Alternatif bir evrende kendini tekrar etmek: Tarkan ve Kuantum 51 albümü

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Şu an ülkenin popüler müzik piyasasında büyük bir sound karmaşası var. Bir yanda Onno Tunç’un 80’lerde Sezen Aksu’ya yaptığı düzenlemelerin her iki yeni şarkıdan birinde karşımıza çıkması durumu var, diğer yanda erken 2000’lerde arabeskle popu birleştiren atarlı şarkıların asla tükenmeyen mirasının yeni gibi görünen ama oldukça eski duyulan şarkılarda karşımıza çıkması. Bir köşede yepyeni türlerde Türkçe şarkılar, diğer köşede çareyi Anadolu Rock’ın yenilenmiş versiyonlarında arayan indie çıkışlılar. Durum böyleyken Türkiye’deki müzik piyasası şu an dünyadaki farklı müzik türlerini kopyalayamadan ülkenin kültürel panaromasından kimi sound’ları çekip yeni bir ana akım pop sound’una katan bir atılıma o kadar hazır ki. Ve Tarkan bu albümle bu büyük boşluğu doldurma şansına sahipti. Ancak Megastar Kuantum 51’de ne yazık ki yine bilindik bir sound’a ve asla risk almayan temalara sığınarak sırasını savmış. Bir-iki hafta belki dinlenip sonra yine unutulacak albümlerinden birini yapmış. Evet, en mileynal hislerimizle Tarkan’a ve pek taze albümü Kuantum 51’e dadanıyoruz.

Bir milenyal olarak gözümü Tarkan’la açtım diyebilirim. Tarkan 90’larda Türkçe Pop’un yaptığı atılımın en büyük starıydı. 1992’de Yine Sensiz albümüyle başlayan rüzgar hemen iki sene sonra çıkan Aacayipsin’le fırtınaya dönüştü. Ölürüm Sana, Aacayipsin’in şarkı matematiğini ve albüm yapısını korudu ve 1997’de çıktığında tüm dünyada Tarkan’ın ününe ün kattı. Ancak tabii ki Tarkan’ın gelmiş geçmiş en iyi albümü 2001 senesinde çıkardığı Karma oldu. Bu albüm Türkçe Pop Müzik tarihinin en iyi 10 albümünden biri. Tarkan’ın kariyerinin ilk 10 senesinin sonunda bu albümler sayesinde artık şunları kabul etmiştik: Tarkan müthiş bir vokal becerisine sahip bir sanatçı. Bangır bangır her yerde çalınacak ve yıllarca unutulmayacak hitleri de (“Hepsi Senin Mi?”, “Şımarık” ve “Kuzu Kuzu” mesela), dinleyenleri büyük dertlerle ufka bakarak rakı içirecek slow şarkıları da (“Vazgeçmem,” “Unutmamalı” ve “Beni Anlama” gibi) neredeyse kusursuz söylüyor. Ayrıca Tarkan istediği zaman oldukça cesur olabilen (“Seviş Benimle”, “Kır Zincirlerini” veya “Hüp”ü unutamayız) ve müzikaliteden kolay kolay ödün vermeyen bir sanatçı. Bugün dönüp baktığımızda görüyoruz ki Tarkan kariyerinin ilk 10 senesinde çıkardığı albümlerinin sound’u hep dünyadaki yenilikleri takip etmiş ve şarkıların altyapıları her zaman belirli bir bakış açısı ve müzikal görüş çerçevesinde hazırlanmış.

Nedenlerine spekülatif bir şekilde girmeyeceğim ama kanımca Karma’dan sonra Tarkan’a bir şey oldu. Çıkardığı yeni albümler kulağımıza ilk dört albüm gibi dolu ve üzerinde düşünülmüş eserler gibi gelmemeye başladı. Sanki Tarkan en başarılı olduğu dönemde tutuklu kaldı, o zamanki başarısını aşamadıkça da küçük zaferler ona yetmeye başladı. Evet, hâlâ her düğünde, her kınada, her partide en az iki Tarkan şarkısını ezbere söyleyip dans ederken kan ter içinde kalıyoruz. Ama bu şarkılardan kaçı Karma sonrası dönemden? Adımı Kalbine Yaz (2010), müzikalite konusunda Metamorfoz (2007) ve 10 (2017)’u burun farkıyla sollasa da Tarkan’ın son 20 senedir kitleleri ardında sürükleyen bir hit çıkaramadığını not etmemiz gerekiyor. Bu nedenle biz sadık dinleyiciler olarak kendi aramızda hâlâ “Kuzu Kuzu”nun orijinali mi akustiği mi daha iyi tartışması yapıyoruz. (Tabii ki akustiği bu arada.)

Tüm bunları Tarkan’ın geçen cuma çıkardığı Kuantum 51 albümünü incelemeden önce sizlere hatırlatmak istedim çünkü bu albüm Tarkan’ın kariyerinin git gelli 32 senesinin izlerini taşıyor. Albüme geçmeden oldukça kişisel bir not düşmeliyim. Ben Tarkan’ın yeniden güzel şarkılar söylemesini, milyonları peşinden koşturmasını, yeni şarkılarını dolu stadyumlara ezbere söyletmesini gönülden istiyorum. İlkokulda playback yarışmasını iki defa Tarkan şarkısıyla kazanmış bir çocuk, kendini keşfederken Kuzu Kuzu’nun klibiyle bir şeyleri iyice anlamış bir gay, yaşadığı aşklarda karşı tarafla hâlâ Tarkan şarkılarıyla iletişen bir yetişkin olarak Tarkan’sız bir hayat düşünemiyorum. İşte bu yüzden her yeni Tarkan şarkısı ve albümünde heyecanlanıyorum, ama son 20 yıldır neredeyse her seferinde büyük hüsrana uğruyorum.

14 Haziran’da çıkan Kuantum 51 de Megastar’ın kariyeri boyunca bana (ve pek çok sadık hayranına) yaşattığı hayal kırıklıklarından biri olarak diskografisine eklendi. Albümü incelerken sadece “Tarkan kendini tekrar etmiş” deyip geçmeyi çok isterdim, böyle yapsam sanırım kalbim daha az kırılırdı. Ancak bu mümkün değil. Sanırım albüme başlanmadan önce şöyle bir şey olmuş: Tarkan ve arkadaşları kuantum fiziğinin bize açtığı kapılardan alternatif bir evrene “eski albümlere benzer bir albüm yapalım” diyerek geçmiş. Yanındakiler kendilerini geç 2000’lerde Tarkan’ın kariyerini canlandırmaya çalışır halde bulmuşlar. Bu koşuşturma içinde Türkiye ve dünya müzik piyasalarında yaşanan ilginç gelişmelerin cılız sesi paralel evrenden duyulmuş ama albümü yapanlar yine kendi bildiklerini okumuşlar. Bu kargaşada da kanımca Tarkan için büyük bir fırsat kaçmış.

Şu an ülkenin popüler müzik piyasasında büyük bir sound karmaşası var. Bir yanda Onno Tunç’un 80’lerde Sezen Aksu’ya yaptığı düzenlemelerin her iki yeni şarkıdan birinde karşımıza çıkması durumu var, diğer yanda erken 2000’lerde arabeskle popu birleştiren atarlı şarkıların asla tükenmeyen mirasının yeni gibi görünen ama oldukça eski duyulan şarkılarda karşımıza çıkması. Bir köşede yepyeni türlerde Türkçe şarkılar, diğer köşede çareyi Anadolu Rock’ın yenilenmiş versiyonlarında arayan indie çıkışlılar. Durum böyleyken Türkiye’deki müzik piyasası şu an dünyadaki farklı müzik türlerini kopyalayamadan ülkenin kültürel panaromasından kimi sound’ları çekip yeni bir ana akım pop sound’una katan bir atılıma o kadar hazır ki. Ve Tarkan bu albümle bu büyük boşluğu doldurma şansına sahipti. Ancak Megastar Kuantum 51’de ne yazık ki yine bilindik bir sound’a ve asla risk almayan temalara sığınarak sırasını savmış. Bir-iki hafta belki dinlenip sonra yine unutulacak albümlerinden birini yapmış.

Peki bu kadar sevdiğim bir sanatçının aslında oldukça güzel sözlere sahip şarkılar barındıran albümünü neden hiç beğen(e)medim? Kuantum 51’e dair en temel eleştirim şarkıların neredeyse artık demode denebilecek bir sound’la işlenmiş olması. “Yo”, kulağa herhangi bir Gülşen şarkısı gibi, “Şerbetli” de herhangi bir Simge şarkısı gibi geliyor. Gülşen ve Simge’nin Türkçe pop müzikteki yerleri malum, ancak onlardan bir şarkı dinlemek istediğimizde, bu iki sanatçıyı açıyoruz, Tarkan’ı değil. Megastar’ın bazen kendi yazdığı bazen de başkalarından aldığı harika sözleri biraz aceleye gelmiş gibi duyulan altyapılara emanet etmiş olması bu albümün sorunlarından bir diğeri. Albümü dinlerken aklıma özellikle “Müteşekkir” ve “Darmaduman”daki vokaller takıldı. Sanatçıların  ses renklerini ve yorumlarını geçen zaman karşısında muhafaza etmeleri elbette imkansız. Ancak bu iki şarkıyı dinlerken defalarca başa dönüp kendi kendime “Tarkan bu şarkıları ne kadar farklı söylemiş” deyip durdum. Kimsenin albümü yaparken bunu kendine veya etrafına sormamış olması fikrini de kabul etmekte zorlanıyorum. Başta kullandığım paralel evren metaforunun nedenlerinden biri de bu tip kopuklukları daha iyi anlatabilmek. Eskilerine çok benzer bir izlekte giden albüm bambaşka bir yer ve zamanda söylenmiş gibi duruyor ve bu benzerlik kulağa bir yenilik olarak değil eskinin bir başka (ve ne yazık ki kulağa o kadar da iyi gelmeyen) versiyonu gibi geliyor.

Gelelim şarkı sözlerine. Genel olarak albümdeki şarkı sözlerinin çok iyi yazıldığını söyleyebilirim. Birçok sanatçının muzdarip olduğu editörsüzlük problemini Tarkan yaşamamış. Hiçbir söz, hiçbir Osmanlıca sözcük, hiçbir deyim ve atasözü sırıtmıyor, zorla şarkıya konmuş gibi durmuyor. Ancak şarkılar çok karamsar. Elbette ülkenin içinden geçtiği durumu kimse görmezden gelemez, ama Türkiye ve dünyadaki müzikal yeniliğe bu kadar uzak duran bir albümün sözlerin işlediği temalar konusunda ülkenin sorunlarına bu kadar batmış olması çok ilginç. Bu ağırlık albümün sonuna doğru iyice kendini gösteriyor. Kalpte Savaş, Çınar ve Sorma Gitsin o kadar ağır şarkılar ki, dinleyici üzerine çöken ağır hava ancak Enseyi Karartma ile biraz dağılıyor. Bu şarkı tek başına dursa fena bir şarkı olmazmış ancak bu üçünden sonra gelince sanki son anda “ya bu üç şarkı çok ağır oldu, arkasına bir tane oynak Tarkan şarkısı patlatalım” denmiş de yapılmış izlenimi veriyor. Kuantum 51 ismiyle dinleyiciye bir dinamizm, bir yenilik vadediyor ancak şarkıların temaları ne yazık ki buna izin vermiyor.

@tarkan

#kuantum51 #yenişarkı #newsong #yenialbüm #newalbum

♬ original sound – Tarkan

Şimdi söyleyeceğim şey sizi biraz şaşırtabilir ancak aslında Tarkan hiçbir şarkıyı değiştirmeyerek, sadece altyapı ve konsept değişikliğiyle bu albümü efsanevi bir şekilde piyasaya sürebilirdi. Nasıl mı? Tarkan bu albümü çok rahat ikiye bölebilirdi. Birinci kısımda hareketli şarkıları (yani “Yo”, “İllallah”, “Olay”, “Ayrılık Töreni” ve “Enseyi Karartma”) bir araya toplardı, Beyoncé’nin Renaissance’ta yaptığı gibi Türkçe pop tarihinin tek bir on senesinin üzerinden geçerek (mesela 70’ler) bilindik tınılarını yanına alırdı, belki Mabel Matiz’den ya da Sıla’dan hareketli bir şarkı daha alıp bomba gibi bir yaz albümü çıkarırdı, biz tüm yaz Tarkan dinlerdik. Sonbahara doğru da albümdeki slow’ları bir araya toplar, tamamen akustik bir altyapıya dümen kırar, belki bunların yanına bir Melike Şahin veya Sezen Aksu şarkısı ekler ve 2024’ün son çeyreğine sesi ve yorumuyla damgasını vururdu. Böylece hem eski günlerini hatırlatır, hem dünyadaki müzik piyasasında çalıştığı belli olan bir formülü uygular, hem de kendini sound ve müziğe yaklaşım açısından yenilerdi.

Yazıyı yine de ümitsiz bitirmek istemiyorum. Pop yıldızları tarafından şaşırtılmak benim ata sporum, umarım Tarkan’ın müzikal dünyası hâlâ yeniliklere açıktır ve bir sonraki albümde beni ve hayranlarını şaşırtır. Ancak o zamana kadar bir daha Kuantum 51’i bile isteye açar mıyım, bilmiyorum. Öyle görünüyor ki ben yine Karma’dan devam.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin