Hiçliğe doğru sakin adımlar: Bazen herkes bir penguen olmak ister

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Yalnız bir penguen… Sürüsündeki arkadaşlarına sırt dönüyor, üreme ve beslenme alanlarını reddediyor, uzaktaki buzlu dağlara doğru ağır ağır ilerliyor. Özgürlüğe atılan bu adımlar kuvvetle muhtemel ölüme doğru bir yolculuk aynı zamanda.

Son birkaç gündür, kolonisinden ayrılıp Antarktika’nın dağlarına doğru tek başına yürüyen bir penguen her yerde karşımıza çıkıyor. O, her ne kadar her şeye arkasını dönüp yeni bir yola adım atsa da biz ondan ve viral olan videosundan bir türlü ayrılamıyoruz.

Muhtemelen çoktan karşınıza çıkmıştır; yine de aradaki mesafeyi biraz daha kapatalım. Tanıştıralım: karşınızda “Nihilist Penguen.”

Hikâyeyi başa saralım. Söz konusu video, dünya sinemasının önemli isimlerinden Alman yönetmen Werner Herzog’un 2007’de gösterime giren Dünyanın Sonundaki Karşılaşmalar (Encounters at the End of the World) adlı belgeselinden. Yaklaşık 20 yıl önce çekilen bu görüntüler, arkasına eklenen müzik ve “But Why / Ama Neden” yazısıyla 2026’da yeniden gündeme geldi, sonrasında internetin baş döndüren hızıylaa viral oldu. Birkaç gün gibi kısa bir süre içinde –ki internet dünyası için yeterince uzun bir süre- sosyal medya kullanıcıları, markalar, işletmeler ve hatta politikacılar bile “Nihilist Penguen” başlığı altında sayısız edit, meme üretti.

Bu penguen nereye gidiyor?

Günümüzde herhangi bir şeyin neden meşhur olduğunu açıklamak için çoğu zaman güçlü bir gerekçeye ya da tutarlı bir mantığa ihtiyaç yok. Ancak “kahramanımız” penguenin hayatta kalmasının imkansız olduğu bir yöne doğru sakin ve kararlı adımlarla ilerlemesi, herkesin içinde bir şeyleri harekete geçirdi. İzleyen herkes kendi sorumlulukları altında ezilen ve rutine bağlanmış sıkıcı hayatını düşünmeye başladı. Kimimiz o penguende kendini görmek istedi, kimimiz özendi, kimimiz ise sadece bunu neden yaptığını merak edip onu anlamaya çalıştı. Ama tam da bu belirsizlik işin cazibesini artırıyor. Penguenin neden yola çıktığını da nereye gittiğini de bilmiyoruz; hatta onu nasıl bir sonun beklediği tamamen meçhul.

Penguenin tek başına yürümesi ve kolonisinden vazgeçmesi, bizi “insan” aklımızla onunla empati kurmaya itiyor. Tabii doldurulması zor boşluklar düşüyor payımıza. İsyan mı etti? Pes mi etti? Çıldırdı mı? Hiçbiri kanıtlanabilir değil. Çünkü penguenin niyeti, düşüncesi, “var oluşu” hakkında elimizde hiçbir veri yok.

Pengueni izlediğimiz belgesel de bize bu konuda yardımcı olmuyor. Zaten Herzog’un böyle bir amacı da yok. Alman sinemasının en önemli yönetmenlerinden Werner Herzog, kariyeri boyunca onlarca film çekti, prestijli sinema ödüllerini kucakladı. Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde ise belgesellere ağırlık verdi. Ancak imza attığı belgeseller, bizim bildiklerimize çok benzemiyordu.  Kariyerinin öne çıkan yapımlarıyla kimi zaman Kuveyt’teki yanan petrol sahalarını dışarıdan bir bakışla ele alırken, kimi zaman Vietnam’da esir düşüp ormandan kaçan bir pilotu bazen de Amazon’da hayatta kalma mücadelesi veren Juliane Koepcke’nin öyküsüne odaklanıyordu Herzog.

Mesele sadece penguen değil

“Herzog’un filmlerindeki karakterler hayalperest ve çoğunlukla yalnızlıkla ve derin özlemlerle yüzleşen kişilerden oluşur.”

Yönetmen, kendi internet sitesinde yer alan biyografisinde ele aldığı karakterleri de böyle tanımlıyor. Herzog’u ve bakış açısını biraz daha yakından tanıyınca o penguenin de neden karşımıza çıktığını daha iyi anlıyoruz.

2007’de Toronto Film Festivali’nde prömiyerini yapan Dünyanın Sonundaki Karşılaşmalar’a ve varoluşsal krizlere yatkın, isyankar penguene bir de buradan bakalım. Herzog, belgeselin başlarında izleyiciyi alışkın olunandan farklı bir anlatının beklediğini şu sözlerle dile getiriyor: “Herkes penguenlerden söz ediyordu; oysa benim aklımdaki sorular o kadar kolay yanıtlanabilir değildi.”

Film boyunca kendisine eşlik eden deniz ekoloğu Dr. David Ainley ile penguenler üzerine konuşurken, Herzog bir anda şu soruyu soruyor: “Dr. Ainley, penguenler arasında delilik diye bir şey var mıdır? Delilik ya da akıl yitimi demekten kaçınmaya çalışıyorum ama koloniye artık tahammül edemedikleri için çıldırmaları mümkün mü?”

Dr. Ainley, hiçbir penguenin “başını bir kayaya vurduğunu” görmediğini söylüyor; ancak yönlerini şaşırabildiklerini ve “okyanustan çok uzakta, olmamaları gereken yerlere gidebildiklerini” de ekliyor. Bu konuşmanın ardından Herzog şu cümleyi usulca bırakıyor ve odağımızı tek bir penguene çekiyor: “İçlerinden biri dikkatimizi çekti: ortadaki.”

Herzog, bu penguenin ne buz kenarındaki beslenme alanına yöneleceğini ne de koloniye geri döneceğini söylüyor filmde. Bunun yerine doğruca dağlara, yaklaşık 70 kilometre öteye yürüyor penguen. Onu yakalayıp geri getirmenin de bir faydası yok. Çünkü penguen aklına koydu bir kere, yeniden dönüp iç bölgelere doğru ilerleyecek. Ve Herzog, yıllar sonra viral olmasına ve herkesin kendinden bir şeyler bulmasına neden olacak o soruyu da bırakıveriyor bize: “Ama neden?”

Hadi biz internetteki mizahı ve varoluşsal kaygılarımızı bir kenara bırakalım. Bilim insanlarına, araştırmacılara ve vahşi yaşam uzmanlarına göre bu davranış, penguenler arasında nadir olsa da bilinmeyen bir olgu değil. Olası nedenler arasında çevresel ipuçlarına büyük ölçüde bağımlı olan penguenlerin yön duygusunu kaybetmesi, nörolojik sorunlar ya da hastalıklar nedeniyle amaçsızca dolaşmaları ve hayvanların her zaman hayatta kalmaya elverişli seçimler yapmamasına yol açabilen içgüdüsel hatalar yer alıyor.

Peki bizi niye bu kadar etkiliyor?

Yiyecek ve hayatta kalmak için denize yakın kalan çoğu penguenin aksine, bu penguen tek başına, ıssız bir yöne doğru gidiyor. Her yer bembeyaz; dağlarla çevrili, karla kaplı bir boşluk. Penguenin bu vazgeçişi, sürüsünden ayrılışı ve kendini bilinmezliğe bırakışı, bizi ta içimizden bir yerden yakalıyor.

Aklımıza ister istemez modern hayat geliyor: altında ezildiğimiz sorumluluklar, sıkışmışlık hissi, rutine hapsolmuşluk… Aslında Herzog da alametifarikası gereği, o penguenin hikâyesinden çok bizi, bize anlatıyor. Daha doğrusu bize kendimizi, hayatı ve varoluşumuzu sorgulatmak istiyor. Gün geçtikçe artan baskılar, insanların kendilerini “kaybolmuş” ya da bunalmış hissettikleri anlar, benliğimizi ve dolayısıyla varoluşumuzu kaplıyor. Bu video da, bazen sadece kendi isteğiyle hiçliğe yürüyen bir penguen olmak isteme duygusunu hatırlatıyor. Neticede bu, bir var oluş meselesi.

İsterseniz o penguen gibi ters yöne gidebilir miydiniz, buna hâlâ cesaretiniz var mı, vazgeçebilir miydiniz diye düşünün; isterseniz giden bir penguenin arkasından gider miydiniz diye kendinizi sorgulayın. Ya da tüm bunları bir kenara bırakıp sosyal medya paylaşımlarının tadını çıkarın. Karar sizin.

Benim de birkaç gündür kafamda o penguen var. Gittiği yol, arkasını dönüp baktığında bir pişmanlığı olur muydu, bilmiyoruz. Ama belki de mesele bu değil. Belki mesele, nereye vardığı değil; koloniye sırtını dönüp dönmemeyi göze alabilmiş olması. Bizim için anlamlı olan da bu zaten: güvenli olanı terk etme ihtimali, sürüden ayrılma cesareti ve sonucu ne olursa olsun kendi yönünü seçme fikri. Nihilist Penguen, bir sembol hâline geldiyse, bu ölüm yürüyüşü yüzünden değil; bizde bıraktığı o rahatsız edici sorudan ötürü: Ya bir gün biz de hiçbir şey söylemeden, kimseye açıklama yapmadan, sadece ters yöne doğru yürümek istersek? Ya da daha da kötüsü o cesareti hiçbir zaman kendimizde bulamazsak?

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin