Röportaj: Berk Kır ile “Dışarıda Yakınlık” sergisine dadanıyoruz

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Jacques Lacan’ın “extimacy” kavramından yola çıkarak adlandırdığı “Dışarıda Yakınlık” sergisinde Berk Kır, kamusalın mahreme, dışarının içeriye, evin kente göz kırptığı, ihtimallerin birbirleriyle temas ettiği bir alan yaratıyor. Nazlı Pektaş küratörlüğünde gerçekleşen “Dışarıda Yakınlık” 5-31 Ocak arası Merdiven Art Space’te ziyaretçilerle buluşurken, nesne ve beden ilişkisinin irdelendiği, esnetildiği çoklu bir deneyim alanı sunuyor. 

Birbirine yaslanan, birbirinden büyüyen sıfatları rahatlıkla taşıyor Berk Kır: sanatçı, sanat tarihçisi, fotoğrafçı. Röportaj sırasında Berk’e yönelttiğim sorularda, bu sıfatlara flanörlüğü de eklediğimi, kendisi o şekilde andığımı belirtmiştim. Şu an röportajı tamamlarken ise aradığım kelimenin tam olarak bu olmadığını fark ediyorum ve bu düşüncemden bir nebze uzaklaşıyorum. “Aylak kent gezgini” anlamına gelen flanörlük, tozunu attırdığı sokakların karşısına çıkardığı nesnelere dair aktif bir düşünce pratiği benimseyen, etrafındakileri empati bağlamından algılamayı alışkanlık haline getirmiş Berk için eksik kalan bir tanımlama kanımca. “Emirgan sahilinde bir bank olduğunuzu düşünün. Bu banka atfedilen bir görüş kabiliyeti olsa, havayı mı görür yoksa denize mi bakar?” diye soruyor Berk. Aslında yanıldığımı bu sorudan sonra anlıyorum sanırım. 

Bedeni, nesneyi, içimizin en derinliğindekilerin gözle görülen, elle tutulan ile olan diyaloğunu irdelerken hiçbir düşünce sabit bir tavır takınmıyor bu sergide. Geleneksel fotoğraf yapma biçimlerinin dışında bir anlatıcılık aracılığıyla somut ayrımlar soyutluğa akıyor, bulanıklaşıyor ve farklı varoluşlar birbiriyle konuşuyor. İstanbul’daki ilk kişisel sergisinin derinlerine inerken de Berk ile fotoğraf pratiğine, sergi hazırlık sürecine ve Emirgan sahilindeki banka dadanıyoruz.  

Merhaba Berk. Öncelikle serginin 5 Ocak’taki açılışı için oldukça heyecanlıyım, kocaman tebriklerimi iletmek istiyorum 🙂 Bu senin İstanbul’daki ilk kişisel sergin. Hazırlanma süreci fiziksel, mental ve duygusal olarak nasıldı?

Selamlar, heyecanımı paylaştığınız için öncelikle teşekkürler. Bu, başlayan ve bir sanatçının ömründe hiç bitmeyen bir süreçmiş gibi hissettiriyor. Genel anlamda keyfim yerindeydi. Hayatta benimsediğim temel motivasyonlardan biri işlerin hallolacağına inanmak, tüm pürüzler de bu motivasyonun gölgesinde kaldı. Serginin İstanbul’da olmasının ayrı bir yeri ve sebebi var, her biri derin tatmin duygularına sebep oluyor.

Serginin ismi “Dışarıda Yakınlık”, Jacques Lacan’ın “extimacy” kavramından yola çıkılarak konulmuş. Berk Kır deyince benim aklıma da hep “flaneur” kavramı geliyor, İstanbul sokaklarında çıktığın yürüyüşlerde yakaladığın kareleri hikayeleştirerek, kendi yorumunu ekleyerek sosyal medyada paylaşıyorsun. Bir kişinin dışı ile içi, şehrin altı ve üstü senin sık sık fotoğraflarında harmanladığın kavramlar. Bundan dolayı sergiyle ilgili detaylara girmeden önce “Dışarıda Yakınlık” isminin nasıl seni bulduğuna, bu kavramla olan ilişkine de kısaca değinmek istiyorum.

Extimacy’i anlam olarak yakınlık, dışarısı ile en derin içerisi, ruhun dışı ve en içi, dış dünya ve en iç arasında bir yerlerde konumlandırabiliriz. Sergide, kendi nesnesine dönüşme ihtimallerini arayan varlıksal bir alan var. Yürümekten bahsetmişken, dışarıda gittiğim mesafeyi kendi içimde de kat ettiğime dair düşünceleri olan bir insanım. İsim ile olan ilişkinin tahayyülü için kısaca böyle söyleyeyim.

Merdiven Art Space’te ziyaretçi, kamusal ile mahrem olanın birbirine geçisini işlediğin üretimlerinle buluşacak. Şehirde çıktığın yürüyüşlerinde kentin kamusallığı ve senin iç dünyan nasıl bir diyalog kuruyor?

Yürürken çok fazla fikirle karşılaşıyorum ve karşılaştığım şeylere dair yeni fikirler üretiyorum. Etrafı empati bakımından algılamaya eğilimli biri olduğumu söyleyebilirim.  Misal, Emirgan sahilinde bir bank olduğunuzu düşünün. Bu banka atfedilen bir görüş kabiliyeti olsa, havayı mı görür yoksa denize mi bakar? Şehir içinde karşılaştığım her şeye dair bir empati geliştiriyorum. “Gibi” düşünebilmenin anlamanın derinliğinde yeni alanlar açtığına inanıyorum.

Sorulara sergiden başlamış olduk ama aslında bu hikayenin en başını, fotoğrafçılığa nasıl başladığını da merak ediyorum. Eğitimini sanat tarihi dalında tamamladın ve bildiğim kadarıyla fotoğraf, kendi kendini eğittiğin bir alan. Kamerayla olan dostluğun nasıl başladı?

Sayısal verilere baktığımız zaman fotoğrafla olan ilişkim hemen hemen dünyadaki fiziki mevcudiyetimin yarısına tekabül ediyor. Yaklaşık 13 yıldır hayatımın ve düşünme pratiğimin parçası diyebilirim. Fotoğraf, lise eğitimine başladığım ilk yıl fotoğrafçılık kulübüne katılmamla kendi dünyama eklemlendi, devamı görmeyi deneyerek ve keşfetmekle ilgiliydi.

Fotoğrafların aracılığıyla ele aldığın düşünceleri imgelere dökerken, o imgeler ile olan bağın, bedeninden ayrı bir araç olan kameranın araya girmesiyle yeni anlamlar kazanıyor mu? Lensini onlara doğrulttuğunda poz değiştirdiklerini hissediyor musun hiç?

Kamerayı bedenimden ayrı bir araç olarak görmüyorum, bir uzantı olarak görüyorum. Genellikle şehir içinde topladığım nesneler ile görüntüler tasarlıyorum. Arzu ettiğim görüntü için uygun şartları sağladıktan sonra gelişen dinamikler kimi zaman değişikliğe sebep olabiliyor. Orada da akış fikrini benimseme kuvvetiyle karşılaşıyorsunuz, bunu seviyorum.

Sanatına olan bakış açın cinsiyet, şehir, nesne, insan hakları, tarih ve kısacası yaşamaya dair daha birçok alanı kapsıyor. Bu sergideki işleri bir araya getirirken hem zihninin hem de kameranın odağının yoğunlaştığı alan hangisi oldu?

Sorduğunuz sorularda kamera kelimesini sık tekrarladığınız dikkatimi çekiyor. Ben kamerayı doğrudan bir yere konumlandırmıyorum. Geleneksel fotoğraf yapma biçimlerinin sınırlarını bulanıklaştıran bir anlatıyı keşfetmekle ilgileniyorum. Bir imajın yolculuğu ve algılanma ihtimallerine dair bir sergi kurguladım. Temelinde nesne var, fotoğraf nesnesi diyebilirim belki. Üzerine gittiğim şey, kameranın salt sunduğu imkanların dışında duruyor. Sergi kapsamında işler çatı kavram olarak nesne yönelimli ontoloji içerisinde bir tür üst-kazıyla görülüyor. Odağımda daha kapsayıcı bir bakış ve bakışın kuracağı ilişkiler var her zaman.

“Başımın Üstünde Yerin Var” fotoğraf serisi, insan ve nesneler arasındaki bağların esnetildiği, bulanıklaştırıldığı fotoğraflardan oluşuyor. Bu seriden bağımsız olarak “beden”, fotoğraflarında daima irdelediğin, sorguladığın, oynadığın bir kavram. Fotoğraf pratiğinin sınırları dışında, beden ve nesne ilişkisi gözüne nasıl çarpıyor?

Nesnelerin diğer nesneler ile kurduğu ilişkiyi önceliklendiriyorum. Çay bardağının bir çaydanlık için neyi ifade edeceği hakkında biraz düşünelim. Beden ile kurulan ilişki toplumsal ve bölgesel olarak kendi anlamını aynı şey üzerinde tekrar ve tekrar fakat farklı anlamlarda inşa edebiliyor. Biraz buradaki benzerlik ve farklılıklar açısından bakıyorum beden ve nesne ilişkisine…

Sergi sürecinde sadece imgelerle değil, onlara eşlik eden seslerle de çalıştın. Bu süreçte fotoğraf pratiğinden nasıl beslendin?
Bahsi seslerin aslında tam anlamıyla fotoğraflarımın kendileri olduğunu söyleyebilirim. İmajların yüzey değerlerini birer veri olarak işleyerek renklerin yaydığı ısıyı frekansa çevirdim ve duyulabilir hale geldiler. Serginin temelinde bir nesne meselesi var. Hem ses hem fotoğraf birer belki bir nesne olarak görülüyor. Bu ikileme dair bir tartışma alanı yaratmayı hedefliyorum. 

“Dışarıda Yakınlık” ile örülmüş düşünceleri ziyaretçiyle paylaşıyorsun, fakat sosyal medya üzerinden paylaştığın fotoğraflarınla da bizi zaman zaman günlük hayatına dahil ediyorsun. Hikaye anlatıcılığın sadece fotoğraflar üzerinden değil, o fotoğrafların bulunduğu bağlama göre de yeni şekiller alarak bize ulaşıyor. Bir anlatıcı olarak kendi fotoğraf dilini nasıl tanımlarsın?

Fotoğraf aracılığıyla düşünmek hayata bakış pratiğimin kendiliğinde bulunuyor diyebilirim. Evet, sosyal medyada genellikle şehir içinde ilgimi çeken detayları paylaşıyorum. Bahsettiğin bağlam ilişkisi üzerine ayrıca ve çeşitli alanlar için düşünüyorum. Tanım getirmem gerekirse fotoğrafın, yani imajın, kendisini sürekli yenileyen bir yanı olduğu fikrindeyim. Ben onu inşa eden özne olarak, yaşadığım deneyimlerle daha önce ürettiğim bir imajı yeniden düşünerek onu anlamsal olarak derinleştirebilir ya da önceki anlamının içini oyabilirim. Bu yeni bir form, yeni bir malzeme, farklı bir imajın üstüne konumlanacak yeni bir görsel olarak vücut bulabilir. Biraz böyle bir yerden hayattaki bedenli varoluşumun izleriyle, deneyimlerimle ve fotoğrafın kendi nesnesine dönüşme ihtimalleriyle ele aldığım bir bakıştan bahsedebilirim.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin