Hamlet’in intikam ateşi GTA evrenini yakarsa: GRAND THEFT HAMLET filmine dadanıyoruz

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Shakespeare’i hiç böyle görmediniz.

Hamlet’in ölümsüz “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” dizelerinin “Lütfen ateş etmeyin.” yalvarışlarıyla el ele tutuştuğu bir senaryo, buna şahit olan kişide endişe ve korku uyandırabilir. GRAND THEFT HAMLET’te ise durum kahkaha attıran, içten bir serüvene dönüşüyor.

COVID-19 salgınında tiyatrolar kapanınca belirsiz bir gelecekle karşı karşıya kalan iki tiyatrocu Sam Crane ve Mark Oosterveen, GTA’nın kaos ve şiddet dolu evreninde Hamlet oyununu sahnelendirmeye karar veriyor. Silahların ve trafik canavarı spor arabaların tiyatro evreninin en bilinen ve derinlikli eserlerinden birine seyirci olduğu bu süreci ise Sam’in belgeselci eşi Pinny Grylls kayda alarak ölümsüzleştiriyor ve ortaya akla hayale sığmayacak bir kumpanya çıkıyor.

Tüm bu akıl almaz süreci önümüze seren GRAND THEFT HAMLET’ belgeselini ilk duyduğumda, tıpkı herkes gibi ben de “Nasıl yani?” demiştim. GTA’nın kötü şöhretli Los Santos şehrinde bir Hamlet kumpanyasına yer var mı?

Bu deneysel ve (bence) çığır açan belgseli bu kadar ilginç yapan şey de Shakespeare ve GTA evrenini beklenmedik açılardan kenetleyen o görünmez katmanları mizahi bir anlatımla ve ustalıkla gözler önüne sermesi. Hamlet gibi bir intikam trajedisinin ahlak kavramına dair işlediği detayların, vahşi bir video oyununun doğasından pek de uzak bir yerde konumlanmadığını söylüyor Pinny. “[Los Santos’un] ışık ve görkeminin altında kötülük ve yozlaşma yatıyor, tıpkı Hamlet’in hayatı ve dünyası gibi.” GRAND THEFT HAMLET’in geleneksel bir Shakespeare sahnesinden tek farkı da sahte kan yerine patlayan CGI efektleriyle bezeli olması.

“Beş yüz yıllık bir Shakespeare eserini Grand Theft Auto içerisinde sahnelemenin tezatlığı insanların çok hoşuna gidiyor. Oyunda birkaç dize şiir okumak için hiç tanımadığın oyuncuları silahlarını bırakıp bize katılmaları için ikna etmeye çalışıyoruz, bu da özünde herkesi güldürecek anlara gebe oluyor.”

Kısa süreli İstanbul gezisinde Pinny ile GTA’nın zorlayıcı teknik detaylarından Los Santos’un karanlık yüzüne, tiyatronun birleştirici etkisinden NPC karakterlerin seyirci olarak gücüne GRAND THEFT HAMLET’e dadanıyoruz.

GRAND THEFT HAMLET fikri nasıl ortaya çıktı? 

Sam, pandemi patlamadan önce çok heyecan verici bir tiyatro oyununda rol alacağını öğrenmişti. “Harry Potter and the Cursed Child” oyununda Harry Potter’ı canlandıracaktı. Sadece bir hafta provalara gidebilmişti ki salgından ötürü sokağa çıkma yasakları başladı. Tiyatro yapmak istiyordu ve çok önemli bir oyun fırsatını elinden kaçırdı, GRAND THEFT HAMLET de bu şekilde ortaya çıktı aslında. Sam bir tiyatro oyuncusu, daha önce bir film yapmamıştı ama kendini video oyunu oynarken kaydetmeye başladı. GTA içinde Hamlet oyununu sergilemeye karar verdiğinde de beraber çalışmamız için harika bir fırsat doğduna karar verdim.

Köklerin belgeselciliğe dayanıyor ve antropoloji mezunusun, yani senin derdin aslında gerçek hikayeler, insanlar, mekanlar. 

Belgeselciler olarak insanların içinde yaşadığı, keyif aldığı, arkadaş edindiği ve oyun oynadığı dünyaları anlatan filmlere imza atmamız gerekiyor. Biz bunu yapmak istedik. Filmimiz GTA içerisinde Hamlet sergilememizi anlatıyor, evet, ama aynı zamanda bir topluluğun parçası olmaya, daha önce karşılaşmadığın insanlarla bağ kurmaya dair bir keşif. GRAND THEFT HAMLET’i çekerken GTA evreninde ParTeb mahlasını kullanan, Finlandiyalı ve Tunuslu biriyle tanıştık. Shakespeare sanırım pek de onun olayı olmadığı için, kendisinden birkaç dize Shakespeare okumasını rica ettiğimizde bize bir sure okudu. O an sanırım belgeseldeki en sevdiğim anlardan biri çünkü şiir ve tiyatronun zirvesinin Shakespeare olduğunu kim söyledi? Neden bu varsayımda bulunuyoruz ki? ParTeb’in bize okuduğu Arapça dua onun için belki de en değerli birkaç dizeden biri ve bizimle paylaşması harika bir deneyimdi. GTA’nın o sert, vahşi düzeninde daha önce kurmadığımız bağlar kurup yepyeni bir insan topluluğunun parçası olduk.

Topluluklar büyük ölçüde çevreleri tarafından şekillenir ve Los Santos şiddet dolu, gerçekten de tuhaf bir ortam. Vinewood Bowl kumpanyanızın dinamiklerinde Los Santos etkisini görebiliyor muydun? 

Hamlet, “çürümüş Danimarka” üzerine bir trajedi. Hamlet babasının amcası tarafından öldürüldüğünü ve amcasının annesiyle evlendiğini öğreniyor, evi olan Danimarka’nın çürümüş bir vaziyette olduğu kanısına varılıyor. Dışarıdan refah ve mutluluk ile bezeli olduğu varsayılan bir dünyanın arkasındaki kokuşmuşluğu, kötülüğü sahnelememiz gerekiyordu. Vinewood Bowl’un içinde bulunduğu hayali Los Santos şehri ise Los Angeles’ın bir bakıma dijital bir muadili. Los Angeles’ı filmlerin çekildiği Hollywood ve onun görkemiyle biliyoruz. Herkes güzel kıyafetler giyer, etrafta lüks mağazalar vardır ve tüm sakinleri zengindir, güzel evlerde otururlar. Şehrin diğer yüzüne baktığımızdaysa kontrolden çıkmış bir evsizlik sorunu, mutsuzluk ve güvensizlik problemiyle karşılaşıyoruz, tıpkı Los Santos’ta olduğu gibi. Uyuşturucu ticareti gibi bir sürü pis işin döndüğü bir düzenden bahsediyoruz aslında. Bu şehrin ışık ve görkeminin altında kötülük ve yozlaşma yatıyor, tıpkı Hamlet’in hayatı ve dünyası gibi.

GRAND THEFT HAMLET içerisinde Sam ve Mark’ın hikayesini kurguya döküyorsun fakat burada elle dokunulandan uzak bir mekan ile iç içe olman gerekiyor. Bu süreçte GTA’nın dijital evrenini ve kurallarını nasıl dikte ettin? Hikaye anlatımına karşı nasıl bir yaklaşım geliştirmen gerekti? 

Çözmemiz gereken ilk sorunlardan biri oyunu nasıl kayda alacağımızdı çünkü bu kaydın büyük ekrana uygun bir kalitede olması gerekiyordu. Kayıtları 4K kalitesinde gerçekleştirdiğimizden emin olduk fakat sesleri kaydetmek oldukça zordu, o konuda mükemmeliyete ulaşamadığımızı itiraf etmeliyim. Çok düşük bir bütçemiz vardı ve bu dijital evrende hikaye anlatıcılığımı nasıl kullanacağımı anlamam gerekiyordu. GTA içerisinde çekim yapmak istediğiniz üç seçeneğiniz var. Kendini karenin içerisindeki karakterlerden biri olarak konumlandırabilirsin, üçüncü kişinin bakış açısından kareyi izleyebilirsin ya da kamera olarak kullanabildiğin telefon aletini kullanabilirsin. Üçüncü seçenek ile ilerlediğinde sinematik bir dile sahip olabiliyorsun, filmi kurgulamaya başladığımda bu oldukça işime yaramıştı. İki kamera kullandık, bir tanesi benim diğeri de Sam’in ekranını kayda alıyordu. Olan her şeyi kaydettik ve elimizde yüzlerce saatlik kayıt vardı. Kurgulaması çok uzun sürdü, neredeyse tüm yaz mevsimi boyunca kurgudaydım.

Bu bizim için çok büyük bir projeydi. Duygusal bir hikayeye imza atmak, güçlü bir hikaye anlatıcılığı sergilemek istiyordum. İzleyicinin oyuncularla bağ kurduğunu hayal ediyordum fakat bu oyuncular aslında birer avatar olarak karşınıza çıkıyor. Avatarlar da birer kukla gibi, onları oynayan insanlar tarafından seslendiriliyorlar ve yönetiliyorlar. Aslında bir kukla tiyatrosunu kurguluyordum. Aynı zamanda NPC dediğimiz karakterler var ki bence bu karakterler belgeselin en önemli oyuncularındandı, daima bizi izliyorlardı. Belgeseli pandemide çekiyorduk ve o dönemde herkes salgından kaçmak için birbirinden uzak durmaya çalışıyordu. NPC’ler de aslında tıpatıp bu şekilde hareket ediyor, yanlarına gidiyorsunuz ve bir anda anlayamadığınız şeyler söyleyip tuhaf hareketler yapıyorlar. Sahnelenen bir tiyatro oyunundaki oldukça stresli, yardımcı oyuncular gibiler. Hikayeyi anlatabilmemiz için çok değerli bir araç oldular çünkü onları bir ayna olarak kullanabiliyorduk, dediğimiz ve yaptığımız şeyleri taklit ediyorlardı.

Sam’in bir bara girip “Olmak ya da olmamak” dizesini söylediği sahne de en sevdiğim sahnelerden. Bardaki sarhoşlar kavga ediyor, içeride evsizler ve serseriler var. Sam dizeleri alıntılıyor ve bardaki tüm NPC karakterler bir anda onu izlemeye başlıyor. Aslında bir bakıma GTA oyunun kendisinin de çabamıza şahit olduğunu düşünmüştüm çünkü bu NPC karakterler oyunun kendisi tarafından tasarlıyor, onun vazgeçilmez bir parçası ve bizi izliyorlar. Oldukça tuhaf bir andı.

Sam ile evlisiniz, beraber yaşıyorsunuz. Bir belgesel yönetmeni olarak tiyatrocu biriyle hayatını paylaşman işini nasıl etkiliyor dersin? GRAND THEFT HAMLET’te bu yaratıcı birlikteliğe tanık oluyoruz fakat bu belgeselden önce herhangi bir etki hissetmiş miydin? 

Yaklaşık yirmi yıldır tiyatro hakkında belgeseller yapıyorum. Londra’daki Ulusal Tiyatro, Kraliyet Opera Binası ve BBC için filmler yaptım. Bunların çoğu performans, tiyatro, bale ve opera icra etmenin tüm tuhaflığının üzerine giden filmlerdi. Sam ile daha önce beraber çalışmamıştık ama eninde sonunda birlikte bir projeye imza atacağımız kaçınılmaz bir gerçekmiş sanırım. Sam tiyatrocu bir aileden geliyor; anne ve babası tiyatrocu, kız kardeşleri de oyuncu. Benim annem de tiyatro set tasarımcısıydı, yani tiyatroyla haşır neşir olan ailelerden geliyoruz. Bu bizim ve ailemizin bir parçası, annem setleri boyarken ve kostümleri tasarlarken sahne arkasında büyüdüğümü hatırlıyorum.

Biraz önce aramızda konuşurken kurgu sürecinde birçok espriyi filmden çıkarman gerektiğinden bahsediyordun. Çıkardığın esprilerden herhangi birini hatırlıyor musun, biz de duyabilir miyiz? 

Ah, o kadar fazla espri vardı ki! Kurguyu bitirmemizin üzerinden uzun bir süre geçti, yaklaşık bir buçuk yıl önceydi. Şunu demeliyim ki Sam, Mark ve kumpanyanın diğer tüm üyeleri çok komik insanlar. Bir sürü insanın GTA’da tiyatro oyunu sergilemeye çalıştığını düşünün, her şey çok komikti. Sildiğimiz sahnelerden birinde Hamlet’ten sonra müzikal sahnelemek istediklerinden bahsediyorlardı. Modern dans gösterisi yapmak istediler ama bunu yapabilmek için GTA içerisindeki karakterlerini ustaca hareket ettirmeleri gerekiyor, ki bu yapması epey zor bir şey. Farklı duruşlar arasında hızlıca geçiş yapabilmek için oyunda becerikli olmalısınız. Müzikal sahnelemek için bir dans rutini belirlemişlerdi ve koordine bir şekilde prova yapmaya çalışıyorlardı. Ben hiç beceremedim, asla yapamadım. Aslında bundan ötürü de tiyatro oyununda yer almadım çünkü oyun da teknik açıdan ciddi bir kabiliyet ve bilgi gerektiriyordu. Mesela Jen bu konuda çok iyiydi!

Peki Jen’in sırrı nedir?

Sırrını açıklayayım, ergenlik yaşlarındaki çocuğu ona yardım ediyordu, kendisi sadece seslendirme yapıyordu. Aslında tiyatroyu sahnelemeye başladığımızda Jen habire Los Santos’taki su birikintilerine düşüyordu, tüm süreç boyunca bu konuda çok gülüştük. Daha sonra bize anlattığına göre oğluna hep kızıyormuş, “Beni utandırdın.” diyormuş. Jen aslında oyun dünyasında ünlü biri, ekipteki diğer oyuncular onun aramızda olduğuna inanamamıştı. Bilgisayar oyunlarında yönetmenlik ve seslendirme sanatçılığı yapıyor. Ekipteki herkes harikaydı, Lizzie, Londra’da West End’de sergilenen Phantom of the Opera oyunundaydı. Oyuncu, seslendirme sanatçısı, dansçı ve şarkıcı. Gareth da tiyatrocu.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin