Çılgın bir mühendisin umut veren düşleri: Rose Adası’nın İnanılmaz Hikayesi

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Etrafındakiler ve toplum tarafından üzerine yağdırılan normlara uymaktansa bağımsızlığını ilan edip herkesin o pek çılgın bulduğu fikirlerini gerçekleştirmenin peşine düşen Giorgio Rosa, tüm mühendislik dehasını da yanına katarak İtalya’nın hemen dibine bir ada inşa ediyor. Rose Adası’nın bu inanılmaz gibi olan son derece gerçek hikayesi ise L’incredibile storia dell’Isola delle Rose adlı filmde anlatılıyor. Kafasına koyduğunu yapan bu çılgın adamın hikayesinde bünyeye iyi gelen, umut veren bir şeyler var.

Yaklaşık bir yıldır hayatımızın merkezinde olan koronavirüs, birçoğumuzun elinden ya tatil fırsatını aldı ya da tatilden duyduğu keyfi. Şimdi size garip ama harika bir teklif sunsam? Mesela tatil yapmak için kendinize ait bir adanız olsa ne hissedersiniz? Evet, bu ada tamamen size ait olacak. Hem de yine size özel bir dil ve para birimiyle birlikte… Bir yandan çılgınlar gibi eğleneceksiniz, diğer yandan da para kazanacaksınız. Ancak rüyalarda falan olur diyorsanız sizi tüm bunların gerçek olduğu hikayeyle baş başa bırakalım: 9 Aralık’ta Netflix’te yayınlanan Rose Adası’nın İnanılmaz Hikayesi, işte bizi böylesine akıl almaz olayların orta yerine götürüyor. Hayallerin tıkanıp, gerçekliğin hat safhaya çıktığı bu yaşanmış hikayede kahramanımız genç bir mühendis olan Giorgio Rosa. İdealleri için her şeyden vazgeçecek kadar kararlı bir mühendis hem de. Giorgio Rosa’nın gerçek hayat hikayesine dayanan filmin yönetmen koltuğunda Syndey Sibilia oturuyor. Filmin başrolü ise, Formula 1 efsanesi Ayrton Senna’ya olan benzerliği ile aklımıza kazınan Elio Germano.

1968 yılında öğrencilerin önderliğinde oluşan gençlik ayaklanmaları İtalya’yı da kasıp kavursa da aynı yıl mezun mühendis olan Giorgio Rosa adlı yaratıcı arkadaşımız kendisine biraz özgürlük, biraz da mahremiyet arıyor. Filmin başlarında, ünlü otomobil markalarını reddedip, okulda kendi elleriyle yaptığı arabayı kullanmayı tercih etmesi, nasıl bir karakterle baş başa olduğumuzun ilk sinyallerini veriyor zaten. Üniversite yıllarındaki biricik sevgilisi Gabriella da onu bu sıra dışı yaşantısından ötürü terk edince yalnızlığıyla baş başa kalıyor ve madem öyle görürüsünüz siz diyerek, hayatının her anına yayılmış o çılgın fikirlerini gerçekleştirmek için işe koyuluyor.

En büyük hayali bağımsızlık, ama her anlamda bağımsızlık. Ve bunu kendine ait bir ada inşa ederek yapabileceğini düşünüyor, planlar kurgulamaya başlıyor kafasında. Tüm bu fikirlerin ve planların arasından en makul olanı seçiyor kendine: İtalya’nın Rimini kentinden 6 mil uzakta, çelik ayaklar üzerine kurulu, 400 metrekarelik bir adacık yaratmak… Onun mühendislik bilgileriyle olmayacak şey değil ama tabii para lazım. Çok geçmeden kendi gibi kaçık mühendis arkadaşı Maurizio Orlandini’yi sermayesini bu işe yaratması için ikna ediyor neyse ki… Önündeki en büyük engel de böylece aşılmış oluyor. Maurizio’nun da yardımıyla çelikten adasını yapmayı başaran Rosa, sondaj çalışmalarını aksatmayıp adasına temiz içme suyu getirmeyi de başarıyor. Hayat şartlarının yükselişiyle oluşan popülerliği tahmin etmek zor olmasa gerek. Fakat işler başka yerlere de kayıyor.

Rudy Neuman adlı İtalya’da kaçak yaşayan bir pazarlamacı, bir gün bir partide tesadüfen adadan haberdar oluyor. Pazarlamacı dedik, artık siz düşünün… Başlangıçta sadece özgürlük amacıyla çıkılan yolda artık ticari girişimler de kendisini göstermeye başlıyor. Diğer birçok yapımda gördüğümüz gibi ekonomik gayeler beraberinde hiyerarşi çekişmelerini de getiriyor. Zaten başka mevzular da var. Ada uluslararası karada olduğu için egemenliği ilan etmek kolay olmuyor. İşin içine bağımsızlığını kazanma arzusu girince önce Birleşmiş Milletler, sonra da İtalya hükumeti olaya balıklama atlıyor. Bu minik çelik adayı kendisine bir tehdit gören İtalya işin ucunu biraz kaçırıyor olsa da hikaye aşkta kazanan bir kumarbaz hikayesi edasıyla son buluyor. (Evet, Rosa aşkta kazanıyor.)

Elio Germano’nun canlandırdığı Giorgio Rosa karakteri, bir insanın tüm zincirlerinden kurtularak bağımsız bir şekilde yaşayabilme mücadelesine tanıklık etmemizi sağlıyor. Kendini toplumdan sürekli soyutlama çabası ve normal olan her şeyi reddetme sevdası onu bu çelikten adaya kadar getiriyor. Rosa’nın hikayesinin, günümüz şartlarını da düşünürsek, ne kadar masalsı olduğunu belirtmeye gerek yok. Bu gerçekçi olmayan fakat gerçek olan hikayede Giorgio Rosa’nın istediği her şeyi yapıyor oluşu her şeyi özetliyor aslında: ‘’Ben öyle istedim ve oldu’’ diyen kararlı, belki hafif kaçık ama her halükarda sıra dışı bir adam var karşımızda. ”Anormal” gözüken düşüncelerinden dolayı ona toplumda söz hakkı tanımayanlara karşı kendinden emin duruşunu izlemek ise insanın üzerinde pozitif bir etki yaratıyor. Ailesiyle olan fikir uyuşmazlıkları, eski sevgilisi tarafından bir deli olarak görülmesi birçok insanı küstürecek şeyler olsa da Rosa üzerinde pek etkili değil. Yani uzun süre etkili değil diyelim. Bu arada bir not: Rosa Adası’nın kayda değer bir diğer etkisi de Birleşmiş Milletlerin karasu sınırlarını 6 milden 12 mile çıkarıyor oluşu.

Anlattığı hikaye kadar o hikayeyi nasıl anlattığıyla da ilgiyi hak eden bir film. Hele ki evlere tıkıldığımız şu günlerde, ”özgürlük” düşleri kurdurması ve pozitif mesajlar vermesiyle bünyeye çok iyi geliyor. Bir parça umuda hepimizin ihtiyacı var neticede.

Kapanışta ise son sözü, hikayenin baş kahramanı Giorgio Rosa’ya bırakalım:

‘’1968’de Fransa’da oluşan ayaklanmayla ilgili tek bildiğimiz şey daha iyi bir dünya için Paris’i yakmalarıydı. Bizse daha iyi bir dünyayı kendimiz kurmuştuk.’’

 

 

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin