Çocuk yetiştirmek mi, hem de dünya bu haldeyken: One Battle After Another film incelemesi

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Sinefillerin dört-beş yılda bir gerçekleşen bayramı sonunda geldi ve yeni Paul Thomas Anderson filmi vizyona girdi. Yılın en iddialı filmlerinden One Battle After Another (Savaş Üstüne Savaş), her filmiyle çıtayı daha yukarı taşımayı başaran yönetmenin ustalık eseri olarak görülmeye başlandı bile. Aralarında Martin Scorsese ve Steven Spielberg’ün de bulunduğu usta yönetmenler filmi yere göğe sığdıramazken, sinema yazarları da şimdiden çağımızın en iyi filmiyle karşı karşıya olduğumuzu müjdelediler. Filmle daha erken buluşan Amerikan seyircisinden gelen pozitif yorumlar, bu kez tüm sinema severleri birleştiren bir yapımla karşı karşıya olduğumuzu kanıtladı. Hatta sinema seyircisi tek seferle yetinmemeye ve birkaç gün sonra yeniden sinemaya koşmaya başladı. Hem de filmin 170 dakikalık süresine rağmen.

Bu kadar övülen herhangi bir yapıma şüpheyle yaklaştığımız bu dönemde, One Battle After Another’ın tüm övgüleri hak ettiğini ve yalnızca Anderson’ın değil, Amerikan sinemasının en önemli başyapıtlarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Emekli devrimci, paranoyak bir babayla, bağımsız ve isyankâr kızı üzerinden günümüz Amerika’sını, modern zaman anksiyetelerini ve dünyayı değiştirmek için verilen tüm savaşları irdeleyen film; aksiyonla bezeli, sağlam bir kara komedi. Senaryo, Thomas Pynchon’ın Vineland romanından esinli. Oyuncu kadrosunda Leonardo DiCaprio, Teyana Taylor, Sean Penn, Benicio del Toro, Regina Hall ve Chase Infiniti aklımızı çıkaran performanslara imza atıyorlar. Müzikler de her zamanki gibi Jonny Greenwood’a emanet. Daha ne olsun diyor ve ağzımızın suyu akarak filme dadanıyoruz.

Not: Yazımız spoiler içermiyor ama ilerleyen satırlarda filmin anlattıklarından ‘biraz’ bahsediyoruz, bilginize…

One Battle After Another 2000’lerin başında, Amerika’da açılıyor. French 75 adında, Amerika’daki ırkçılığa karşı eylemler yapan bir grupla tanışıyoruz. Bir mülteci gözaltı merkezini basıp herkesi serbest bırakmak, bazı klinikleri bombalamak ve banka soymak gibi eylemlere imza atan grubun en azılı üyesi Perfidia Beverly Hills (Teyana Taylor). Şiddetten haz duyan Perfidia, kendini kanıtlamak isteyen bir başka eylemci Ghetto Pat (Leonardo DiCaprio) ile aşk yaşamaya başlıyor. French 75’i çökertmek isteyen Albay Steven J. Lockjaw (Sean Penn) da bu süreçte Perfidia’yla yakınlaşıyor ve sonrasında onu takıntı haline getiriyor. Her şey Perfidia’nın hamile kalıp bir kızı olmasıyla değişiyor. Annelikten bunalan ve Ghetto Pat’in artık kendinden çok kızına ilgi göstermesinden rahatsız olan karakterimiz, ailesini bırakarak daha da vahşi eylemlere katılmaya başlıyor ve öfkesine yenik düştüğü bir noktada yakalanıyor. French 75 ile ilgili bilgi karşılığı tanık koruma programına alınan Perfidia kayıplara karışırken, grubun neredeyse tüm üyelerinin yakalanmasına sebep oluyor. Pat de kızını alıp tüm bunlardan uzaklara yol alıyor.

16 yıllık bir zaman atlamasıyla günümüze geliyoruz. Pat adını Bob olarak değiştirmiş, Baktan Cross adında küçük bir yerde kızı Willa’yla yaşıyor. Kendini tamamen uyuşturduğu ve hiçbir şey yapmadan, sabahlığıyla eski devrim filmleri izlediği bir hayatı var. Mütemadiyen eski düşmanlarının onları bulup Willa’ya zarar vermelerinden korkuyor. Willa’nın telefon kullanmasına izin vermiyor, yanında her daim bir takip cihazı taşımasını istiyor ve kızının arkadaşlarına şüpheyle yaklaşıyor. Karate yapışından disiplinli, babasıyla iletişiminden de özgür ruhlu olduğunu anladığımız Willa, tüm bu abartılı paranoyayı anlamsız buluyor. Onun isteği her genç gibi kaygısız ve özgürlüğün tadını çıkardığı bir hayat. Ta ki, babası haklı çıkana ve düşmanları onları yakalamak için peşlerinden gelene kadar.

16 yıldır kanepesinden kalkmamış olan Bob, kızının yok olduğunu ve peşinde birileri olduğunu anladığı anda harekete geçiyor. Fakat küçük bir sorun var: bir zamanların çevik ve kıvrak zekâlı karakteri; artık bu tip bir savaş için gerekli aletlere, kondisyona, yetilere ve hatta hafızaya sahip değil. Sabahlığı ve yıllar önce hazırladığı küçük sırt çantasıyla şehirde koşturan hali yıllardır yalnızca geçmişte yaşamış bir adamın şimdiki zamanda ne kadar kayıp olabileceğini kanıtlıyor. Kendisini DiCaprio’nun bir röportajında söylediği üzere Mission Impossible’daki Tom Cruise’un tam tersi olarak tarif edebiliriz. Burada da Bob’a en büyük yardım, kızının karate hocası Sensei’den (Benicio del Toro) geliyor. Durumu hiç sorgulamadan, Bob’a koşulsuzca ve sakinlikle yardım eli uzatıyor. Oldukça organize yeraltı organizasyonunu de devreye sokarak Bob’un kaçmasına ve kendi hatalarına rağmen her durumdan kurtulmasına önayak oluyor.

Anderson’ın French 75 ve Sensei’nin yeraltı organizasyonu arasında kurduğu tezat dikkat çekici. Bir tarafta vahşi eylemlere odaklanan, kişisel hazlarla hareket edip en yakınlarını ve masum insanları tehlikeye atmaktan çekinmeyen French 75 ve hiç şaşırtıcı olmayan çöküşleri var. Diğer yanda da ihtiyacı olan ve haksızlığa uğrayanlara yardım etme amacıyla organize olmuş, hakkında çok da bir şey bilmediğimiz diğer grup. Bu tezatlık en çok Bob ve Sensei’de görünür hale geliyor: Sakinliğini her durumda koruyan, tehlike anında bile bir balet edasıyla dans eden Sensei, yalnızca panikle hareket eden, telefonunu şarj bile etmeyi akıl edememiş Bob’un yanında iyice yetişkin görünüyor. Bob’un paniği ve beceriksizliği, seyirci için oldukça eğlenceli olsa da Sensei’yi yorunca ona tüm bu durumu özetleyen bir bilgelik sunuyor: “Özgürlük nedir biliyor musun? Korkusuzluk. Aynı Tom Cruise gibi”. Evet, Bob’un Tom Cruise’dan öğreneceği çok şey var.

Şaka bir yana, korkusuzluğun film için Cruise gibi binalardan atlamak veya helikopterlerin peşinde koşmak olmadığını belirtmekte fayda var. Zaten bahsettiğimiz French 75 tasviri de bunu kanıtlar nitelikte. Filmin dünyasının bize işaret ettiği korkusuzluk, hayatın ve davranışlarının sorumluluğunu almak aslında. Mesela tüm arkadaşlarını ele verip kızını geride bırakmayı seçen Perfidia, hapiste olmasa da özgür değil. Her daim vicdanı ve pişmanlıklarıyla yaşıyor. Aynı şekilde tüm hayatını yıllar öncesinin suçlusu Bob’u yakalamaya ve geçmişteki hatalarının izlerini silmeye adamış Albay Lockjaw da zihninde yarattığı hapiste. Ya da kızının sorumluluğunu alıp kağıt üstünde özgür bir hayat süren Bob’un da özgür olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü tüm hayatını korkularının ve geçmişin hayaletlerinin tutsaklığında geçiriyor. One Battle After Another, geçmişte takılıp kalan tüm karakterlerinin hapsolmuşluğu üzerinden, şimdiki zamanda varolmanın ve ilerlemenin önemini vurguluyor. Filmin hareketsizliğin ölüm olarak görüldüğü Western türüne sık sık göz kırpması da bu yüzden.

Anderson, devrimciliğin basit heveslerden, kişisel hırslardan, tam anlamadan ezberlenmiş manifestolardansa hayatı yaşayış biçimimiz olduğunu söylüyor aslında. Adaletsizliğe karşı yapmayı seçtiklerimiz, yardıma ihtiyacı olan birine olan tavrımız, gerektiğinde zayıflıklarımızı kenara bırakıp harekete geçebilme kapasitemiz bambaşka biçimlerde değişimler yaratabiliyor çünkü. Burada da tüm hayatını ve o zamana kadarki ideallerini kızını korumak için geride bırakan Bob, en cesur kahraman haline geliyor. Willa’nın kendine sahip çıkma biçimi, cesareti ve zekası Bob’un da yıllar süren korku sarmalından çıkmasına ve kendine yeten bir kadın yetiştirdiği gerçeğiyle yüzleşmesine yardımcı oluyor. Bu yüzden farklı zamanlarda, farklı şekillerde adalet için savaşan gruplar karşımıza çıksa da, filmin ana meselesi Willa ve Bob arasındaki baba kız ilişkisi oluyor.

One Battle After Another, dünyada özgürlük ve adalet savaşının hiçbir zaman bitmeyeceği gerçeğini umutlu bir yerden ele alıyor. Evet, savaş üstüne savaşlar yaşanmaya devam edecek. Ama her yeni nesil bu savaşları kendine göre yontmanın ve küçük de olsa dünyayı iyileştirmenin yollarını bulacak. Zira geçmişin hayaletlerindense geleceğin aksiyonlarına odaklanmak daha heyecan verici. Medyadan mütemadiyen korku pompalanan bu çağda korkusuz kalmamız gerçekten mümkün mü, bilinmez. Ama bu korkuya rağmen zihnimizi uyuşturmak yerine hayatı ve varolmayı seçmek, belki de yapabileceğimiz en özgürleştirici eylem.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin