılıyken ulaşılabilir olmamak mümkün mü? Ya da çevrimiçi olmak, ulaşılabilir olmakla aynı anlama mı geliyor? Herkesin neredeyse her uyanık saniyesini çevrimiçi halde geçirdiği dünyamızda, iletişime kapalı olma şansımız yokmuş gibi görünüyor. Bu durum her an mesajlara cevap vermemizi bekleyen sosyal çevremizle başlayıp internete ulaşabildiğimiz sürece çalışmamızı bekleyen işverenlere kadar uzanıyor. Biz de kendimizi, her daim gecikmiş cevabımız için özür dilediğimiz cümlelerle başlayan e-posta ve mesajları yazarken buluyoruz. 

Her yerden ulaşılabilir olma hali bir zamanların en büyük mucizesiydi hatırlarsanız. Önce e-postanın sonra da Blackberry’nin çıkışıyla yolda iş halledebilenler bunun bir devrim olduğunu anlatıyor ve artık dünyanın her yerinden çalışabileceklerini anlatıyordu. Bundan sonra ofise gitmeyecek, zaman kazanacaktık. Ancak insanlara özgürlük getireceği düşünülen bu devrim kısa süre içinde bir kabusa dönüştü, çünkü herkes artık her yerden çalışabilmenin kötü yönlerini fark etti: işlerin evlere, iş saatlerinin dışına taşması ve tüm sınırların ortadan kalkması. Bu durum pandemiyle iyice korkunç bir hal aldı ve şimdilerde hem sosyal hem de profesyonel hayatımızın gerisinde hissettiğimiz bir durumun içindeyiz. Çünkü bir mesaja cevap verme hızımız birine verdiğimiz değeri veya ne kadar özverili bir çalışan olduğumuzu belirliyor. Tabii hayatımızda herhangi bir gizem ya da bilinmezlik hakkı da kalmamış oldu. Bu durumdan çıkış mümkün mü? Bildirimlerin ortasındaki çaresizliğimize ve ulaşılır olmama hakkımıza dadanıyoruz. 

Angry Season 2 GIF by Blunt Talk - Find & Share on GIPHY

Telefondan internete, e-mail’den sosyal medyaya kadar her türlü iletişim teknolojisinin ilk çıktığındaki ana vaadi; insanları birbiriyle buluşturmak ve bir bağlantı kurmak olmuş. Ancak artık bu bağlantıların bizi yalnızlaştırdığı, uzaklaştırdığı ve hatta asosyalleştirdiği konuşuluyor. Fazla bağlantılı hale geldiğimiz bir çağda, elimizde her türlü iletişime geçme imkanı varken biz yalnızca kendimizi dış dünyaya kapayıp uzaklara dalmak istiyoruz, tabii telefonumuzu da elimizden bırakmadan. Bunda seçeneklerin çokluğunun da etkisi var, ekranlardan ve sürekli uyaranlar görmekten yorulmuş olmamızın da. Bir zamanların en tercih edilen iletişim yöntemlerinden telefonda konuşmak günümüzde birçok insanın kabusu, hatta sosyal anksiyete tetikleyicisi haline geldi. Yani bir iletişim ve sosyallik ilüzyonu içinde, sosyallikten uzaklaşmayı isteyen kafa karışıklığımızda debeleniyoruz. Belki de hem işimizi hem de sosyalliğimizi aynı araçla yürütmek hiçbir şeye yetişemememize ve her cevabımızda gecikmiş hissetmemize sebep oluyor. 

Yazdığımız mesajlarda ve e-postalarda geciktiğimiz için özür dilemek de bir klasik haline geldi. Ancak ne kadar zamanın gecikmek olarak adlandırıldığını kimse tam olarak bilmiyor. Bir araştırmaya göre cevap vermesi gereken taraf bu süreyi daha kısa olarak algılıyormuş. Yani karşı taraf da anında cevap vermemizi beklemiyor genelde. Ama nedense birini bekletmek veya beklemek kötü bir imaja sahip günümüzde. Geciktiğimiz için özür dileme durumu eski zamanlardan beri, Soğuk Savaş zamanından kalan mektuplarda bile karşımıza çıksa da, bir zamanlar aylar sonra özür dilenirken şimdilerde bir saat içinde cevap vermediğimizde özür diler haldeyiz. Aslında teknolojik gelişmelerin ilk etapta bekleme sürelerini azaltacağı, boşa giden zamanı yok edeceği algısı varmış. Cevap beklediğimiz aylar ve haftalar, ya da telefonla aradığımız kişiye ulaşabilmemiz gibi pürüzler teknolojik gelişmelerle ortadan kalkacağı için her şeyin daha kısa sürede halledilmesi öngörülüyormuş. Ama bekleme süresini yok etmek sandığımız kadar faydalı mı?

Smashed GIF - Find & Share on GIPHY

University of Maryland’de medya ve bekleme kültürü alanında araştırma yapan akademisyen Jason Farman bekleme eyleminin yok edilmesi gereken bir durum olarak kodlandığını anlatıyor ve araştırmalarıyla bu algıyı tamamen değiştirmek istiyor. İnsan iletişiminde beklemenin önemini, bağ kurmaya, anlamaya ve yakınlığa katkısını incelediği kitabı Delayed Response (Gecikmiş Cevap), beklemenin bu dünyanın antidotu olup olamayacağını sorguluyor. Beklemeyle geçen zamanlara bir övgü niteliğindeki kitap, mesajla cevap arasındaki sürenin de mesaj kadar önemli olduğunu savunuyor. Sosyal medya ve kısa mesajlardan başlayıp tarihsel açıdan beklemeyi araştıran Farman, toplumların bekleme zamanını yok etmek için neler yaptıklarını ve farklı iletişim yöntemlerini keşfediyor ve anlık cevap alma istediğimizin garipliğini gözler önüne seriyor. 

Anlık cevap alma isteği işimize de yansıyınca iş çığrından çıkıyor. WhatsApp üzerinden gelen işler, profesyonel ve kişisel hayatımız arasına mesafe koymamızı engelliyor. Slack ve Asana gibi iş odaklı platformlar veya Apple’ın yeni işletim sisteminde sunduğu Focus (konsantrasyon) modu, sınırlar koymamıza yardımcı olsa da gerçek bir çözüm sunamıyor. Tabii detokslar, sosyal medyadan uzaklaşmalar ve küçük teknoloji molaları da birer sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü insanlar çalışmıyor olsalar bile her daim ulaşılabilir ya da çevrimiçi olma halinden de sıkılıyorlar. Tüm bu ulaşılabilirlik sıkıntısında asıl olay beklentilerimizi düzenlemek gibi görünüyor. Her zaman uygun, sürekli ulaşılmaya ve ulaşabilmeye açık olmamız beklenmesinin yapısal bir problem olduğunu anlamak çözüm olabilir. Dijital dünyada iş ve emeğin nasıl yapılandırıldığını da baştan düşünmek gerekiyor tabii. Fiziksel bir iş yapmadığımızda da ulaşılabilir olmanın ya da iş telefonuna cevap vermenin dahi emek olduğunu unutmamalıyız.

Phone Hang Up Reaction GIF by NETFLIX - Find & Share on GIPHY

Profesyonel ve sosyal hayat için aynı aracı kullanırken konsantre çalıştığımız zaman dışında iş için uygun olmama hakkımızı yapısal değişiklikler koruyacak gibi görünüyor. Durumun detokslar veya aplikasyonlarla çözülmeyeceği çok açık. Fransa, çalışanlara iş saatleri dışında e-postalarına cevap vermeme hakkı tanıyor mesela. Ya da İngiltere ve İspanya’nın da aralarında bulunduğu birçok ülke iş haftasını dört güne indiriyor. Bu da konsantre iş zamanınını sınırlandırarak geri kalan zamanı kendimize ayırmamıza ve net sınırlar çizmemize yardımcı olabilir. Bizim de kişisel davranışlarımıza bu gözle tekrar bakmamız önemli. Beklemekten veya bekletmekten neden korktuğumuzu sorgulamak, bekleme zamanlarını farklı bir gözle görmeye çalışmak ve ulaşılabilir olmamanın bir hak olduğunu hatırlamak yapabileceklerimiz arasında. Aslında birçok iyi fikir ve önemli farkındalık beklerken ve sıkılırken gelmiyor mu? Belki de sıkılmayı ve beklemeyi tekrar hatırlamamız gerekiyordur. 

Reaction GIF by NETFLIX - Find & Share on GIPHY

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin