Ufukta gözükmüşken: 98. Oscar adaylarına yakından bakış
15 Mart Pazar’ı 16 Mart Pazartesi’ye bağlayan gece, 98. Oscar Ödülleri için geri sayım nihayet sona eriyor. 2025 yılı sinemasına damga vuran birçok film son defa konuşulacak: Oscar tarihinde en çok adaylık alarak rekor kıran Sinners, Norveç’ten Hollywood’a uzanan Sentimental Value, Paul Thomas Anderson’ın geniş kadrosuyla ses getiren filmi One Battle After Another ve daha niceleri… Gelin, ödül sezonunun bu son gecesine birlikte bakalım: En İyi Film dalında hangi yapımlar aday, bizi nasıl sürprizler bekliyor ve kimler gerçekten hak ettiği adaylığı alamadı?
Tüm adaylara buradan ulaşabilirsiniz.
Yarışının En Güçlü İki Adayı: Sinners ve One Battle After Another
Geceden kaç ödüllü ayrılacağı en çok merak edilen film şüphesiz Sinners. Aldığı 16 adaylık ile Oscar tarihinde bir ilki başaran ve böyle bir rekor kırması hiç beklenmeyen bir yapımla karşı karşıyayız. Creed ve Black Panther filmlerinde birlikte çalışan yönetmen Ryan Coogler ile oyuncu Michael B. Jordan’ı tekrar bir araya getiren filmi, bu sezonun en karmaşık filmlerinden biri olarak tanımlayabiliriz. Türlerin iç içe geçtiği Sinners; vampir temasıyla müzik, kültür ve gerilimi harmanlarken, özellikle ırksal eşitsizliğe metaforik bir yaklaşım sunuyor. Her ne kadar bazıları filmin bu karmaşasını başarılı bulsa da, rekor adaylıklar filmi birçok kişi için abartılmış hâle getirdi.
Sinners’ın en güçlü rakibi ise 13 adaylığıyla ikinci sırada olan One Battle After Another. Geçmişte birçok kez unutulmaz filmleriyle aday olmasına rağmen ödül kazanamayan Paul Thomas Anderson, bu kez gerçekten iddialı bir filmle şansını nihayet taçlandıracak gibi görünüyor. Leonardo DiCaprio’dan Sean Penn’e, Benicio del Toro’dan Teyana Taylor’a uzanan güçlü kadrosuyla, daha en başından dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Devrimci bir grubun üyeleri ve onları takip eden bir albay üzerinden modern toplumun çürümüş yapısını gözler önüne seren film, bazen fazla göze soksa da heyecanı hep dorukta tutmayı başarıyor.
Okuma önerisi – Çocuk yetiştirmek mi, hem de dünya bu haldeyken: One Battle After Another film incelemesi
İki filmi yan yana koyunca görüyoruz ki, teknik kategorilerde ve geniş kadrolarıyla öne çıktıkları için ana kategorilerde şansları en yüksek yapımlar bunlar. Belli ki gecenin büyük kazananı da bu iki filmden biri olacak; ancak diğer adayların nerelerde öne çıkacağını merak etmeden duramıyoruz.
Hamnet
Oscar ödüllü Nomadland ile hepimizin kalbinde özel bir yer edinen yönetmen Chloé Zhao, uzun bir aranın ardından sinemasına geri döndü. William Shakespeare ve eşi Agnes’in çocuklarıyla kurdukları aile hayatının ve henüz küçük yaşta kaybettikleri oğullarının ardından çifti saran zorlu yasın izlerini süren film, dramatik yapısıyla öne çıkarak izleyiciyi derinden etkiliyor ve bunun karşılığını toplam 8 Oscar adaylığıyla aldı. Adaylıklar arasında özellikle Jessie Buckley’nin performansı öne çıkıyor; bu yıl pek çok kategoride yarış oldukça çekişmeli geçse de, En İyi Kadın Oyuncu dalının şüphesiz kazananı o.
Okuma önerisi – Kayıptan sanata uzanan bir yol: Hamnet film incelemesi
Train Dreams
20. yüzyılın başında Amerika’nın hızlı dönüşümü içinde yaşamını sürdüren bir oduncunun sade ama dokunaklı hayatını merkezine alan film, tıpkı Hamnet’te olduğu gibi aile, aşk ve kayıp etrafında şekillenen bir yas anlatısı üzerinden duygusal derinliğini kuruyor. Netflix’te yayımlandıktan sonra beklenenden daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşan yapım, En İyi Film ve En İyi Uyarlama Senaryo kategorilerinde güçlü favoriler arasında görülmese de özellikle atmosfer kuran görselliğiyle En İyi Görüntü Yönetimi, Nick Cave imzalı orijinal şarkısıyla öne çıkan adaylardan biri.
Marty Supreme
Hem eleştirmenlerden hem de izleyicilerden büyük çoğunlukla olumlu yorumlar alan Marty Supreme, toplam 9 adaylık kazandı ve bu oldukça etkileyici bir sayı. Ancak filmin başrolü Timothée Chalamet’in son dönemde bale ve opera sanatına yönelik alaycı açıklamaları ile yönetmen Josh Safdie’nin ortaya çıkan set skandalı, belki bir ay önce desteklenen bu adaylıklara artık eskisi kadar heyecan duyulmamasına sebep oldu. Yoksa temposu hiç düşmeyen Marty Supreme hakkında iyi şeyler söylenebilirdi; ama şu aralar yarışmada onu övmek pek içimizden gelmiyor.
Sentimental Value
İki kız kardeş ile pek iletişim kurmadıkları babaları arasındaki inişli çıkışlı, bol hesaplaşmalı dinamikler üzerinden ilerleyen film, aile içi kırgınlıkların ve bastırılmış duyguların izini sürüyor. Norveç sinemasının en büyük temsilcilerinden biri olan Joachim Trier, Oslo, August 31st ve The Worst Person in the World gibi filmlerle kurduğu güçlü filmografisine bu yapımı da ekliyor. Ebeveynler ile çocuklar arasındaki mesafenin doğurduğu acıyı izleyiciye neredeyse fiziksel olarak hissettirmekte oldukça kararlı.
Trier bu filmle En İyi Yönetmen kategorisinde aday gösterilirken, senaryoyu da uzun yıllardır birlikte çalıştığı Eskil Vogt ile kaleme alarak En İyi Orijinal Senaryo dalında yarışıyor. Ödül sezonunun en sevindirici gelişmelerinden biri ise filmin dört oyuncusunun da adaylık elde etmesi oldu: Renate Reinsve, Stellan Skarsgård, Inga Ibsdotter Lilleaas ve Elle Fanning. Gerçi Skarsgård dışında ödüle ulaşmaları zor görünse de, performanslarının bu şekilde takdir edilmesi başlı başına sevindirici.
The Secret Agent
Ve son olarak, 97. Akademi Ödülleri’nde En İyi Uluslararası Film ödülünü kazanarak bu başarıya ulaşan ilk Brezilya filmi olan I’m Still Here etkisini sürdürürken, Brezilya sinemasının yeni güçlü adayını da gündeme getirmeliyiz. Filmin başrolünde yer alan Wagner Moura, bu sezonun en güçlü erkek başrol performanslarından birini sergiliyor. Kendi dalındaki güçlü rekabete rağmen, oyların diğer adaylara dağılmasıyla aradan sıyrılıp ödülü kucaklasa ne güzel olur! Politik gerilim türünün hayranları için kolayca favori hâline gelebilecek film ise En İyi Film, En İyi Uluslararası Film ve En İyi Oyuncu Seçimi dallarına aday gösterildi.
Sürpriz Adaylıklar ve Saf Dışı Kalanlar
Bu senenin en büyük talihsiz sürprizi ne mi? Her yıl En İyi Film kategorisinde seyirci dostu bir yapım görmeye alışığız, ama bu kez o film F1 oldu. Teknik kategorilerde adaylıkları anlaşılır; fakat En İyi Film? İşte orası tartışmalı. Sanki daha dün Emma Stone ve Yorgos Lanthimos’un sayısını unuttuğumuz iş birliklerinden biri ödüllendirilmiş gibi hissediyoruz ama yeni projeleri Bugonia da dört adaylıkla yarışa katılmış durumda. Yine de bu geceden eli boş dönecek gibi. Frankenstein ise genç oyuncu Jacob Elordi’ye kariyerinin daha başında bir Oscar adaylığı getirdi. Film tam 9 dalda aday ama ödüllerin daha çok teknik kategorilerden gelmesi muhtemel.
En İyi Kadın Oyuncu yarışında da küçük sürprizler var. Aday olup olmayacağı sezon boyunca konuşulan Kate Hudson beş adaydan biri olmayı başardı. Akademi’nin korku filmlerine mesafeli tavrına rağmen, Weapons filmindeki Gladys performansını görmezden gelememesi ve Amy Madigan’a En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu adaylığı vermesi hoş bir gelişme. 78. Cannes Film Festivali’nde kazandığı Altın Palmiye’nin ardından Jafar Panahi’nin It Was Just An Accident filmi de birçok adaylık elde etti ve geceyi eli boş kapatmayacak gibi.
Tabii her film ve oyuncu aynı şansı yakalayamadı. Paul Mescal, Hamnet’teki vurucu performansıyla; Chase Infiniti, One Battle After Another filmindeki güçlü çıkışına rağmen adaylık alamadı. Geçen yıl 10 adaylık elde eden ve hatta iki ödül kazanan Wicked’ın devam filmi Wicked: For Good ise bu yıl sıfır adaylıkla büyük hayal kırıklığı yarattı. Geçen yıl kaybettiği En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü bu kez alacağı düşünülen Ariana Grande’nin adaylık bile alamaması da cabası.
Okuma önerisi – Annelik, aşk ve delilik: Die, My Love film incelemesi
Bu yılın en tartışmalı sorularından biri ise şu: Hamnet haricinde kadın yönetmenler, senaristler ve filmleri nerede? Lynne Ramsay’nin Die My Love filmi tüm kategorilerde göz ardı edildi; kariyerinin en iyi performanslarından birine imza atan Jennifer Lawrence yok sayıldı. Mona Fastvold’un The Testament of Ann Lee, Eva Victor’un Sorry, Baby ve Nia DaCosta’nın Hedda filmleri aday olan yönetmen ve senaristlere göre gerçekten bunu hak etmedi mi? Tabii ki hayır. Ancak hepimiz biliyoruz: eşitlikten uzak geçen ödül sezonlarına artık şaşırmıyoruz. Yine de potansiyeli bu kadar güçlü filmlerin adaylar arasında kendine yer bulamaması insanın aklında soru işaretleri bırakmaya devam ediyor.
Tüm bu sürprizler, hayal kırıklıkları ve güçlü adayların ardından gözler artık ödül gecesinde. Conan O’Brien’ın sunuculuğunda gerçekleşecek ve bizde de Disney+’ta canlı yayınlanacak törende, bakalım Oscar heykelciğini kimler eve götürecek.