Katliamın izlerini sosyal medyadan izlemek: Tüm Gözler Refah’ta
Filistin Devleti’ni resmen tanıyan ülkelerin arasına hızlıca yenileri ekleniyor. ”Biraz” geç kalınmış olsa da mühim adımlar… İsrail’in Filistin’e yönelik ağır ve soykırıma ulaşan saldırılarına başta sosyal medya olmak üzere farklı kanallar üzerinden şahit oluyoruz. Şahit olunanlar ikincil yoldan da olsa ciddi travmalar yaratabiliyor, tanık olduklarımızsa kanımızı donduruyor. Sosyal medyada arkadaşların paylaşımları, günlük başarılar, magazin ve sanat videoları ile Gazze Şeridi’nde yaşananlar birbirine giriyor. Altı aydan fazla süredir devam eden saldırılar ve zulmün ardından uluslararası konseyler ve kimi ülkeler tüm bunlara tepki göstermeye başladı. Başından beri artan kamuoyunun gücünü, sessiz kalamamayı, kalanların neden sessiz kaldığını ve bir soykırım sosyal medyada nasıl belgelendiğini konuşacağız.
75 yıllık geçmiş, İsrail-Filistin
7 Ekim’de başlayan son saldırılardan bu yana 36 bin küsur Filistinli yaşamını kaybetti, 81 bin küsür Filistinli de yaralandı kayıtlara göre. Ama tabii ki 7 Ekim’in de öncesi var… Zamanda geriye gidecek olursak; Hamas’ın 2006’da Filistin hükümetinin başına geçmesiyle birlikte Mısır ve İsrail, Filistin’i ablukaya aldı. İsrail’in sınırları ise ülkenin kuruluşundan beri hiçbir zaman net değildi. Uluslararası topluluklar Kudüs’ü ikiye ayıran bir sınırla İsrail’i etrafındaki Arap komşularından ayırsa da bölgedeki kimi Filistin’e ait bölgeler hiçbir zaman tam anlamıyla Filistin’in kontrolü altında olmadı.
Tarihin kirli anılarından biri olan Holokost’un ardından o zamanlar daha yeni kurulmuş olan Birleşmiş Milletler yine o vakitte İngiliz himayesi altında olan Filistin’i ikiye ayırarak Arap ve Yahudi bölgeleri kurmayı planladı ve Kudüs’ü uluslararası kontrol altına almak istedi. Bölgenin İngiltere himayesinden çıkışıyla İsrail özerk eyalet ilan edildi ve şu anda Mısır, Irak, Suriye bölgelerini içeren Mavera-i Ürdün bölgesi işgal edildi ve ilk Arap-İsrail savaşı bu şekilde başladı. 20. yüzyılın ortalarından beri devam eden bu çatışmalar İsrail’in dönem dönem başka bölgeleri işgal etmesi, Filistin bölgelerini kontrolü altına almasıyla devam etti. Bu çatışmaların arka planında Gazze’nin ablukaya alınmasıyla Filistin’de sertçe düşen gayri safi milli hasıla ve yüzde 45’lere çıkan işsizlik oranı da Filistin halkını sistematik baskıya tuttu.
7 Ekim ve Sonrası
7 Ekim 2023’te Hamas ve birkaç farklı Filistinli militan grup, Gazze Şeridi’nin 1948 tarihli Arap-İsrail savaşından beri İsrail’in işgalinde olan bölgesine beklenmedik bir saldırı gerçekleştirdi. 1139 kişinin kayıtlara göre katledildiği bu saldırı Hamas tarafından üstlenildi ve devam eden İsrail işgaline bir cevap olduğu söylendi. İsrail bu saldırının hemen ardından Filistin topraklarına hava saldırısında bulundu.
Kamuoyu domino taşı
O zamandan beri Filistin’e yapılan saldırılar devam ederken, Hamas’ın İsrail’e yönelik olan ve başta sivilleri hedef alan bu saldırısı kamuoyu tarafından oldukça tepki çekti. Sonrasında İsrail’in savaş suçlarıyla dolu orantısız gücü ve kimi devletlerden destek alması dünyanın dört bir yanında protesto edildi, kamuoyu hızlı bir şekilde ayağa kalktı. Sadece sosyal medyada değil, üniversite kampüslerinde kamplar kuruldu ve boykot listeleri hazırlandı (ünlüler de içinde olmak üzere). Bir taraftan da pek çokları ise susmayı tercih etti…
Seyirci Kalma Etkisi
Peki ama neden susuluyor? Eski bir uluslararası ilişkiler ve Avrupa Birliği politikaları uzmanı Gizem Onay (Instagram’da @gizem_politics hesabıyla takip edebilirsiniz) durumu birkaç olasılıkla açıklıyor: Bunlardan birincisi sosyal psikolojiden gelen seyirci kalma etkisi. Bu teori şu şekilde açıklanıyor; birden fazla kişinin şahit olduğu durumlarda kişide yardım etme sorumluluğu veya ihtiyacı azalarak, diğer şahit olan kişilerle bölünüyor. “Ne de olsa başkaları sesini çıkarıyor” diyerek içler rahat tutuluyor. Bu tabii ki bir suçlama değil fakat bir farkındalık. Yapılan her yardım, sunulan her desteğin Filistin’e destek olarak ulaşıp ulaşmadığı hakkında şüphe duyulurken, kamuoyu olarak birlik olmak, bu konuda bilgilenmek ve tepki göstermek ise en büyük hakkımız ve vicdani sorumluluğumuz bir yandan da.
Gizem Onay bu konuda, “Kamuoyu baskısı için ne kadar çok kişi bu konudan bahsederse, tepkisini gösterirse birlikteliğimiz ve bu birliktelikten doğan yüksek ses sayesinde ancak bir şeylerin değişmesine etki edebiliriz. Kamuoyu baskısının ne kadar önemli bir güç olduğunu asla unutmamamız gerekiyor” diyerek ekliyor: Sorumluluğun dağılması, toplumun diğer üyelerinden ayrışarak yapılacak yardımın bilinçaltı kaygılar uyandırması bu etkinin oluşma sebeplerinden biri.
Sessiz kalmanın bir diğer tarafı ise hatalı yaklaşmaktan korku. Onay’a göre kişiler belirsiz buldukları durumlarda yardım etmekten çekinebilir. İşte kimi devletlerin sessiz kalışı ve protestoculara karşı tepkileri, kimi hükümetlerin de bir öyle bir böyle davranışı, haber kanallarından çıkan doğruluğu olmayan ‘yönlendirici’ haberler kafa karışıklığını da sistematik bir şekilde artırıyor.
Fakat şu an Filistin’de yaşananlar, tüm politikaların ötesinde insan haklarının yerle bir olduğu ve tüm kamuoyunu ilgilendiren bir mesele. UNICEF’in küresel sözcüsü James Elder, Gazze’den bizzat anlatıyor. Avrupa Hastanesi’nin acil yoğun bakım ünitesini üç kere ziyaret eden Elder aynı yatakta yatmış fazla sayıda çocuk gördüğünü, her bombadan sonra evleri yıkılan çocukların bu yatağı tek tek ziyaret edip doktorların çabalarına rağmen hayatlarını kaybettiklerinden bahsediyor. Bunun yanında hayatını kaybeden yardım çalışanları, yardım için gelen UNICEF aracının saldırıya uğraması, bölgedeki herkesin tehdit altında olduğunun kanıtı. Öldürülen 14 binden fazla çocuk daha bir yılını tamamlamamış ve muhtemelen tamamlayacak olan bir savaşın büyük acı gerçeği Elder’a göre.
Son olarak anonim kalmanın anonim kalana verdiği hafiflikten bahsediyor Onay. Sesini çıkarmayanlar kabuklarına çekilip anonim kaldıklarını hissetseler de bu pek de doğru değil. Tam olarak da Met Gala’dan sonra yaşananlar gibi, çıkarılmayan her ses aslında çıkarılan ses kadar yüksek oluyor. Bu yüzden birçok ülkenin bu konudaki kınamaları oldukça geç kalmış durumda; 20. yüzyılın ortalarından beri zulüm gören bir ülkeyi ve onun insanlarını ancak şimdi tanımaya başladıklarını düşünecek olursak. 26 Mayıs 2024 akşamında İsrail’in Refah’taki çadır evlerde yaşayan sivillere yönelik hava saldırısının ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu acil barış çağrısında bulunurken çoktan harabeler içerisinde kalmış olan Gazze yemek, temiz su ve ilaç erişimi olmadan abluka altında. Bu arada Birlemiş Milletler’in çağrısı aylar sonra ancak yeni gelebildi… Aynı şekilde UNICEF’in de.
Soykırım devam ederken kelimelerin anlamını yitirdiği yerde bireysel tepkiler manasız hissettiriyor belki de. Fakat konuşmamak çok daha zor olmalı, kamuoyunun bu dünyada kazandıklarını düşününce.
Hepimiz savaşın izlerini sosyal medyadan, haber sitelerinden izliyoruz. Saldırı yerlerindeki sivillerin anlattıkları ve gece gündüz çalışan gazetecilerin aktardıkları üzerinden gözlerini Refah’a çeviren bireylerin olaylara tanık olması hiç de zor değil. Yardım etmek isteyen eller yardımın nereye gittiğini, nereye ulaştığını bilmezken, sıradan halktan çok daha gücü olan ünlülerin, influencer’ların, markaların sessiz kaldığını görüyoruz. Tüm gözler Refah’ın üzerindeyken kimileriyse gözlerini kaçırıyor gibi. Acılara ikinci gözden şahit olmak ve kontrolü alamamak başka travmalar yaratıyor. Fakat tüm savaş suçları tek tek işlenirken artan sosyal medya görünürlüğü tüm bunlara canlı bir şekilde şahit olunmasını sağlıyor. Her gün yaşam mücadelesi veren bölgedeki siviller hayatlarını belgelerken, uluslararası gazeteci ekipleri hayatlarını riske atarak dünyaya yaşananları canlı olarak bildiriyor. Artık bakmamak bakmaktan daha zor. Ses çıkarmak bazen zor olabilir ama susmak daha zor olmalı.