Mars’ta kan, ter ve gözyaşıyla (gerçek anlamda) uzay üsleri inşa edilecek
Özellikle Nisan ayından beri, pek tabii NASA önderliğinde, kızıl gezegenle ilgili önemli gelişmelerin yaşandığına şahit olduk. Hatta gelen haberlerin etkileyicilik seviyesi sayesinde kendisi son zamanların en popüler gezegeni dahi olabilir. Persevereance’in ziyaretiyle de işler iyice boyut atladı tabii. “Geçmişte hayat var mıydı peki ya hâlâ varsa?”, “Bu biyolojik kalıntılar bize ne anlatır?” veya “Oksijen yoksa biz ne soluyacağız!?” gibi mühim sorunsallar geçerliliğini korurken, birkaç gün önce kafa karıştıran (ve hatta belki de can sıkan) bir haber daha usulca gündemimizdeki yerini aldı; kanımız, terimiz ve gözyaşımızla Mars’ta bulunan hammaddeler karıştırılacak ve kolonileşme çalışmaları son sürat başlayacak… Açıkçası, genişleme ve sahip olma arzusuyla meşhur insanlığın böyle bir detayı gözden kaçırması elbette beklenemezdi. Bu arada, detay dediğimiz, yani söz konusu olan doğal kaynak ise bizzat mürettebatın kendisi…
Materials Today Bio adlı bilimsel dergide yayınlanan bir araştırmaya göre, gelecekteki Mars üsleri astronotların en hakiki kan, ter ve gözyaşlarından hatta gerekirse de idrarlarından üretilebilir… Manchester Üniversitesi’nde önemli çalışmalar yürüten bilim insanı Aled Roberts tarafından yönetilen bu araştırmaya göre, insan vücudu tarafından üretilen malzemeler Mars’ta bulunan hammaddeleri tamamlamak için kullanılabilir. Böylelikle de malum gezegenler arası git gel yol masrafı ve hazırlık maliyeti epey azaltılabilir.
Çalışmanın en dikkat çeken noktalarından biri, taş gibi bir maddenin kısmen kandan yapılabileceği. Aktarıldığına göre, insan kanının taşıdığı ve ondan elde edilen bir protein, Mars tozu ile birleştirildiğinde betona benzeyen, basınca dayanıklı bir malzeme oluşturabiliyor. Hatta içine üre koyulursa ki kendisi idrarda, terde ve gözyaşında epey bulunur, hedeflenen betonun gücünü yüzde 300 civarlarında artırabilirmiş.
Yanlış anlaşılmasın, farazi bir yaklaşımdan bahsedilmiyor kesinlikle. Hatta, araştırmanın bir parçası olarak, bu malzemenin test versiyonu dahi üretilmiş. Adı da “AstroCrete”. Artan gücü de bir yana seri üretim aşamasında işlerin 3D basıma kadar varabileceğinde karar kılınmış. Bilim insanları, yaklaşık 500 kilogram tuğla için malzemenin iki yıllık bir süre içinde Marsa gönderilen astronot ekibi tarafından üretilebileceğini, pardon onlardan hasat edilebileceğini tahmin etmekte…

Ancak bazı ‘endişeler’(!) de var. Mesela, astronot ekibi uzun bir süre boyunca düşük yer çekimli ortamda bulundukları için çok fazla plazma bağışlama riski taşıyorlarmış. Gene de Roberts’ın ekibi, ölü deri, saç, tırnaklar, mukus ve dışkı gibi diğer insan kaynaklarının da erken dünya dışı kolonilerde kullanılabileceğini belirtiyor. Araştırmalar hâlâ devam etmekte anlayacağınız.

Ayrıca söylemezsek olmaz, geçen haftanın başlarında NASA, Perseverance tarafından ortaya çıkarılan ve Mars’taki eski bir nehir deltasından alınan kaya örneklerinin gezegende artık soyu tükenmiş yaşam belirtileri içerebileceğini öne sürdü. Dolayısıyla, düşünsenize Mars’ı kan, ter ve gözyaşı ile başarılı bir şekilde kolonileştirmeyi başarsak bile, bunu ilk yapan biz olmayabiliriz…
Öte yandan, her ne kadar konuyu biraz ironik aktarmış olsak da kızıl gezegene ulaşmak için gereken 246 milyon mili kat etmek ve onu yaşanabilir kılmak için gereken altyapıyı kurmak ciddi anlamda yatırım ve insan gücü gerektiriyor. Haliyle ne kadar garip olsa da alternatif çözümlerin de üretilmesi lazım. Dr. Aled Roberts da “Konsept kelimenin tam anlamıyla kan donduruyor.” gibilerinden şakayla karışık bir açıklama yapmış zaten.

Bir de bize kalırsa, eğer sizde de bir parça hayal kırıklığı mevcutsa, Mars’ta yaşam denilince über hızlı teknolojileri ve uçan kaçan evleri düşlememizden kaynaklı olabilir. Ancak tarihsel olarak bakıldığında görülüyor ki hayvan kanı, gerçekten işe yaradığı için harçta bağlayıcı bir madde olarak kullanılıyormuş. Velhasıl, UM ekibi de tam olarak aynı ilhamla ancak yüzyılımıza yakışır bir şekilde kandaki proteinlerin, kıvrılma olarak da bilinen, malzemeyi birbirine bağlayan geniş yapılar oluşturduğunu bularak bu öneriyi getirmiş. Roberts da “Uzay çağının büyük bir zorluğunun çözümünü orta çağ teknolojisinden ilham alınarak bulunmuş olması heyecan verici” diye belirtmiş.
Eski avcılar, toplayıcılar, Romalılar, Avrupalı ve Amerikalı sömürgeciler, şimdi de astronotlar ile görüyoruz ki ne zaman yeni bir bölge keşfetsek, orada hazır bulunan malzemelerle yeni bir toplum inşa ediliyor, o koskoca medeniyetler illa da kan ter ve gözyaşıyla kuruluyor. Neyse ki bu sefer, Ay’da ya da Mars’ta, oraya yerleşmemizin bozacağı bir yaşam yok gibi. En azından bilgilerimiz hala bu yönde… Bir de kim bilir, her ne kadar orta çağ örneği verilmiş olsa da bulunduğumuz dönemin olması gereken etik değerleri ışığında bir yerleşim kurulursa hakikatten yeni bir ‘medeniyet’ oluşturulur belki. Umarız astronotları doğal kaynak olarak kullanırken bunu da göz önünde bulundururlar.
