Gündüz Apollon Gece Athena ve araftaki hayaletler

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Gündüz Apollon Gece Athena isminden de anlaşılacağı gibi, kadın olmakla, kendini aramakla ilgili güncel bazı meselelere mitik bir çerçeveyle yaklaşan, Tokyo Film Festivali’nden İstanbul Film Festivali’ne, ödüllere layık görülmüş bir film.

Hikaye Side Antik Kenti’nde geçiyor. Yetimhanede büyüyen ve hayaletlerle iletişim kurabilen ana karakter Defne’nin annesinin hayaletini bulma yolculuğundaki son durağı burası. Ezgi Çelik’ten Deniz Türkali’ye, Selen Uçer’den Lale Mansur’a, muazzam kadın oyuncuların performanslarıyla bezeli film, izleyeni geçip gitmeyen geçmişle, hepimizin hayatında olan hayaletlerle yüzleşmeye davet ediyor.

Not: Yazının ilerleyen satırlarında ‘spoiler’ demeyelim de, hikayeye dair bazı detaylara denk gelebilirsiniz.

Daha önce adını bir başka kadın anlatısı olan Kusursuzlar’ın (2013) senaristi olarak duyduğumuz Emine Yıldırım’ın Gündüz Apollon Gece Athena (2024) filmini epeydir merakla bekliyordum. İlk gösterimini İKSV film festivalinde yapan film, Side Antik Kenti’nde hiç görmediği annesinin hayaletini arayan Defne’nin hikayesine odaklanıyor.

Defne, yalnız olmayı hırçınlığıyla perçinlemiş genç bir kadındır ve aylardır elinde antik kentte çekilmiş bir fotoğrafla annesinin hayaletini aramaktadır. Kendisi mitik bir isme sahip olmasının yanında arafta kalmış hayaletlerle de yakın ilişkiler kurabilen biridir. Defne’nin yanında bu arayışına destek olan solcu Hüseyin, seks işçisi Nazife ve Antik bir Kadın (o kadar eskiden beri arafta kalmıştır ki kendi adını da, dilini de hatırlayamaz, Defne ona bu şekilde seslenir) hayaleti vardır. Beş benzemezin bir araya geldiği hayaletlerden oluşan bu harika potpuri, Defne’nin annesinin yaşadığını öğrendiği andaki hayal kırıklığıyla dağılır gibi olur. Öyle ya, annesi yaşıyorsa yolculuk bitmiş sayılır. Çünkü Defne annesinin yaşıyor olma ihtimalini, onunla gerçekten konuşmayı hayal etmemiştir.

Bu karakterlerin ortak özelliği, filmin sonunda antik kadının hikayesi okunduğunda netleşir: hepsi yaşadıkları dönemde toplum dışına itilmiş veya “marjinal görülmüş” insanlardır. Nazife, nefsi müdafaa için kocasını öldürmüş ancak bunu kanıtlayamadığı için kaçmak zorunda kalmış, kızını da bu yüzden hayatı boyunca hiç görememiş bir annedir. Hüseyin, 1990’larda zorla kaybedilen insanlardan biridir; Defne Cumartesi Anneleri’yle ilgili televizyon haberini izlediğinde Hüseyin’in annesinin hâlâ onu arayan sesini duyar.

Antik Hanım ise yaşadığı dönemde Apollon tapınağı kölelerinden biridir, başka köle kızları kurban edilmekten kurtarmaya çalıştığı için ölüme mahkum edilmiştir. Arafta kalmış hayaletler ve onlarla iletişim kurabilen Defne, arada kalmışlıklarından, yalnız ve hırçın hallerinden, ancak başkalarıyla dayanışarak hareket ettiğinde kurtulabilir.

Finalde Defne kendi gibi arafta kalmış hayaletlerin meselelerini birer birer halleder: Nazife ile kızının iletişim kurmasını sağlar, Antik Hanım’dan geriye kalan antik bir yazıtı tur rehberi annesi aracılığıyla müzeye gönderir ve Hüseyin’in annesini bulmak üzere ona söz verir. Arafta kalan ruhlar, Antalya denizine dalıp gider, adeta Stiks nehrini geçer gibi… Defne de onlara sevgi dolu gözlerle el sallar. Annesiyle beklediği bir araya gelişi yaşayamamıştır ama kendine, nasıl biri olduğuna dair çok şey öğrenmiştir.

Oyuncu kadrosu da filmin geçtiği Side kadar etkileyici olan Gündüz Apollon, Gece Athena, antik şehirlerle, yüzleşmediğimiz geçmişi adeta materyalize ediyor. Pek çok mitolojik anlatı (Rhea, Kibele, Daphne) film anlatısı içinde geçmiş ile bugünü bağlamak için, bu bağın ne kadar kaçınılmaz olduğunu hatırlatmak için kullanılıyor.

Filmi izleyen herkese geçmişten kaçmanın imkansızlığını, yüzleşmelerin aylarca uzun yollar giderek ama yanı başımızdakilerin desteğiyle yaşanabileceğini hatırlatması dileğiyle…

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin