Hayır desem de beni sevmeye devam eder misin?: People pleaser olmak ya da olmamak
Sevilmek ve var olduğu düşünülen sevgiyi kaybetmemek için kendi sınırlarınızı ve isteklerinizi ne kadar yok sayıyorsunuz? ‘‘Hayır’’ demek sizin için kızgın demir yutmak kadar zor mu? Birini kırma ya da üzme korkusu en karanlık kâbuslarınızdan bile kötü mü? Soruların cevapları elbette muhtelif. Çözümleri ise terapistinizle bulun. Fakat biz yine de bugün biraz üzerine düşelim; bir nevi dertleşelim.
Kimi zaman sevgiyi kaybetmekten korkuyoruz, kimi zaman karşımızdakine ayıp olmasın istiyoruz; bazen de “Aman ağzımızın tadı kaçmasın” diye sineye çekiyoruz. Tüm bunları yapıyoruz ama bir türlü şöyle ferah bir iç rahatlığıyla “Hayır” diyemiyoruz. Sonuçta hangimiz kasa arkasındaki ürünleri ballandıra ballandıra anlatan satış görevlisine boyun eğmedik? “N’olur hatrım için ye” diye uzatılan tabaklara direnebilen koca yürekliler burada mı peki? Size gıpta ediyoruz. Çünkü biz, hiç gitmek istemediği buluşmalara, davetlere kös kös yola çıkan gruptanız. Ve biliyoruz ki, hiç de yalnız değiliz. (Maalesef…)
Hepimiz hayatımızın bir yerlerinde kendi çıkarlarımızı ikinci plana itmek pahasına bile olsa, başkalarının önerilerine, beklentilerine ve talimatlarına boyun eğdik; eğmeye de devam ediyoruz. Üstelik birçoğumuz bu durumun farkındayız. Ancak zihnimiz bizi yalnız bırakmıyor, sakinleşmemize izin vermiyor. Sanki her “hayır” demek istediğimizde, isteyen kişiyi zor durumda bırakmaktan endişelenmeye başlıyoruz. Ya üzülürlerse? Ya kırılırlarsa? Ya hayal kırıklığına uğratırsak? Çünkü bu kişiler (öf yani evet biz), başkalarını memnun etmeyi bırakırlarsa herkesin onları terk edeceğini, önemsemeyeceğini ve sevmeyeceğini düşünür.
Uzmanlara göre, her koşulda insanları memnun etmeye çalışan (people pleaser) kişiler bunu reddedilme korkusu, güvensizlikler ya da sevilme ihtiyacı gibi nedenlerle yapıyor. Bu kişiler başkalarını memnun etmeyi bıraktıklarında herkesin onları terk edeceğine, kimsenin umursamayacağına ve sevmeyeceğine inanıyor ya da başarısızlıktan korkuyorlar. Ve aksi olduğunda yani başkalarını memnun etmeyi bırakırlarsa onları hayal kırıklığına uğratacaklarına inanıyorlar.

Bu kadın da karşısındakine hayır diyememiş gibi duruyor… Yorgun sanki…
Freud’u anmadan olmaz
Peki neden böyle düşünüyorlar?
Elbette kişiden kişiye değişen ve farklı gerekçeleri olan bir durum bu. Belirli kaideleri ve formülleri yok. Ancak kimi uzmanlar başkalarını memnun etme davranışının köklerinin erken dönem ilişkilerine dayandırıyor. (Evet, bir kez daha Freud’u anabiliriz.) Zira kimi uzmanlara göre insanları memnun etmeye çalışan birinin, sevgisini koşullara bağlayan bir ebeveyni olmuş olabilir. Bu çocuk, ebeveyninin sevgisini ve ilgisini kazanmak zorunda kalmış olabilir; ya da ebeveyni duygusal olarak erişilemez ya da tutarsız biçimde erişilebilir olmuştur.
Bir people pleaser hayatı “Aman ağzımızın tadı kaçmasın” modunda yaşadığı için tartışma, kavga gürültü ortamı onun için dünyanın sonuyla eşdeğer sayılabilir. Öyle ki uzmanlar başkalarını memnun etmeye kendini adayan kişilerin kendisiyle hiç alakası olmayan tartışmalarda başkaları arasında arabuluculuk yapmaya bile kalkışabileceklerini söylüyor.
İyi bir insan mıyım yoksa herkesi memnun etmeye mi çalışıyorum?
Sosyal ilişkiler gereği, kimi zaman çok da hoşlanmasak bile uyumlu olmak adına bazı adımlar atabiliyoruz. Neticede yardımsever ve uyumlu biri olmak, herkesin olmak ve karşılaşmak istediği “iyi insan” tanımına dâhil değil mi? Ancak destekleyici olmakla başkalarını memnun etmeye çalışmak arasında belirgin farklar var. Kimi uzmanlara göre, başkalarını memnun etmeye çalıştığınızı ve bu uğurda kendinizi yok saydığınızı gösteren bazı işaretler şunlar olabilir(miş):
- Karşınızdakilerle sürekli aynı fikirde olma eğiliminiz
- Herhangi bir hatanız olmasa da kontrolünüz dışında olan şeyler için sık sık özür dilemek, kendini suçlamak.
- İstemediği halde karşıdakine hayır diyememek
- Çevrenizdeki insanlara göre kişiliğinizi değiştirme eğilimi
- Sürekli olarak başkalarından onay ve övgü alma ihtiyacı, buna bağlı olarak kendine verdiği değerin değişmesi

Eğer bir people pleaser iseniz, bu davranışların yol açtığı zararı fark etmiyor olmanız da pek mümkün. Tabii farkında olmadan en çok da kendinize zarar veriyorsunuz. Uzmanlar insanları memnun etmeye yönelik bu davranışların, zamanla öfke birikimine ve ilişkilerde tükenmişliğe yol açabildiğini; kişinin kendini bitkin ve yorgun hissedebildiğini söyleyip uyarıyorlar. Bazı çözüm önerileri de var. Bu önerilerden birkaçını, çok kez duyduğunuzu biliyorum. Ancak yine de hatırlatmak da fayda var: İlk olarak okkalı bir ‘‘hayır’’ demeyi öğrenebiliriz. Biraz daha kolaylaştırmak için birkaç küçük ipucu: Hemen yanıt vermenize gerek yok. Gerçekten ne istediğinizi düşündükten sonra, karşınızdaki kişiye samimi cevabınızı verebilirsiniz. Ve her seferinde nedenini açıklamak zorunda mıyız, sahi? “Hemen hallediyorum” cümlesi ile aranıza biraz mesafe koymaya ne dersiniz? Uzmanların bu konudaki önerilerini de şöyle bırakalım.
- Küçük adımlarla başlamak: Önce tek bir ihtiyacı karşılamaya odaklanın.
- Zaman kazanmak: Bir talep geldiğinde, hemen yanıt vermek yerine düşünmek için kendinize süre tanıyın.
- Zaman sınırı koymak: Bir şeye “evet” derken, belirsiz bırakmak yerine net bir süre ya da bitiş zamanı ekleyin. Örneğin, sadece belirli saatler arasında müsait olacağım gibi.
- “Hayır” demeyi denemek: Pek çok durumda kibar ve empatik biçimde “hayır” demek mümkün. Bunu önceden prova etmek, konuşma anında işinizi kolaylaştırabilir.
- Kendinizi iyi hissettiren şeylere odaklanmak: Uzun süre başkalarını memnun etmeye çalışırsanız, kendi tercihlerinizin ve görüşlerinizin olduğunu unutabilirsiniz. Bu nedenle, kendinize öncelik vermeye, sevdiğiniz işlere odaklanmaya çalışın.
Sonuç olarak, ‘‘hayır demek’’ ya da kendinizi önceliklendirmek kabalık değil; yetişkinliktir. Her davete gitmek, her isteği karşılamak, herkesi memnun etmek zorunda değilsiniz. Korkmayın dünya, kaçırdığınız bir buluşma yüzünden dönmeyi bırakmaz; arkadaşlıklar tek bir “hayır”la dağılmaz, ilişkiler bir sınırla çökmez. Ki zaten dağılıp çöküyorsa bir sorundan kökten kurtuldunuz demektir. Ama belki de asıl soru şudur: Herkese “evet” derken kendinize kaç kez “hayır” dediniz?
Bir dahaki sefere içinizden bir ses “Gitme” diyorsa, onu bastırmak yerine dinlemeyi deneyin. En kötü ne olabilir? Sevilmeye devam edersiniz. Hatta bu kez, biraz da kendiniz tarafından. Elbette hayır demek ne bir erdem nişanı ne de bir kişisel gelişim madalyası. Bazen gerekli, bazen koruyucu, bazen de sadece “bugünlük benden bu kadar” demenin en kestirme yolu. Neyse ki insan ilişkileri matematik değil, dolayısıyla tek bir formülü yok. Üstelik krizler ve hız çağında, sosyal medyanın da parlatıp durduğu o aşırı “ben” vurgusu da ayrı bir yoruculuk yaratıyor. Bu yüzden ilişkiler söz konusu olduğunda kimi zaman sınırlarımızı koruyacağız, kimi zaman da sırf kırılmasın diye istemediğimiz bir buluşmaya gideceğiz. Evet, buna da yetişkinlik deniyor.
Belki de mesele her şeye “hayır” demeyi öğrenmek değil; neye, neden “evet” dediğini bilmek. Bazen kendin için hayır, bazen başkası için evet… People pleaser’lıktan çıkış kapısı tam da burada. Gitmediğiniz davetler kadar, gidip içten içe homurdandığınız akşamlarla da büyüyorsunuz. Hayat biraz da bundan ibaret.