Ünlü yönetmen Tarsem Singh ile ikonik filmi The Fall üzerine bir sohbet
Konu, artık bir kült film statüsü kazanan epik filmi The Fall olduğunda Tarsem Singh’in kalbinde pişmanlığa yer yok. 77. Locarno Film Festivali’nden bağlandığı görüntülü konuşmamızda “Reklamcılıktan çok para kazandım, hepsini bu filme harcadım ve iş ancak evimi satmaya kadar gelince sakinleştim” diyor Hindistan doğumlu yönetmen ve bu kararını hiçbir zaman sorgulamadığını da ekliyor. “Bu film benim için ölümsüzlük yolunda bir bilet. Çocukluğumdan beri kendimi bir ateist olarak tanımlıyorum, umarım ben göçtükten sonra arkamda bırakacağım şey bu film olacak.”
Doktorunun uyarılarına karşı gelerek ameliyatından üç gün sonra varis çoraplarını kapıp kendini İsviçre istikametinde bir uçuşa atan Tarsem’in Locarno heyecanı, yaklaşık 30 senelik kariyerindeki tecrübelerine kıyasla bu sefer daha özel bir sebebe dayanıyor: 4K kalitesinde yenilenen film, vizyona girişinden neredeyse yirmi sene sonra ilk defa Locarno’da seyirciyle buluşuyor.
The Fall – Düşüş 2006 yılında sinemalarda izleyiciyle buluştuğunda yazılan eleştiriler, benim heyecanımı körükleyen hayranlıktan hayli uzak bir dile sahipmiş meğersem. “İnsanların Düşüş’ü övmeye ve önermeye başlaması neredeyse 15 sene sürdü. Belki eski eleştirmenlerden bazıları öldü, yenileri ilk defa izledi ve filmin kendilerine anlatılandan farklı olduğunu düşünüp aşık oldular. Şimdi de bu masal yeni bir hayata kavuşuyor.”
Başrollerini Lee Pace ve Catinca Untaru’nun paylaştığı filmde yaralanmış ve terk edilme acısı çeken dublör Roy, kırık kolu için hastanede tedavi gören Alexandria’ya fantastik bir masal anlatmaya başlar. Tarsem’in 28 farklı ülkede çekim yaparak rüyaların bile ötesinde bir görsel şölen sunduğu bu masal, zalim bir hükümdardan öç alan efsanevi kahramanlarla bezelidir. Parçası olduğu bu destansı öykünün karşılığında ise Alexandria, Roy’un kalp acısına son verebilmesi için gerekli ilaçları ona getirmelidir.
Roy’un masallarında hastane çalışanları haydutlar, korsanlar ve başka fantastik karakterlere bürünüyor ve bu masal Alexandria’nın engin hayal dünyasıyla hastanenin sınırlarından dolup taşıyor. Dünyanın farklı köşelerine seyahat ettiği reklam çekimleri sırasında daima Düşüş için mekan keşfine çıkan Tarsem, badanaya ihtiyacı olan bir kasabayı maviye boyayarak çekim izni aldığı “Mavi Şehir ”den, Escher’in bir sanat eserini andıran bir yeraltı merdiven boşluğuna kadar uzanan nefes kesici mekanları, Roy’un hayal ettiği kahramanlar ve onların serüvenlerine enfes bir eşlikçi olarak kullanıyor.
Tarsem’in nüktedan kişiliğine okuduğum ve izlediğim röportajlarından biraz aşinaydım. Dolayısıyla biraz heyecan, bir tutam da gerginlik ile “Ben film çıktığında daha dört yaşındaydım” bilgisini paylaşarak başlıyorum sohbetimize. Doğrusu, hayal gücümün mürekkebiyle zihnimde binbir türlü Düşüşler çekebildiğim bir yaşta olduğumdu oysaki, yani aşağı yukarı altı buçuk. Alexandria’yı canlandıran Romanyalı Catinca Untaru da, yaşı benimkine yaklaşmaktayken kendisini Düşüş’ün başrolünde buluyor ve film onun doğaçlamalarıyla tamamlanmaya başlıyor.
Tarsem’in filmi ancak 20 senede çekebilmesi de buradan kaynaklanıyor aslında. “Stüdyolardan para istediğimde, benden çekmek istediğim filmin senaryosunu isterlerdi. Ben de onlara senaryonun, ancak Alexandria’yı oynayacak kızı bulduğumda tamamlanabileceğini iletirdim.”
Hindistan’da büyüyen Tarsem, daha sonra sinema öğrencisi olmak için Los Angeles’a gidiyor. Kariyerinin başlarında Britney, Pink ve Beyoncé’nin “We Will Rock You” şarkısını söylediği efsanevi Pepsi reklamı, modern reklamcılık tarihine damgasını vuran Nike kısa filmi ve R.E.M.’in “Losing My Religion” müzik videosu gibi oldukça yüksek bütçeli projelere imza atarak bir servet biriktiriyor. Stüdyoların senaryodaki belirsizliğe burun kıvırması ve yönetmene sırtlarını çevirmesi ile de Tarsem, 30 milyon dolarlık film bütçesini tamamıyla kendi cebinden karşılama çılgınlığına girişiyor.
“Kimse bu filmi nasıl ele alacağından emin olamıyordu.” Barındırdığı finansal ve fiziksel zorluklarla beraber Düşüş’ün tamamlanması neredeyse 17 sene sürüyor. Bazı ülkelerin on sekiz yaş altı izleyici için uygun olmadığı yönünde derecelendirdiği Düşüş, zamanında çoğunlukla sektörün yanlış yönlendirmelerine maruz kalıyor. Herhangi bir görsel efektten veya yeşil ekrandan yararlanmadan, tamamen ekibin yaratıcılığı ve cesaretinden beslenerek çekilen bu başyapıta 2006’da yöneltilen yorumlar “sıkıcı” ve fazla hayalperest” olduğu kanısındaymış ve film, uzun süre boyunca sektörde kutuplaştırıcı bir proje olarak bilinmiş. “İnsanlar bu filmi ya çok seviyor ya da tamamıyla nefret ediyor. Düşüş bir Shawshank Redemption değil, herkesi mutlu etmek ve beğenilmek isteyen bir film çekmedim.”
Filmin restore edilmiş versiyonu, Tarsem ile konuştuğum günün akşamı ilk defa Locarno’da seyirci karşısına çıkacak. Zamanında bu kadar sert eleştiriler almış bu filmini tekrar sinema seyircisiyle buluşturmanın ona ne hissettirdiğini merak ediyorum. “İnsanların ne düşüneceğini önemli değil, ben kendim için buradayım. Belki bu şekilde yeni izleyicilere ulaşacağız ve filme bayılacaklar. Belki de nefret edecekler, bu benim için bir sorun değil. Yirmi sene sonra bile oldukça kutuplaştırıcı bir film ve umarım hep böyle kalır.”
Sohbetimizin sonuna doğru, Nisan ayında İstanbul’da gerçekleştirdiği soru-cevap seansını kaçırdığımı ve bu röportaj aracılığıyla kendisini yakalayabildiğim için ne kadar mutlu olduğumu paylaşıyorum kendisiyle. Dear Jassi gösterimine yetişemediğimden ötürü kendisini yakalayamadığımı söyleyince ise “‘Köpeğim ödevimi yedi.’ Beni ilgilendirmiyor. Bir dahakine orada ol.” diyor, gülüyor ve vedalaşıyoruz.
DÜŞÜŞ / THE FALL, 4K kalitesinde yenilenmiş versiyonuyla sadece MUBI Türkiye’de.