Dadandığımız (ve dadanacağımız) kitaplar, sergiler ve oyunlar eşliğinde: Ekim 2025 ajandası

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Eylül ayında sanat sezonunu adeta baş döndüren bir hızla açmış, sergiler, bienaller ve festivallerle ajandalarımızı tıka basa doldurmuştuk. Zamanın nasıl aktığını fark edip biraz dertleniyoruz; seçenekler bol ama her şeyi yakalamak zor… Endişelenmeyin! Bu ay da sizi boğmadan, Ekim’in öne çıkan kültür-sanat işlerini bir araya getirdik. “Hangi oyunu izleyelim, hangi sergiyi görelim, ne okuyalım?” sorularına yanıt veren mini rehberimizle ajandanıza dadanmaya talibiz!

Hangi sergilere gidiyoruz?

Gazze Bienali: İstanbul Pavyonu: Elimde Bir Bulut, Depo İstanbul

Şu sıralar her yerde İstanbul Bienali’ne dair haberler, eleştiri yazıları ve pek tabii Instagram postları görüyor olabilirsiniz. 18. İstanbul Bienali, dumanı üstünde tüten yeni kültür sanat sezonun en “cafcaflı” işi pek tabii. Bienale dair yeterince içerik varken biz bugün size, başka bir sergiyi görmeniz için “ısrar” edeceğiz. Gazze ve Filistin’in yanı sıra farklı coğrafyalarda yaşayan 50’den fazla sanatçının eserlerini bir araya getiren Depo’daki “Gazze Bienali – İstanbul Pavyonu: Elimde Bir Bulut” sergisi. Küratörlüğünü House of Taswir sanatçıları ile Khaled Tanji, Reine Chahine, Kubilay Özmen ve Almut Sh. Bruckstein’in üstlendiği sergi, 18. Uluslararası İstanbul Bienali’yle eş zamanlı olarak Depo İstanbul’da ziyaretçilerini ağırlıyor.

Gazze Bienali, aslında tüm dünyaya; Filistin ile dayanışma için örnek olabilecek bir organizasyonla yaratıldı. 2024 yılında Gazzeli sanatçılar, Ramallah Al Risan dağındaki Forbidden Museum Al Risan (Ramallah) işbirliğiyle, olağanüstü bir sanatsal direniş eylemi olarak Gazze Bienali’ni kuşatma altındaki bir kumsaldan başlattılar. O zamandan beri, dünyanın çeşitli yerlerindeki sanat kurumları, ulusal temsillerin yerine ulusötesi bir sanatsal yakınlık ve ittifak pratiğini ortaya koyan diasporik dayanışma eylemleriyle Gazze Bienali Pavyonları’na ev sahipliği yapıyor.

Öyle ki bu sergideki eserlerin hiçbiri “orijinal” değil. Temel gıda malzemelerinin bile girişinin engellendiği Gazze’den elbette eserler ya da sanatçılar gelemedi. Ancak dayanışma ile sanatçıların işlerini görünür kılma arzusu iç içe geçince ortaya dünyadaki tüm bienallerden farklı bir organizasyon ortaya çıktı. “Yerimizden edilmeseydik ne olurdu?” sorusuna yanıt veren, özgür bir Filistin hayaliyle yanıt veren; zeytin ağaçları, duvar çizimleri, bir avuç olarak çizilen ve neredeyse 1 metrede hayat bulan bir heykel ve resimlerle dolu bu sergiyi 8 Kasım’a dek mutlaka görün. 7 Ekim 2023’ten beri tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’de yaşanan bu soykırıma, bu kez sanatçıların gözünden bakın ve ses verin.

Suzanne Lacy: Birlikte/Togæther, Sakıp Sabancı Müzesi

Kadınların toplumsal deneyimlerini konu alan performanslarıyla uluslararası sanat dünyasında önemli bir yere sahip Amerikalı sanatçı ve eğitimci Suzanne Lacy’nin Birlikte/Togæther başlıklı sergisi ziyarete açıldı. Sanatçı Türkiye’deki ilk sergisinde katılımı, dayanışmayı ve birlikte öğrenmeyi bir sanat biçimine dönüştüren uzun soluklu üretiminden seçkiler sunuyor.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde başta kadınlar ve gençler olmak üzere toplumun farklı kesimlerinden gönüllüleri bir araya getirerek “canlı tablolar” oluşturduğu performanslarında kimlik, özgürlük, şiddetin biçimleri, ekonomik zorluklar ve yaş alma gibi olguları gündeme getiren Lacy, izleyiciyi sanat ile hayatın, sanat ile siyasetin kesişimindeki sorular üzerine düşünmeye davet ediyor. Lacy’nin video enstalasyonları ve kolektif üretimlerini Türkiye’de ilk kez kapsamlı şekilde bir araya getiren sergi 14 Aralık’a kadar görülebilir.

Ne okuyoruz?

Çimen Türküsü, Truman Capote, çev: Filiz Ofluoğlu – Siren Yayınları

Her daim favorimiz Siren Kitap, yeni aya Amerikan edebiyatının devi Truman Capote’nin bir novellasıyla giriyor. Capote’nin kendi büyüme hikâyesinden izler taşıyan Çimen Türküsü bizi 1930’ların küçük bir Güney kasabasına götürüyor. Annesini ve babasını yitirdikten sonra iki yaşlı kardeş, Dolly ve Verena tarafından evlat edinilen yetim Collin Fenwick’in hayatına ortak oluyoruz. Collin’in geriye dönük anlatımıyla hem büyüme sürecindeki deneyimlerine hem de kasabadaki gözlemlerine tanıklık ediyoruz.

Sonbaharın melankolisi eşliğinde, Çimen Türküsü sizi de kendi çocukluğunuza bir yolculuğa davet ediyor. Belki de çocukluk hayallerimizi sakladığımız bir ağaç evin gölgesinde, geçmişe dönmenin mümkün olduğunu hatırlatıyor.

Siren Kitap’tan bir öneri daha:

Kadınlar Ormanı, Jennifer Clement, çev: Melisa Kesmez – Siren Kitap

Siren Kitap demişken, geçen ay raflarda yerini alan Jennifer Clement’in Kadınlar Ormanı romanını anmadan geçmek olmaz. Melisa Kesmez’in su gibi çevirisiyle okuru bir çırpıda içine çeken roman, Meksika kırsalında uyuşturucu kartellerine ve patriyarkaya karşı direnen bir grup kadının hikâyesini, Ladydi isimli genç bir kızın gözünden aktarıyor. Meksika’nın kavurucu sıcaklığını, kartellerin acımasızlığını, anne–kız ilişkilerini, kadın olmanın yükünü, kayıpları ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayanları anlatıyor.

Akreplerle, akbabalarla, erkeklerle ve erkek şiddetiyle çevrili bu boğucu dünyanın sınırlarını kadın sözleri ve kadın sesleriyle duyurmasıyla da çok kıymetli bir roman. Kadınlar Ormanı, okurken “Yazar bu gerçeği, bu kadar net ama bir o kadar da incelikli şekilde yazmış” sorusunu sorduran, çok güçlü bir roman.

Samantha Harvey, Yörüngede, çev. Püren Özgören İş Bankası Kültür Yayınları

Edebiyat dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olan Booker Ödülü’nün 2025 kısa listesi açıklandı. Aralarında geçmişte ödül kazanmış bir yazarın da bulunduğu altı kitap, bu yılki jüri tarafından 153 eser arasından seçildi. Hal böyleyken, son yılların ödüllü kitaplarını –henüz okumadıysanız—okumak için en doğru zamandayız.

Geçen yıl Booker Ödülü’nü, İngiliz yazar Samantha Harvey uzayda geçen romanı Orbital ile kazanmış ve 2019’dan bu yana ödülü alan ilk kadın olmuştu. Harvey’in beşinci romanı olan Orbital, altı astronot ve kozmonotun yalnızca bir gününü anlatıyor. Bu 24 saat boyunca ekip, sessiz mavi gezegenlerinin üzerinden 16 gün doğumu ve 16 gün batımı izliyor; kıtaların etrafında dönüyor, buzulları, çölleri, dağ zirvelerini ve okyanus dalgalarını seyrediyor. Püren Özgören’in çevirisiyle Yörüngede adıyla Türkçeye kazandırılan roman, İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlandı.

Bu senenin adaylarını merak edenler için detaylı bilgiler her zamanki gibi Booker Prize’ın web sitesinde. Biz de minik bir özet sunalım:

-Ben Markovits, The Rest of Our Lives’ta bir baba-kız yolculuğunu Amerika çapında bir keşfe dönüştürerek aile bağlarını ve bireysel arayışları öne çıkarıyor.
-David Szalay, Flesh’te Macaristan’dan Irak’a uzanan bir yaşam hikâyesiyle karakterinin dönüşümünü aktarırken modern Britanya’ya yeni bir bakış sunuyor.
-Kiran Desai, The Loneliness of Sonia and Sunny’de sosyal gerçekçilikle büyülü gerçekçiliği buluşturuyor; iki karakterin aşkı üzerinden katmanlı bir anlatı kuruyor.
-Andrew Miller, The Land in Winter’da 1962’nin sert kışında kırsal İngiltere’de arzular, hayal kırıklıkları ve sıkışmışlık duygusunu işliyor.
-Susan Choi, Flashlight’ta II. Dünya Savaşı sonrası Japonya’dan günümüze uzanan, tarihsel olayların gölgesinde şekillenen bir aile hikâyesi anlatıyor.

Han Kang, Yunanca Dersleri, çev. Göksel Türközü- April Yayıncılık

Ödüllerden devam edelim: 2024 Nobel Edebiyat Ödülü, Han Kang’a verildi. Kendisi, ödülü kazanan ilk Güney Koreli yazar ve 18. kadın oldu. Han Kang, daha 14 yaşındayken yazar olacağını biliyordu; ergenlikten itibaren geçirdiği migren atakları ise onu yazmaya teşvik etti.

Yazarın kaleme aldığı, duymadan sese, görmeden ışığa inananların romanı Yunanca Dersleri, Göksel Türközü çevirisiyle April Yayıncılık’tan çıktı. Türkçede daha önce Vejetaryen, Çocuk Geliyor, Beyaz Kitap, Veda Etmiyorum ve Sevgilinin Soğuk Elleri romanları yayımlanan Han Kang, bu romanıyla edebiyatına bir kez daha hayran bırakıyor. Yunanca Dersleri, iki insan arasında kurulan beklenmedik bağı, insana insana şifa olma halini, dilin ve dokunmanın gücünü anlattığı adeta bir aşk mektubu niteliğinde.

Han Kang hakkında pek bilinmeyen bir detay da, genç yaşlarından beri migren hastası olması. Kendisi, migren ataklarının yazma sürecini olumlu etkilediğini söylüyor: “Migrenlerim bana her zaman insan olduğumu hatırlatıyor. Çünkü atak geldiğinde işimi, okumamı, rutinimi bırakmam gerekiyor; bu, beni alçakgönüllü kılıyor ve ölümlü, savunmasız olduğumu fark etmemi sağlıyor. Belki de %100 sağlıklı ve enerjik olsaydım yazar olamazdım.”

Sahnede ne var?

En Sevdiğinden Başla

Tiyatro Hemhal’in En Sevdiğinden Başla oyununda, iki genç sanatçının gerçek ile kurgu arasındaki ince çizgide yürüyen ilişkisine tanık oluyoruz. Biri evden çıkamıyor, hayatını evde üretmekle geçiriyor; diğeri ise sanatın peşinde her şeyi göze alıyor. Ortak bir hayat, ortak bir proje… Ama asıl mücadele kendileriyle! Kill your darlings mi, yoksa en sevdiğinden başlamak mı” sorusu zihnimizin dört yanını sarıyor…

Selen Örcan’ın kaleminden çıkan, H. Emre Ünal’ın yönettiği ve Nezaket Erden ile birlikte oynadıkları En Sevdiğinden Başla, Moda Sahnesi’nde 6-7-8 Ekim saat 20:30’da sahnelenecek.

Elma Labrador Çimen

Nergis Öztürk ve Engin Hepileri, yine Tiyatroİn yapımı olan “Akciğer”den sonra bir kere daha sahnede buluşuyor. Oyun aslında yaz başında izleyicisiyle buluşmaya başlasa da sezona yeni başlıyor diyebiliriz. Alzheimer hastalığıyla mücadele eden bir çiftin 50 yıllık hikâyesini sahneye taşıyor.

Matthew Seager’in yazdığı oyun, müzikle örülmüş anılar, unutmanın hüznü ve hatırlamanın gücünü harmanlıyor. Birbirlerine duydukları sevgi ve umut, izleyicide hem duygusal hem de düşündürücü bir etki bırakıyor. Onur Ünsal’ın yönetiminde sahnelenen Elma Labrador Çimen, Fişekhane Ana Sahne’de 30 Ekim Perşembe 20:30’da izleyiciyle buluşuyor.

Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri

Fransız yazar Edouard Louis son dönemin gözde isimlerinden. Keskin ve güçlü kaleminin yanı sıra hayattaki duruşuyla da saygı eden Louis, kendi yaşam öyküsünü büyük bir açık yüreklilikle anlattığı kitaplarla tanınıyor. Kendisi kimilerine göre –üslubunun da çok benzetildiği, Fransız yazar Annie Earnaux gibi– Nobel Edebiyat Ödülü’nü yakın gelecekte mutlaka kazanacak.

Moda Sahnesi’ne daha önce de Babamı Kim Öldürdü? kitabının uyarlamasıyla konuk olan Louis bu kez annesi ve onunla ilişkisini anlattığı Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri kitabının uyarlamasıyla sahnede. Henüz genç bir kadınken ev işleri ve toplumsal baskılarla sınırlandırılan annesinin, kölelikten kadına ve özgürlüğe dönüşen öyküsünü usul adımlarla izliyoruz. İşçi sınıfı bir evde başlayan ve evlilikleri boyunca devam eden bu yolculuk, kadın olmanın, değişmenin ve kendi hayatına sahip çıkmanın hikâyesi. Kemal Aydoğanın yönettiği Onur Ünsal’ın sahnede olduğu oyun; İKSV Tiyatro Festivali kapsamında Moda Sahnesi’nde prömiyerini yapacak: Moda Sahnesi, 29-31 Ekim’de 20:30.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin