Bu Festival Bizim diyerek dadandık: En içten hislerimizle bir Simge Pınar röportajı

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

“Beats by Girlz Türkiye” olarak ilk kez karşılaştığımız ve artık çoksesli yolculuğuna yeni ismiyle devam eden Kreşendo, müzik sektöründe toplumsal cinsiyet eşitliğinin norm olduğu bir dünyaya doğru uzanmaktan hiçbir zaman geri adım atmıyor.

Müzisyenlerin ve sektördeki üreticilerin güçlendirilmesine ve kültürün demokratikleşmesine katkı sunmak için düzenledikleri festivalleri “Bu Festival Bizim” ise üçüncü kez yola çıkıyor ve bu yıl 1-8 Kasım tarihleri arasında konserler ve çeşitli deneyimlerin aktarıldığı söyleşi ve etkinliklerle şehrin farklı noktalarını mesken ediniyor.

Bu konserler ve etkinlikler arasında yollarımızın sıkça kesiştiği bir isim var: Simge Pınar.

Fotoğraf: İnan Aytaç

“[Lisedeki Simge’ye] diyebileceğim ve bana da pek çok kahramanımın hatırlattığı şey şudur: Kendini defalarca kez bulup kaybedeceksin; ama önemli olan yolda kalmak. Devam et.” 

Simge’nin 2022 tarihli albümüyle aynı adı taşıyan Sevgideğer parçası “Aç gözünü / Bul düşünü / Buna değer” diyerek sadece lisedeki Simge’ye değil, dertleştiğimiz bir dost gibi hissettirerek hepimizin hayallerine, düşlerine, köşede bıraktıklarına ve yarın tekrar üzerine kafa yoracaklarına sesleniyor. Bir hayalin vardır, uzanmaya çalışırsın fakat pek emin olamazsın. Belki bir süre rafa kaldırırsın, aklından çıkmaz ama sık sık o rafın önünde dikilip o birkaç adım uzaklıktaki rüyaya dair hikayeler kurarsın. Bazılarımız için o umudu o raftan kaldırıp tekrardan ellerinin arasına alma zamanı gelir, bazılarımız ise hâlâ uygun vakti gözlemektedir.

Simge’nin muhakkak içgüdüden güç alan ama bir tutam da güzel tesadüflerle bezeli müzisyenlik serüveni yolda kalmanın ve devam etmenin oldukça yalın ahitlerinden biri aslında. Mühendislik eğitimi görürken yolunun Harun Tekin gibi isimlerle kesişmesi üzerine küçüklüğünden beri düşlediği müzisyenlik kariyerine emin adımlarla giriş yapan sanatçı için dinlediğimiz, sevdiğimiz Simge Pınar olmak, belki de bir müzisyen olmaktan ötesini temsil ediyordu. Kalemini daima hislerine tercüman olabilmek için kaldıran Simge kendisinin, hep müzisyen olmak isteyen halasının, tanıdıklarının ve tanımadıklarının rüyalarına, hislerine ve umutlarına ipeksi sesiyle ortak oluveriyor.

Bu Festival Bizim ile birlikte Simge Pınar’a dadanmanın vakti gelmişti.

Merhaba Simge, nasılsın? Bu Festival Bizim nasıl geçiyor? 

Merhaba, çok iyiyim, teşekkür ederim! Kreşendo orkestrasının, Şenceylik ve Yasemin Mori’yle birlikte konuğu olduğumuz CRR konserimiz şahane geçti. Şu sıralar festival dahilinde 5 Kasım’da HOPE Alkazar’daki düzenleyeceğim Yaratma Cesareti atölyesine odaklandım, onun için hazırlıklar yapıyor ve sabırsızlanıyorum.

Senin hikayenin başlarına doğru küçük bir yolculuk yapmak isterim. Bestelemek, şarkı sözü yazmak, şarkı söylemekle benliğinin iç içe geçmeye başladığını hissettiğin ilk anılarından bahsedebilir misin? 

90’larda Sezen Aksu ve Tarkan kasetlerini dinlerken şarkı sözlerini anlamaya çalıştığım günler aklıma geliyor ilk. Nasıl anlattıkları kadar ne anlattıklarına da dikkat kesilirdim; böylesi yoğun duygu ve düşüncelerin insan sesiyle, bir şarkı formunda, dürüst ve kısa bir şekilde aktarılabilmesi büyülerdi beni. Bir de halam olağanüstü iyi bir şarkıcıydı ve ailede onun müzisyen olmak isteyip de olamayışının hikayesi sıklıkla anlatılırdı. Şanslıyım ki yetenekli olduğuma dair beni yüreklendiren çok fazla karşılaşma yaşadım küçük yaşlarda. Bu yüreklendirmeler de beni herhangi birinin yönlendirmesi ya da zorlaması olmadan şarkılar söyleyip sözler uydurmama, denemeler yapmama imkan vermiş olmalı.

Kendini “müzisyen, okur, yazar” olarak tanımlıyorsun. Müziğin yanında kalemle ilişkin nasıl olgunlaştı?

Şimdi okuyunca “yazar” demişim kendime, halbuki sadece yazdığımı söylemek istemiştim. Yine de bir an heyecanlanmadım değil. Müziğe çekildiğim kadar kitaplara da yoğun bir ilgi besledim hep. Annesi babası çalışan bir çocuk olarak kitaplarla arkadaşlık kurmuştum. Okumayı seven çoğu insan gibi de bolca yazdım. Şarkı söylemek ve yazmak hayatımda eş zamanlı olarak ilerledi. Şarkıcı – şarkı yazarı olduğuma şaşırmıyorum o yüzden, hiçbir zaman bu ikisini birbirinden ayıramadım. Her ikisi de aynı zamanlarda tutku duymaya başladığım, el ele yürüyen, var oluşumun önemli parçaları.

Bir mühendislik öğrencisiyken Harun Tekin ile tanışıyorsun ve tam zamanlı müzisyenlik serüvenin başlıyor. Fakat mühendislikten uzaklaştığın da söylenemez, “klik” isminde bir müzik prodüksiyonu, ses tasarımı ve reklam müziği şirketin var. Müziğe olan bu 360 derece yaklaşımın kendi müzisyenlik kariyerindeki adımlarına ilham oluyor mu? Nasıl bir etkileşim mevcut dersin bu ikisi arasında?

Evet mühendislikten uzaklaşamadım ama bu defa çok merak ettiğim ve ilgi duyduğum bir konuda eğitim aldım ne mutlu ki. Pandemi döneminde İTÜ MİAM’da ses mühendisliği yüksek lisansına başlamak verdiğim en iyi kararlardan biriydi. Çok kapsamlı bir eğitim aldım. Mix yapmayı ve ses tasarımını çok sevdim. Müziğin farklı alanlarına da heyecan duymak iyi geldi. Hem kendi sesimi ve müziğimi daha iyi tanıma, hem de klik’te yeni sanatçıların hikayelerinin bir parçası olma fırsatı buldum. Ayrıca müziğimin her alanında söz sahibi olabilecek bir donanıma erişmek, kendime yetebilmek de müthiş iyi hissettirdi.

Substack üzerinden mektuplar yazıyorsun, bizimle hislerini, düşüncelerini sık sık içten bir şekilde paylaşıyorsun. Seni çoğu müzisyenden ayıran özelliğin de müzisyen kimliğinin gerçek kimliğinden uzaklaşmaması, bu ikisinin birbirini beslemesi diye düşünüyorum. Bu “mektuplar”ı nasıl hayata geçirmeye karar verdin?

Bunu duymak ne güzel. Ben müzisyen kimliğim için ayrı bir persona yaratamadım. Yaratamadım diyorum çünkü sıklıkla acaba başka bir ismin arkasına saklanmak beni daha rahat hissettirir miydi diye düşünürüm. Dümdüz adım ve soyadımla müzik yapmak, kendim olmak dışında bir fırsat vermedi bana. İyi mi, kötü mü bilmiyorum ama çoğunlukla mutluyum diyebilirim. Mektuplar da şarkılar gibi kendimi anlatmanın bir yolu ve tıpkı konserlerde buluşmak gibi hissettiren, dinleyicilerimle bağ kurduğum en korunaklı ve büyülü alan. Yıllarca blog yazdım, yurtdışına taşınan arkadaşlarımla mektuplaştım. Bir gün dinleyicilerimle niye mektuplaşmayayım ki diye düşünerek başlattım Mektuplar’ı. Yedinci senesindeyiz 🙂

Aynı zamanda “Mektuplar”ın kardeşi olan “kartpostallar” serin de var. Hayatını, düşüncelerini, gördüklerini ve duyduklarını bu şekilde paylaşmak seni nasıl etkiliyor? 

Kartpostallar Mektuplar’ın kardeşi diyebiliriz. Bir mektubu yazmak uzunca bir süreç. Günlerimi defterlere kaydediyorum, ardından mektup arkadaşlarımla paylaşmak istediklerimi bir seçki halinde mektuplara dönüştürüyorum. Her daim çok özendiğim, ruhumdan bir parça bıraktığım metinler onlar. Bu nedenle her mektup haftalar, bazen de aylar alıyor. Kartpostallar ise daha gündelik hallerimi paylaştığım, bazen öylece otururken ya da yürürken, bazen yolda, vapurda, dolmuşta aklıma gelenleri anlık olarak döktüğüm uzun mesajlar. Mektuplar ve kartpostallar, şarkılar kadar iyi hissettiren birer ifade alanları benim için.

Peki hayatında aldığın en özel mektup veya kartpostal hangisiydi? 

Ah çok güzel mektuplar alıyorum ben hâlâ, seçmek öyle zor ki. Yüzlerce mektup arkadaşım var bir kere 🙂  Arkadaşlarımın çok büyük bir kısmı yurt dışında yaşadığı için kartpostallar da çok sık alıyorum, Sıla’nın kartpostallarını tek geçerim.

Blonde Redhead konserinden önce sahne aldığında, bu anıyı “Lisedeki Simge’ye sevgilerimle” diyerek paylaşmıştın. Artık bir müzisyen olarak kendini gerçekleştirmiş, bu yolda emin adımlarla yürüyen Simge, lisedeki Simge’ye ne demek isterdi? 

Ne güzel bir soru, teşekkür ederim. Kendimi henüz gerçekleştirebildiğimi düşünmesem de – sanki sonu olmayan bir yolculuk hali zaten – o konser sahiden de hayallerimi yaşadığıma beni en çok inandıran anlardan biriydi. Lisedeki Simge benim şu anki halime en yakın Simge. O yüzden ona diyebileceğim ve bana da pek çok kahramanımın hatırlattığı şey şudur: kendini defalarca kez bulup kaybedeceksin; ama önemli olan yolda kalmak, devam et.

5 Kasım’da ise Bu Festival Bizim kapsamında Yaratma Cesareti Atölyesi’nde olacaksın. Kendi sesini özgün bir şekilde ifade edebilmek için hayatında sadık kaldığın rutinler nedir? 

Tam bir rutin insanıyım ve bence bunun nedeni aklımın çok dağınık olması ve aşırı düşünmeye meyilli olmam. Rutinlere ihtiyacım var. Her sabah üç sayfa yazı yazmak, meditasyon yapmak ve kitap okumak zihnimi sakinleştiren ve her günüme ilham dolduran aktiviteler. Bunları yapmadığımda tuhaf bir gerginlik hissediyorum.

Kreşendo, müzik sektöründeki farklı aktörlerin ihtiyaçlarını tespit etmek ve sektör içi engelleri aşmak üzere anlamlı adımlar atmayı hedefleyen bir oluşum. Senin kariyerinde elinden tutan, engelleri aşmana destek olan güçler neydi? 

Kreşendo’nun varlığı hepimize güç veriyor. Eşitsizliğin günbegün arttığı, festivallerde kadın sanatçıların yer alamadığı günümüzde iddialı bir festivalle döndüler. Ne mutlu ki ben de dahilim bu güzeller güzeli festivale. Kariyerimde elimden tutan çok fazla değerli müzisyen oldu. Ayrıca ailem, dinleyicilerim ve arkadaşlarımdan çok güç alıyorum. Bence Türkiye’de müzisyen olmak çok zor, hem kendine inancını sürekli tazelemeye hem de destek mekanizmalarına her daim ihtiyaç duyuyor insan.

“Bu Festival Bizim” süresince bir nevi işitsel şölen yaşayacağız, hayranı olduğumuz bir sürü kadın sanatçıyı sahnede dinleyeceğiz. Sana en çok ilham veren kadın sanatçıları da merak ediyorum. 

Son yıllarda neredeyse “sadece” diyebileceğim kadar fazla kadın sanatçı dinliyor, okuyor ve onlardan besleniyorum. Daha söyleyemediğimiz, anlatma fırsatı bulamadığımız öyle çok hikayemiz var ki… Bana ilham veren onlarca kadın sanatçı var, Florence Welch, Adrianne Lenker ve Fiona Apple ilk aklıma gelenler.

Sormadan da edemeyeceğim: En son 2022’de Sevgideğer albümünü konuştuk. Son iki senedir de farklı single’lar ile karşımızdasın. Ufukta yeni bir albüm var mı? 🙂 

Bu sene müzik kariyerimde en aktif olduğum dönemlerden biriydi. Kargo tribute albümüyle başlayan, Canozan’la ve en son Deniz Love’la düetimizle devam eden, toplam yedi şarkı yayınladığım bir sene oldu. Kendimi albüm çıkarmış kadar aktif hissettiğim güzel bir seneydi. 1 Kasım’da Sen Evimdin EP’si yayınlandı. Sen Evimdin isimli yeni şarkıyla birlikte hikaye tamamlanıyor ve bu sene yayınladım şarkılar bu EP’de birleşiyor. Bir albüme dönüştürmek yerine EP’de toplamaya karar verdim çünkü üçüncü albümüm için başka planlarım var. 2025’te bir albüm gelir mi bilmiyorum, sürprizler yaşanabilir çünkü yazmaya devam ediyorum ve her zamanki gibi albüm hayalleri kuruyorum 🙂

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin